Showing posts with label turk filmi. Show all posts
Showing posts with label turk filmi. Show all posts

Bal

Bu filmin basrolunde ne Erdal Besikcioglu var, ne de Yusuf'u canlandiran kucuk oyuncu. Basrol tamamen Camlihemsin'in dogasi. Semih Kaplanoglu cok guzel kullanmis doga'nin guzelligini. Camlihemsin'e de gidelim, gorelim, ormaninda kaybolalim, irmak kenarinda serinleyelim istegi uyaniyor insanda. Bolgenin tanitimina cok degerli bir katki. Ormanin ici, bana yagmur ormanlarini hatirlatti. O kadar uzaga gitmek gerekmiyormus meger boyle bir ormani gormek icin.


Filmin icindeki sessizlik bogucu bir sessizlik degil. Doganin ezgisi filmin muzigi olmus. Tum goruntuler ustaca. Anlatilan hikaye hemen sariyor insani ve  film akip gidiyor.  Sanirim uclemenin ilk filminde ben biraz bunalmistim. Fazla Nuri Bilge kokuyordu ilk film, ama Bal daha otontik daha bir Semih Kaplanoglu geldi bana. Hikaye yavas yavas oturmus. 


Filmdeki oyunculuklar cok sahici, cok dogal. Sanki o aile Camlihemsin'de yasiyor da, biz de onlari bir pencereden izliyormusuz havasi var. Filmde, Erdal Besikcioglu hayranligimiz daha bir katmerlendi. Sevgi dolu, oyunbaz bir babayi layigiyla yerine getirmis. Sara krizi gecirme sahnesinde cok basarili. Kucuk oyuncu Yusuf sanki film setinde degil gibi. Kurdele alma istegi, herkesin onunde daha bir alevlenen kekemeligi, bir turlu kurdeleyi alamamasi, kendi kurdele alma telasimi hatirlatti bana. Kurdele alip sevincle eve kostugumu hatirliyorum ayni Yusuf gibi. Bir cocugun kekemeligi de ne sikintili bir durum. Amerika'da ilkokullarda konusma terapistleri var. Herhangi bir konusma bozuklugunda, ya da soylenemeyen harflerde onlar devreye giriyor. Keske Turkiye'deki ilkokullarda da boyle konusma terapistleri olsa.



Filmde evin babasini bekleme surecinin stresi de guzel yansitilmisti. Ve kapanis sahnesi bir tablo gibi.

Filmde sut icmeyi sevmeyen Yusuf, kumesten taze yumurta alir, ve agzina bir parmak bal calar. Boylece Semih Kaplanoglu'nun Sut-Yumurta-Bal uclemesi son bulur. Bal bu ucleme icerisinde benim favorim oldu. Balin fragmani soyle:



Sonsoz: Aldigi tum odulleri sonuna kadar haketmis cok huzurlu, cok sevimli bir film. Hersey yerli yerinde filmde.Eline saglik Semih Kaplanoglu!!!

birkac Turk filmi

Bu aralar canim Turk filmi izlemek istedi. Soyle yeni cikanlar arasindan kayda deger birseyler var mi diye merak ettim. Oncelikle cok asiri derecede Turk filmi cekilmekteymis bunu gordum. Cogu izlenmeye degmeyecek kadar vasat. Dizi film ceker gibi Turk filmi cekiyorlar. Cok kisa surede, cok ozensizce, cok acemice filmler. Eline kamerayi alan film cekiyor. Oyuncular filmlerin ilk yarisinda birbirlerine ve rollerine alismamis gibi oynuyor. Cogu oyuncu kasapliktan oyunculuga terfi etmis gibi. Sanirim dizi sektorundeki patlama, Istanbul'da onune geleni oyuncu yapti. Bir iki dizide oynayan tipler de kendini oyuncu saniyor. ABD'de dizi oyunculugu ve sinema oyunculugu apayri seyler. Adamlarin, hangisini secerse secsin cok profosyonelce yaklasiyorlar islerine. Turk oyunculari bir hafta bir filmde, diger hafta bir dizide, baska bir hafta baska bir filmin setinde. Tabii hepsinde de vasat.


Neyse bu kadar film bollugu arasindan bir iki tanesini kismen begendim.


Ilk film Baska dilde ask: Bu film Ankara film festivalinin cogu odulunu topladi gecti. Konusu ilginc. Sagir ve dilsiz bir erkek ile cagri merkezinde calisan bir kadinin ask oykusu. Filmin baslarinda, Saadet Isil Aksoy'una partnerina cok yabanci kalmis, isinamamis gibi. Kiz kendini cok iyi kaptiramamis rolune. Ama Mert Firat muhtesem bir oyunculuk cikarmis. Filmin sonlarina dogru ofke patlamalari yasiyor Mert Firat. Bir sagir ve dilsizin bu ofkeli anlarini muhtesem otesi canlandirmis. Ben gercekten kendisini sagir ve dilsiz sandim. Ama degilmis tabii ki. Isila eksi Mert'e arti veriyorum bu filmde. Cagri merkezinin sorunlarinin dile getirilis seklini cok zayif ve cok yapay buldum. Ama insanlarin sagir ve dilsizlere karsi onyargilarini cok iyi dile getirmis film. Filme 10 uzerinden 6 veriyorum.



Ikinci film Vavien: Ben bu filmi cok cok begendim. Eksikleri kusurlari var tamam ama uzerine cok sey soylenecek bir film. Turkiye'de Istanbul'un Beyoglu sokaklari haricinde de bir yasam var ve bu yasam Turk sinemasinda cok da yerini bulmuyor. Turk entelinin icinde bulundugu depresif sorunlari anlatan filmlerden, Anadolu'nun cogu sehrinde yasanan somut sorunlari anlatan filmlere sira gelmiyor. Film iste bu boslugu gorup iyi tamamlamis. Film bana Amerikan bagimsiz filmlerini animsatti biraz.

Anadolu'nun cogu kentinde olan klasik evlikleri ve aile hayatini konu edinmekte film. Bir ev hanimi ve bir esnafin evliligi var. Filmde kari ile koca arasinda muthis bir iletisimsizlik var. Adam mutlulugu pavyonlarda ariyor (Anadolu'da ozellikle esnaf erkekler arasinda %100 aranilan bir yol). Adam oglunu devamli asagiliyor. Herhangi bir arkadaslik yok baba ile ogul arasinda. Ya da, kadinla kocasi arasinda herhangi bir arkadaslik yok. Bir paylasim yok. Bu iletisimsizlik ve paylasimsizlik da bireyler arasi nefreti doguruyor. Birbirlerine katlanamaz hale geliyor insanlar. Kadinlar egitimsiz ve saf, kocasi ne yaparsa yapsin yine de kabul ediyorlar. Kadinlarin gorevi yemek yapmak, erkeklerin gorevi para getirmek eve. Bu iki kosul saglandikca evlilikler bir sekilde gidiyor. Filmde erkek daