Showing posts with label muzik. Show all posts
Showing posts with label muzik. Show all posts

New England'da hayat

Amerika'nin kuzey dogusunda bulunan 5-6 eyaleti iceren bolgeye New England deniliyor. Amerikan tarihinde yeri olan bir bolge. Ingiltere'den cok fazla goc almis ilk gocmenlerle ve onlarin bu bolgede etkileri cok fazla. Ingiltere'deki tum sehir isimlerinden bir tane de bu bolgede de var. Ve ben tam 1 yildir bu bolgede yasiyorum. 2011-2014 California macerasini kapattik ve Connecticut'a tasindik. Bakalim bu macera ne kadar surecek. Connecticut bugune kadar yasadigim yerlerden cok farkli. New York ve Boston gibi buyuk sehirlere yakin. Bu yuzden sehir hayati bekliyorduk. Ama kendimizi bir tur koyde bulduk ve dumur olduk. Hayatimda hic bu kadar kirsal bir bolgede yasamamistim. ABD'de yasadigim en cetin kisla yuzlestik ilk yil. -30 derecelerle imtihan olduk. Kasim'da kar yagmaya basladi (kizim 1 gunlukken), ve Mayis'a kadar kar kalkmadi. Allahtan her kisin sonunda bahar var. California'da mevsimleri ozlemistim ama aman Allahim bu kar kis mahvetti beni. Ustune bir de yeni bebek eklenince hayatim tamamen felc oldu.


Neyse yaz geldi, etrafa sacilmis gollere, goletlere hucum etti insanlar, gollerde cocuklar yuzduler, kumlarla oynadilar, insanlar kanularina/kayaklarina bindi. Herkes rahatladi. Hic bu kadar gol ve goletli bir yerde de yasamamistim. Yukaridaki golet evimizin hemen karsisinda. Kopegimizi sabah aksam yuruyuse buraya goturuyoruz. Ozellikle sabahlari, hava soguk olunca goletin ustunu sis kapliyor, buharlar cikiyor, cok fantastik goruntuler cikiyor ortaya. Baharda niluferler kaplaniyor golet ve tum yaz hergun yeni bir nilufer acmis oluyor. Niluferlerin hayatlari belki 1 belki 2 gun bu golette. Havalar isininca kurbagalar gorunmeye basliyor. Bizim kopek kurbagalari oyun arkadasi yapti, hummali bir kurbaga arayisi oluyor saatlerce, bulursa kaciriyor, onlar zipladikca bu da deliriyor, kuyrugu bir o yana bir yana salliyor da sallliyor neseden. Kisin golet tamamen donuyor ve buranin tuhaf insanlari -30 derece demeden buz balikciligi denilen aktiviteyle ilgileniyorlar. Golun ortasinda delikler aciyorlar ve saatlerce o sogukta balik tutmaya calisiyorlar.


Connecticut eyaleti kucuk bir eyalet sayilir, biz kuzey dogusundayiz. Yarim saatte Massachuesset'e gidiliyor, 1:5 saatte New Hampshire, Maine, Rhode Island, New York eyaletlerine gidilebiliyor. Bizim kucuk bir bebegimiz oldugu icin cok fazla gezemedik. 6 saat uzakta Kanada var, Montreal'e gitme planlarini bebegin duzenini bozmama adina yapmadik. Ayni sekilde Maine'deki Acadia milli parkina da gidemedik. Milli parka gidemegim bir yil oldu. Aslinda ben tek ben olsam, bolgenin altini ustune getirir, gorulmedik yer birakmazdim ama nerde o eski gunler. Yine de Boston'a defalarca gittim, New York'a gidip bebekle central park'ta uyuduk. Bebek 8 haftalikken New Hampshire'in PortSmith (asagidaki foto oradan) denilen bir sehrine gittik. Rhode Island'da New Port'a gittik, acaba buradan ev mi alsak diye dusunduk. New Haven'e gidip Yale'i ziyaret ettik. Etraftaki kucuk kasabalara gittik firsat buldukca. Biraz tadina baktik yani New England'in.


Yazin kisa olmasina ragmen bahceli bir evde oturdugumuzdan, ben bu sene kendime bostan yaptim, domates, biber, pancar, roka, feslegen ve tonlarca kale yetistirdim. Bahceyle ugrasmak, topraga dokunmak cok zevkli. Bahcecilikte tecrube istiyor, gelecek sene bazi seyleri farkli yaparak verim artirmayi dusunuyorum. Maalesef bebek dogdu dogali iki-ucten fazla film izlememisimdir. Ama ilk kez Connecticut'ta drive-in denilen arabayla gidilip film izlenilen bir sinemaya gittim ve Inside-Out'u izledim. Ben cok begendim filmi. Beynimdeki joy molekullerinin artisini yapmam gerektigini anladim filmde. Onun haricinde kultur sanat olaylarim sifira yakin. En fazla bebekle muzik dinliyoruz, bebek kitaplari okuyoruz, bebekle dans ediyoruz. Kutuphaneleri kesfediyoruz, oyunlar oynuyoruz. Bu da hayatin baska bir boyutu ve bebekle zaman gecirmek cok zevkli.

Bu bolgede yaptigimiz en ilginc aktivite, old Sturbridge village denilen bir koyu ziyaret etmekti. 1800'lu yillarin Amerikan hayatini yansitiyor. Koy acik hava muzesine donusturulmus, gonullu insanlar da o zamanin kiyafetleriyle ortalikta dolasiyor. Herkesin birbirini tanidigi cocuklarin koy meydaninda oynadigi bir yerde yasamak istedim bu koyu ziyaret ettikten sonra.

Ve mevsimler var. Sonbahar tum coskusuyla, renkleriyle beni buyuledi. California'da buram buram ozledigim sonbahar'a kavustum. Sonbahar uzun zamandir dokunmadigim SLR'imi alip fotograf cekmemi sagladi. Gercek fotograf makinesi ile kareler cekmek ne zevkli. Fazla telefon kullandim gecen sene sanirim. Artik makinemi biraz daha fazla katacagim hayatima.




Sonsoz: Bu yaziyi ilk yilin sonunda yazip tamamlayamamistim. Bu yazinin ustunde 2 yil gecti ve biz Kaliforniya'ya geri donuyoruz. Yazinin devamini Connecticut'a veda altinda yazacagim.

here we go again

Hayat sadece sonbahardan ibaret olsa...
Yapraklar kizarsa sararsa...
Disarida mavi bir gokyuzu olsa...


Gunes kizdirmadan isitsa...
Sari-kirmizi ormanlarda yuruyus yapsam...
Arabamla kaybolsam iki yani agacli yollarda...


Yavaslayip nefes alsam...
Yasadigim icin sukretsem...
Tekrar sonbahara kavusmak istesem...


Here we go again calsa arabada...


Sonsoz: Sonbahar seni seviyorum, hep sevecegim, mevsimlerden en cok seni sevecegim.... Fotograflar gecen sene Connecticut'tan, 2 yildir yasadigimdan eyaletten.

Ilkler ve tekrarlar

Anne-baba olmanin en keyifli anlari kucuk bir insanin ilklerine sahitlik etmek. Onun ilkleri, onun basarisi. Ama bizim anilarimiz. O hatirlamayacak ilk emeklemesini, ilk adimlarini, ilk kelimelerini ve daha nice ilklerini. Ama bizim gozumuzun onunden gitmeyecek cogu ilki belki de. Belki de gidecek kimbilir, insanoglu bu, herseyi unutur.


(Resim: Picasso, Ilk Adimlar, Yale Muzesinden, gorunce etkiledi beni, elinden tutup onu yuruttugumden. Annenin gozunde sevgi ve sabir varken, cocugun kocaman gozlerinde heyecan ve sevinc oldugundan.)

15 aylik oldu kizim ve onunla gecirdigim birebir zamanlarda beni hep sasirtiyor. Yeni bir becerisini ortaya cikariyor. Eger uzun zamandir beceremedigi bir beceri ise gururla kendini alkisliyor. Kendisi de mutlu oluyor bu basariyla. Babasi yanimda degilse, bugun ilk kez sunu yapti diye rapor ediyorum ona hemen. O da bana. Bugun kuslari kovaladi ilk kez diyor, kaykaydan kendi basina kaydi diyor, ilk kez Cin yemegini cubuklarla yedi diyor. Ben ona ilk kez sekillerini kutusuna koyabildi diyorum, ilk kez beni optu, ilk kez opucuk atti, ilk kez evi supurdu elimden supurgeyi kacirip....

Bir de binlerce kere yaptigi seyler var. Nasil zevk aliyor anlatilmaz ayni seyi tekrar tekrar yapmaktan.  Battaniyesini ustune ortup uyuma taklidi yapiyor defalarca, defalarca... Bazi kitaplari var mesela. Ozellikle ordek iceren kitabi. O kitabi kac defa okudum bilmiyorum. Her defasinda tum ordekleri bana gosteriyor ve oodekk diye bagiriyor. Sanirim 1000 kez okumusumdur. Merdivenleri iniyor, cikiyor, iniyor, cikiyor, donguye giriyor. Tas topluyor, gole tas atiyor, sonra tekrar tas topluyor, sonra tekrar, tekrar... O motor becerilerini gelistiriyor, dunyayi kesfediyor, beynine kaziyor yenilikleri. Guluyor, egleniyor. Biz onun kesiflerine sahitlik yapiyoruz.

Calisan anne olarak maalesef kendime ayiracak zamanim kalmadi. Is disindaki hayatimda sadece bebek kitaplari ve bebek muzikleri ve oyunlar var. Allahtan arada bir soyle bebek albumlerine denk geliyorum da benim ruhum biraz besleniyor. Yo-yo Ma ve Bobby Mcferrin'in Hush albumunden Andante.




Sonsoz: Bir insanin buyumesine sahitlik yapmak cok zevkli, ona hayat yolculugunda yoldaslik yapiyoruz, o da bizim kendi yolculugumuzda kendimizi biraz daha kesfetmemizi sagliyor. Iyi ki varsin yavrucum.

gunun muzigi, Marjan Farsad

Khooneya Ma Our home is far away behind the patient mountains Behind the golden plains the empty deserts Our house is across the water across the impatient waves Behind the cedar forests in a wish in a dream Behind the blue ocean behind the pear gardens Across vineyards, the bee hive our house is behind the clouds the gloom of us the end of the wet roads behind the rain behind the sea Our house has a story cherries and pistachios tree Behind his warm laughter people got tired We had a happy home red fish in his pond Playing football in its lanes our home has cute cats Our home is warm and friendly on the walls old photos Photos of playing on the balcony seaside vacation on summer Photo of that rainy day with a hatred and a suitcase Leaving the nice and kind people

Avishai Cohen Trio - Remembering

Cok seviyorum bu ezgiyi, Avishai Cohen'i de cok cool buluyorum. Ses tonu hos.

Sesine, sazina, gonlune saglik

Ah be Neset Ertas, daha dun aksam bir zamanlar Anadolu'da filminde o bozkir goruntuleri esliginde yanik sesinle iclendim. Tum turkulerini sevdim. Hem bu gurbet elde, hem buraya gelmeden once gozlerime yaslar dizildi seni dinlerken. Acili yasamin, sevdalarin sesine de sazina da yansidi.

Hangi turkusunu paylassam ki: Gonul Dagi, Hata benim Gunah benim suc benim, Yazimi kisa cevirdin, Bir ayrilik bir yoksulluk bir olum mu... Daha cok dinleyecegim seni, omrum oldukca. Seninle dertlenmeye devam edecegim...
Nur icinde yat ustad...

saplantili muzik-damdaki kemanci

Bazen boyle oluyor. Saplantili bir sekilde kendimi ayni parcayi dinlerken buluyorum. Dinlemedigim zamanlarda ise ya ezgisi ya sozleri dilimde. Bir ara o kadar cok Bohemian Rhapsody'yi dinledim ki artik duydugumda eskisi kadar mutlu etmiyor beni. Bilmiyorum nedeni ne bu saplantili sekilde ayni sarkiyi dinlemenin.


Bu haftanin saplantili sarkisi damdaki kemancidan "to life to life l'chaim" idi. Bu hafta 100 den fazla dinledim bu sarkiyi. Bugun artik kusma asamasindayim. Ama hala dinleme istegi var icimde.

 

Bu sarkiyi dinlerken damdaki kemanciyi daha once izlemedigimi farkettim. Sadece filmdeki unlu sarkilari biliyorum "Ah bir zengin olsam gibi". Bu yuzden, bu hafta oturup 1971 yapimi damdaki kemanciyi izledim. Filmin atmosferi cok hos. Tam bir donem filmi. Oyunculuklar sehane. Rus isgalinin altinda bir yahudi koyunun yasam sekli, gelenekleri anlatilmakta. Teyve, bes kiz babasi, sutcu, fakir. Ayni zamanda Nasrettin hoca gibi sozu gedigine koymanin ustasi. Kizlar yuvadan teker teker ucmakta. Iyi gunde kotu gunde birbirinden kopmayan koy halki, Ruslarin emri ile birbirlerini gormemecesine gocuyorlar topraklarindan. Insanin tum yasamini gecirdigi, binlerce aniyi biriktirdigi topraklardan surulmesi pek aci. Sonu huzunlu bitse de genelde neseli bir film.

Filmde sevdigim sarkilardan biri, Sunset-Sunrise. Genelde dugun torenlerine karsiyimdir, benim icin anlamsiz bir seramoni. Ama bu sahne ile, anne babalar icin o seramonini onemini biraz kavradim.

Su sarkida, Sevdikleri topraklardan uzakta yasayanlar icin gelsin.



Sonsoz: En iyi muzikal filmlerden biri damdaki kemanci. Ask, hasret, ayrilik, gozyasi var. Ama daha otesinde "baskalari" ile empati kurmamizi sagliyor bu film. Topraklarindan zorla surulen, mubadeleler sonrasi yasamlari altust edilen "digerleri" de bizim gibi ve biz de digerleri gibiyiz....

flash mob

Su flash mob'lara bayiliyorum. Kendimi boyle basarili bir flash mob'un icinde aniden bulmak istiyorum. Her ne kadar bu videoda izleyenler olayi pek anlamamis gibi gozukse de. O gun yuzumden gulumseme eksik olmaz herhalde.

adaptasyon

Bu aralar pek yazamiyorum. Yeni bir ise basladim, yeni bir sehire tasindim. Eski evimi, eski sehrimi, arkadaslarimi ve eski hayatimi geride birkatim. Yeni bir sayfa actim hayatimda. Ayni sehirde bile bir evden baska bir eve cikmak koklu bir degisiklikken, 3850 km batiya gitmek kat be kat degistirdi yasamimi. Arabayla asagidaki su yolu katettim 8 gunde. Gormek istedigim birkac dogal parki gordum.Cok guzel bir yolculuktu. Keske daha uzun zamanim olabilseydi. Yol maceralarimi bir baska yaziya birakiyorum.


Tasinmam her ne kadar Amerika'nin icinde de olsa baska bir ulkeye gelmis gibiyim. Daha onceki yasadigim sehirden cok farkli bir yer burasi. Farkli bir eyalet oldugu icin trafik kurallari bile farkli. Oncelikle dogasi Louisville'e gore cok fakir. Orta bati cok yesildi. Evimden 5 dakika uzaklikta cennet gibi dogal parklar vardi. Dort mevsim vardi. Burada ise neredeyse tek mevsim var. Yaz kis hava sicak. Son dort aydir birkac kez yagmur yagdi. Onun haricinde hep gunluk guneslikti. Tabii ben bu durumu cok sikici buluyorum. Tepelikli bir sehir. (Asagidaki iki  fotografi gecen bahar burayi ziyaret ettigimde cekmistim.)


Bu tepeler kupkuru. Tek yesil olan sey uzum baglari. Sehrin en onemli gecim kaynaklarindan biri sarapcilik. Pek cok yerli turist geliyor buraya saraplari yuzunden. Tepeler sadece subat-mart aylarinda biraz yesilleniyor. Tarim anlaminda seviyorum burayi yalniz. Nar, limon, portakal, zeytin agaclari tum evlerin bahcelerini susluyor. Dalindan koparilmis limon gibisi yok.


Dogasi haricinde insanlari da Louisville'den cok farkli. Benim eski sehir siyah ve beyaz diye ayrilmisti. Burasi Asyali, Meksikali, Hintli cogunlukta. Pek siyahi insan yok. Gecen hafta liseler arasi bir bilgi yarismasinda gonullu olmustum. Ogrencilerin cesitliligi, bolgenin cok renkliligini cok iyi yansitiyor. Neredeyse beyaz Amerika'li yok. Tr'de Amerika denince boyle goruntuler pek hayal edilmiyor. Ama Amerika tum dunya milletlerinin karistigi bir mozaik.




Yeni ev olayina gelince, daha dusuk kalitede bir yere Louisville'de odedigim 3 katini oduyorum. Kaliforniya'ya hosgeldin mesaji ucuk ev kirasiyla veriliyor.  Bu kadar parayi verip kucucuk karanlik bir evde oturmak sinir bozucu. Kaliforniya ABD'nin en pahali eyaleti ev konusunda. Benzin fiyatlari konusunda da oyle. Kaliforniya'nin diger bir kotu yani ise Turkiye'yle olan zaman farkli. 7 saatlik fark 10 saate cikti. Ailemle olan telefonlasmalarimi cok kisitlandi.


Yeni is konusuna gelince, doktora ogrenciliginden sonra mesai saatleri ile calismak bunyeye soguk dus etkisi yaratiyor. Doktora surecinde biraz kendi ozerkligimi ilan etmistim, pek karisanim gorusenim yoktu. Istedigim konuda, istedigim saatte, istedigim yerde calisiyordum. Tabii bu duzensiz bir hayata tekabuldu. Sabahin 6-7 sinde uyudgum oglen 12-1 gibi kalktigim cok oldu gecen sene. Cok problemli bir uyku duzeni. Yapmak istedigim cogu seyi yapamiyordum. Sosyal hayatim altust olmustu. Beynim aksam 11'den sonra calismaya basliyordu. Sabahlara kadar oturuyordum.


Simdi ise hayatim sabah 7'de basliyor. Aksam 6'ya kadar isteyim. Sonra yemek yuruyus derken gun bitiyor. Gece 11:30'da gozlerim kapaniyor. Yeni bir is oldugundan cok fazla ogrenmem gereken sey var. Bazen cok yoruluyorum. Aksam ne bir sey okumak ne bilgisayari acmak geliyor icimden. Pek film izlemiyorum artik. Haftasonlari ise goz acip kapayana kadar bitiyor. Zaman yonetimi sorunum var. Is yerindeki arkadasliklar ise gayet resmi. Okul ortamindan cok farkli. Yuksek beklentiyle baslayinca biraz hayal kirikligi oldu. Ama artik is yerinde arkadas edinme hayallarim yok. Louisville'de o kadar tanidik bildik insandan sonra, yeni bir yerde kimseleri bilmemek pek sorunlu. Okul ortaminda hic caba harcamadan ortak zevklerinin oldugu cok fazla insanla tanisma firsatim vardi. Zamanla arkadasliklar dostluklara donusmustu. Burada arkadasliklara sifirdan baslamak pek yorucu. Insanin herhangi bir maske takmadan bir iki laf edecegi birisini bulmasi pek zor.

Bu aralar radyoyu her actigimda Adele'in Rolling In the Deep'i cikiyor. Sabahlari denk gelince radyonun sesini sonuna kadar acip dinliyorum. Enerji icecegi etkisi yaratiyor. Kaliforniya'yi,yeni bir isin ilk aylarini bu sarkiyla animsayacagim.

   

 Sonsoz: Biraz gunluk tadinda bir yazi oldu. Bol fotografli baska yazilarin sozu ile bitireyim.

Bir yaz gecesi

Bu yaz ne tatil, ne deniz, ne Turkiye, ne aile var. Yalnizca calismak, daha cok calismak, bunalmak, beynin grevlere gitmesi var.  Sicak, nemli, yemyesil Louisville gecelerinde atesbocekleri var, hanimeli kokusu var, yasemin kokusu var. Evde Sertab'dan Bahcede sarkisini dinlemeler var. Bu sikintili yazi bu sarkiyla animsayacagim.

ohhh vooohmaaannn

Gunun dilime pelesenek olan sarkisi Kaybedenler Klubunden. Soundtrack albumu blues agirlikli pek bir leziz olmus. My Woman haricinde, Wake ve Get misunderstood da hic fena degil.

Fena yakaliyor, bagimlilik yapiyor. Ohhh womannn diyorum sabahtan beri. Hem kizin, hem oglanin ses tinisi cok hos.




Kaybedenler Klubu de film olarak fena degil. Istanbul manzalari, Kadikoy sokaklari, yeni cagin iliskileri, yeni cagin Turk erkekleri ("gitme" diyemeyen) iyi yansitilmis. Bu yeni cagin Turk erkekleri daha coook kiz kaciracaklar ulkeden.

Ben Istanbul'lu olmadigim halde Kadikoy sokaklari en zevk aldigim, rahat ettigim yer Istanbul'da. Istanbul'da cogu zamani orada gecirenler icin daha bir cagrisimli olabilir film.

haberin var mi?

Bazi gunler kafamin icinde calinan sarkilar esliginde uyaniyorum. Kim seciyor bu sarkiyi gece boyunca kafamda bilmiyorum. Bu sabah kafamin icinde tekrar tekrar calinan sarki "haberin var mi" idi. Fikret Kizilok'un neredeyse 20 yildir faniyim. Bilmedigim sarkisi yoktur. Bu da iclerinde en sevdiklerimden. Giriste celloyu cok seviyorum. Sonrasinda gelen Orhan Gencebay tarzi nagmeyi de. Bagirarak soylemeyi de. Icimden de gunun sarkisi modunda paylasmak geldi.

Ahmed Arif'in sozleri Fikret Kizilok'un muzigiyle Haberin var mi gelsin!!!



Buyuksun Fikret Kizilok!!!

Doga'dan ezgiler

Bu hafta okulun muzik bolumunun bir konserine gittim. Kizilderili flutleri calan bir grubun konseriydi. Dogrusu umdugumdan cok daha fazla zevk aldim.Grubun ismi Branches Breath'di. "Dallarin Solumasi" gibi siirsel bir isim.



Konser boyunca en az 50 cesit flut caldi grup uyeleri. Her parcada degistirdiler flutleri.  Flutlerin hepsi agac dalindan yapilmaydi.


Grup uyelerinden biri, Kizilderililerin flutu kesfedis oyksusunu anlatti. Hikaye soyle: Bir tane Kizilderili delikanli obalarindan bir kizi sever delicesine. Kizin dikkatini cekmek icin herseyi yapar. Tum yarismalara katilir, avlanir. En guclu erkegin kendisi oldugunu kiza gostermek ister. Ama nafile. Kiz oglana bir turlu yuz vermez. Yuregi bu sevdanin altinda ezilirken bir agacin altina oturur. O sirada bir agackakan bir dal dusurur ve ona bu dali yuregindeki tum sevdayi uflemesini soyler. Delikanli ilk denemesinde pek bir ses cikaramaz, ikincisinde biraz cikartir. Kus tum yuregiyle calmasini ister ve daldan dertli nagmeler dokulmeye baslar. Bu arada da kizimiz su doldurmaya nehre inmismis, su doldururken bu muzigi dinler. Ve boyle bir yurege o da asik olur. Delikanli kizin gonlunu kazandiktan sonra bu dal parcasini gomer. Ilk yapilan cogu flut kisisel bir hikayenin parcasi oldugundan gomulmus. O zamanlarda yapilan flutler yok olmus.

Konser sirasinda bol bol da Kizilderili yasam felsefesinden ornekler iceren slaytlar gosterdiler. Slaytlarda kartalin onlar icin degerini ogrendim. Kartal, gokyuzunde en yuksege uctugundan tanriya en yakin kus olarak kabul edilirmis. Bu yuzden de herseyde bir kartal figuru var. Kurt aile yasaminin semboluymus. Ayi is anneligin sembolu.



Bu arada bu grup gecen sene Konya'da duzenlenen Mistik Muzik festivaline katilmis.Konyadaki dinletilerinden de soyle bir video paylasayim.



Mevlananin su dizelerine yer verdiler gosterilerinde:
"Biz çengiz ve sen çalıyorsun.
İnleme bizden değil, sen inliyorsun.
Biz ney gibiyiz ve bizdeki ses sendendir.
Biz daÄŸ gibiyiz ve bizdeki ses sendendir.
Biz kazanmada ve mat olmada satranç gibiyiz.
Kazanmamız ve kaybetmemiz sendendir."

Dogrusu ingilizce versiyonu daha guzel:
We are as the flute, and the music in us is from thee;
we are as the mountain and the echo in us is from thee.

We are as pieces of chess engaged in victory and defeat:
our victory and defeat is from thee, O thou whose qualities are comely!

Who are we, O Thou soul of our souls,
that we should remain in being beside thee?

We and our existences are really non-existence;
thou art the absolute Being which manifests the perishable.

We all are lions, but lions on a banner:
because of the wind they are rushing onward from moment to moment.

Their onward rush is visible, and the wind is unseen:
may that which is unseen not fail from us!

Our wind whereby we are moved and our being are of thy gift;
our whole existence is from thy bringing into being."

Benim favori grup elemaninimdan da su parcayi paylasayim:



Grubun myspace sayfasi iste su

hayat gulerken aglatir

hayat gulerken aglatir, severken ihtiyarlatir.... gonul sever sever bikar, gonul gonulleri yikar

Seyyan hanimdan gelsin!!!


Hazir eskilerden bu tangoyu yayinlamisken, dun aksam gittigim Tango Fire Company grubunun muthis performansindan da bir videoyu yayinlayim. Gosterilerini zevkle izledim. Teatrel tarzda bir dans gosterisiydi. Astor Piazzola'un,Juan Carlos'un muzikleriyle Arjantin tangolari yaptilar. Cok tutkuluydu danslari. Nedense tango nostaljik bir hava yaratiyor bende ve aski hatirlatiyor. Ama tangodaki ask boyle huzurlu bir iliskinin aski degil. Boyle tutkulu, kavgalarla, kiskancliklarla dolu bir ask olmali.



Her neyse tango guzeldir, hicbir zaman boyle dans edemeyecegimi bilmekse aci!!!

(Yasakli blogspot'da yazip, neredeyse 3 yil yasakli kalan youtube videolari yayinlamak!!! Her yasakta benden daha da uzaklasan bir ulke!! Dusunce ozugurlugunun olmadigi, yayin ozgurlugunun olmadigi, gazetecilerin hapiste oldugu, bloglarin yasaklandigi, insanlarin yaraticiliklarinin kosteklendigi, insanlarin kendi dilinde konusmasinin yasaklandigi, gencecik kizlarin tore cinayetleriyle olduruldugu bir ulke.  Elveda Turkiye okurlari. Sizlere evlilik programlari ile dolu tv kanallariyla, magazin haberleri ve basi kesilen genc kiz haberleri ile dolu gazetelerle bol sabirlar!!! Belki birgun hepinizle ozgur bir ulkede tekrar bulusuruz ve tango dinleriz!!! )

Blue Valentine

Son zamanlarda izledigim en etkileyici filmdi. Bazi filmlerde ilk dakikadan o filmin cok ozel oldugunu hissediyorsunuz. Bitmesini istemiyorsunuz o filmin. Ya da tekrar tekrar izlemek istiyorsunuz. Iste bu da o filmlerden biri benim icin. Eternal Sunshine of Spotless Mind'daki benzer duygulari uyandirdi film bende. Cok gercekci. Filmin gercekcilikligini artirmak icin, oyuncular filmin cekildigi evlerde birlikte yasamislar.


Evliliklerin sonuna gelmis bir cift, birbirlerini seviyorlar ama cok sey tukenmis. Kadin adamin yuzune bakamiyor artik. Adam kadinin her dedigini yanlis anliyor. Erkek daha bir duygusal, kirilgan bu iliskide.Baba olarak eglenceli, oyunlarla dolu. Evliliklerini kurtarmak icin cabaliyor. Ama kadin kafasinda bitirmis artik. Bosanma kararlarinda cok gercekci bir gerilim var.


Tabii film sadece bitme surecini degil, iliskilerinin baslama surecini de anlatiyor. Aralarinda sevginin ne kadar ozel oldugunu goruyoruz. Cok ozel bir adam ve cok guzel bir kadin arasindaki iliski.

Basollerdeki Ryan super bir oyunculuk sergilemis. Half Nelson ve Lars and the Real Girl'de de basariliydi. Biraz daha siradisi filmlerde oynamayi tercih ediyor sanirim. Michelle Williams'da kendi karakterini cok iyi oynamis. Bu kizin yuzune Heath Ledger'in olumunden sonra bir huzun coktu, ya da ben oyle goruyorum artik.

Filmin muzikleri de super. Birbirlerinin sarkisi olan "you and me" iste burada.



Sonsoz: Iliskiler uzerine aci tatli bir oyku. Ben cok sevdim. Bagimsiz tarzda filmlerden hoslaniyorsaniz siddetle tavsiye ederim.

Bana Bana Gel ve Lacin

Azerbaycan sarkilarini pek bir severim. Gecenlerde Skruk adli Norvec korosunun hazirladigi bir albumle karsilastim. Azerbaycan sarkilarinini koro esliginde seslendirilmeyisiyle olusturulmus bir album: Skruk&Azerbaijan song. Benim favori sarkilarim Bana Bana Gel ve Lacin. Buraya koyamadim, youtube'a gidip dinlemek gerek. 


Sanirim Lacin turkusunun, her turlusunu pek seviyorum. Ilk Ezginin Gunlugunden sevmistim bu sarkiyi, hala da onlarin yorumu benim icin ayri bir guzel. Ezginin gunlugu'nun Alagozlu Yar albumleri, Azeri muzigin zirve yaptigi bir album. Tum sarkilar birbirinden guzel bu albumde.


Lacin'in sevdigim bir diger yorumu is Etnika grubundan. Etnika grubunun Sinan Ayyildiz'i harikalar yaratiyor sazda. Lacin yorumlari da pek leziz:



Bana Bana Gel'i ise, ilk Aziza Mustafa Zadeh'den dinlemistim. Bagimlilik yapmisti bu sarki. Tuhaf bir sarki aslinda ama seviyorum iste. Skruk'un Bana bana gel'i ile Aziza'nin ki cok farkli. Bence ikisi de guzel.  Iste Aziza'nin yorumu:



Bir Azeri muzik programinin da sonuna gelmis bulunuyoruz.

Nodame Cantabile

Katildigim konferanslardan birinde animasyon filmlerinden bahsediyorduk yanimda oturan arkadasla. Icinde savas olan mangalari sevmedigimi soyleyince bana Nodame Cantabile'yi tavsiye etti. Ben de manga sever biri olarak basladim seyretmeye.
 Filmin bas karakterleri konservatuar ogrencileri. Nodame tum ruhuyla piyano calabilen bir yetenek. Ust siniflarlardan Chiaki sef olmak isteyen cok yetenekli, cok cekici, yakisikli biri. Chiaki Nodame'yi calistirirken ikisi arasinda ask doguyor. Dizi boyunca bol bol muzik dinliyorsunuz, akillica laflar isitiyorsunuz. Calinan muzik parcalari en iyi yorumcular tarafindan yorumlanmis. Muziklerinden cok keyif aliyorum.


Cok rahatlatici bir manga serisi. Muzikler calinirken ben baska islerle ugrasiyorum bazen. Bir yaniniz hala Japon cizgi filmlerinden hoslaniyorsa siddetle tavsiye ediyorum.
Iste kucuk bir bolum youtube'dan ( youtube acilmis galiba, vatana millete hayirli olsun. )

umay umay

Bu aralar yataktan yogun argin kalkiyorum. Kendime gelmek icin Turk pop muziginin iyi geldigini kesfettim.  Ozellikle benim lise yillarimda cikan sarkilari dinleyip onlara eslik edince beynim biraz kendine geliyor, uyanip hareketleniyorum. Youtube'da bir sarkidan digerine atliyorum. Ne kadar guzel sarkilar varmis benim lise yillarimda ve bu sarkilar benim beyin kivrimlarima nasil yerlesmis. Hepsini ezbere biliyorum ama son bes yilda cikan hicbir Turk pop sarkisini ezbere soyleyemiyorum. Oyle cok begendigim bir sarkiya da hic denk gelmiyorum son yillarda.


90'li yillarin sarkilari arasinda gezinirken Umay Umay'in hareket vaktine rast geldim. Youtube linki surada. At arabali ile cektigi klibi pek severdim zamaninda. Dusmedim daha parcasinda ise Mete Ozgencil'in o derin sesini ve yuz ifadesini pek begenirdim. Sanirim sozlerden ziyade bu parcanin muzigini seviyorum.Lise yillarimda benim de Umay Umay gibi kisacik saclarim, tombis bir yuzum vardi. Belki o yuzden ilgiyle dinlerdim onu. Simdi saclar uzadi, o tombisligim de pek kalmadi, aramizda da pek bir benzerlik kalmadi.

                                                   (Zehir orani sifir)


Muziklerinin yaninda Umay Umay fotografci da. Belki cogu insan bilmiyordur. Fotograf sergileri falan acti zamaninda. Fotograflarlarinda siyahi,beyazi ve kirmiziyi agirlikla kullaniyor. Karanlik, huzunlu, dusunduren fotograflari var sarkilari gibi. Fotograflarin kurgusuna cok emek verdigi belli. Fotograflarina verdigi isimlerle, fotograflar daha da dusunduruyor kendilerini. Mesela asagidaki fotografin adi: " God is still motionless" ve benim Umay Umay fotograflari arasindaki favorim.


Bu posttaki tum fotograflar Umay Umay'indir.

Kendime not: Oyle nostaljik takiliyorum su sonbahar ogleden sonrasi, disarida sararan yapraklar, kendini bir gosterip bir kacan gunes, gozlerimin onunde okul donusu  bahceli evimizde tarhana-tursu hazirlarken buldugum annem, bilgisayarimda Turkce sarkilar. Bitirmem gereken bir doktora, kacirilmamasi gereken bir sonbahar. Louisville'deki son sonbahar!!!

Istanbul'u dinliyorum

Bu fotografi Besiktas'ta cektim. Hosuma gidiyor bakmasi. Kendimi Besiktas'ta oturdugum o bankta Istanbul'u izliyor gibi buluyorum. Denizin kokusu, balikcilarin dingin dingin denizi seyretmesi, ortalikta dolasan kedileri hatirliyorum. Bir yaz gecti ben Istanbul'daydim ama simdi yine uzaklarda....



Bu fotografi ise Eminonu'nde cektim. O kalabalik, Eminonu'nun hic biryerde bulunmayan farkliligi, aksam saati kosusturmasi.



Bunu ise tabii ki Istiklal'de cektim. Dunyanin farkli sehirlerinde cok kalabalik caddelerde yurudum bugune kadar ama Istiklal'deki kalabaligi, canliligi pek bir yerde gormedim. Dogrusu beni yoran bir kalabalik bu. Istanbul'a her gittigimde giderim Istiklal'e bir kez. Ama bir daha gitmeye enerjim ve istegim kalmaz.



Bu seferki Istiklal ziyaretimde tramvay arkasina bir rock grubunu takmis bir sekilde yolcu tasiyordu. Yaninizdan tramvay gecerken bir yandan rock muzik dinliyorsunuz. Var mi otesi:)



Istanbul'da genelde Sultan Ahmet bolgesindeki hostellerde kaliyorum, bir hostel Turk vatandasi oldugum icin beni reddetti. Amerika'da bir otelin veya hostelin Amerikali bir vatandasi kabul etmedigi gorulmemistir. Pek bir igrenc durumdu. Her neyse Turkiye'de sevgili muzekart hizmeti ile tum muzelere bedava giriyorum. Bu sene muzekart ile en az 10 farkli muze veya oren yeri gordum. Cok faideli bir kart. Ayasofya'da gezerken gelen turistlerin otontikligi hosuma gitti. Iste otantik bir kadin. Bu arada Ramazan'da Sultan Ahmet'te olmak cok guzel bir duyguydu. Ozellikle iftardan gece yarisina olan surec cok hareketli, cok ruhani. Cok istememe ragmen 1001 icat sergisini goremedim. Ama suradan Ben Kingsley'in oynadigi 1001 inventions videosunu izledim ve bir sekilde sergiyi gormus kadar oldum.


Istanbul'da uzun zamandir yapmadigim birsey yapip Bogaz turuna katildim ve en son durakta, Kavacik'ta inip guzel cupralari mideme indirdim su manzara esliginde. Pek bir lezizdi.


Yine daha once yapmadigim birsey yapip Yedikule'ye gittim. Bizans'in en buyuk kapilarindan birini, sehrin duvarlarini, bogaz trafigini, yedi kuleyi gordum. Kimsecikler ziyaret etmiyor burayi ama benim bu sene Istanbul'da yaptigim en farkli aktiviteydi.



Istanbul'un ve Turkiye'nin her bir parkinda olan su egzersiz aletlerini ben de denedim. Bayiliyorum bunlara ve insanlarin bunlara olan yaklasimina. Simdi hic isinmadan kumas pantalon ve utulu gomlekle bu aletleri kullanmanin Turk kas yapisina ne tur faydalari olacagini merak ediyorum. Yine de bunu ureten firmanin girisimciligine hayranim.


Bunun haricinde Beykoz korusunun cay bahcesinde en lezzetli tavuk gogsunu, Ciragan sarayinda en lezzetsiz baligi, Sultan Ahmet'te dillere destan Sultan Ahmet koftesini ve irmik helvasini, Bogazici'nin dillere destan kampusunde degisik Turk yemeklerini yedim. Bogazici'nin kampusu harbiden guzelmis. Ciragan sarayinin ici Dolmabahce'ye gore daha alcakgonullu ama daha yasanabilirmis. Muthis avizelerine hayran kaldim. Onun haricinde pek bir gorulesi bir ozelligi yoktu.

Istanbul'da tabii ki tum eski camileri ziyaret ettim. Istanbul'un mimari anlamda en onemli yapilari camileri. Maalesef Turkiye Cumhuriyeti zamaninin en onemli mimarisi olan, kutucuk seklindeki apartmanlar ve bu apartmanlarin ustundeki canak antenler Istanbul'u pek de guzellestirmiyor. Daha siki mimarlara, sehir tasarimlarina ihtiyaci var Istanbul'un.



Istanbul'da ilk kez gezinin yaninda is yuzunden de bulundum. Konferansa katilmam gerekiyordu bes gun boyunca. Her sabah erken vakitte kalkip nefes alinamayack kadar dolu bir aractan otekine binmek hosuma gitmedi. Bir lokasyondan digerine gitmek icin iki uc farkli arac degistirmek yorucu, bunaltici. Insanlarin kosusturmasi, gerginligi, mutsuz yuzleri cok yorucu. Bu konferansin bitmesini ve Istanbul'dan ayrilmak icin gunleri saydim ve ben de herkesin vardigi sonuca vardim. Istanbul'da turist olmak, guzel koselerine gitmek, vapulara binmek, balik yemek, cay icmek, simit yemek pek bir tatli da, orada calisip monoton bir hayatin kacinilmaz bir parcasi olmak pek bir korkunc.

Bir de gezinin muzigini ve su anda dinledigim albumu tanitayim. Beyazit'tan Cemberlitas'a dogru yururken bir kitapcidan ruhlari dinlendiren ney'i duydum. Girdim kitapciya. Sordum ne caldigini ve aldim albumu. Salih Bilgin ve Murat Eydemir'den Neva albumu. Pek bir rahatlatici.


Hoscakal Istanbul bir dahaki turistik gezime kadar...

Kolera Zamaninda Ask



Cok hastalikli bir askti kesinlikle bu filmde ve bu kitapta anlatilan. Dusman basina cinsten saplantili bir askti. Ama ben filmdeki Kolumbiya goruntulerini cok begendim. Bir de tabii filmin soundtrack albumune bayiliyorum. Defalarca dinliyorum bu aralar. Keske sozlerini de anlasam Isponyolca bilip de. Albumdeki sesin Shakira oldugunun biraz gec farkina vardim. Shakira'nin oynak imaji kafama oyle kazinmis ki boyle guzel sarkilar soylemesi beni sasirtti.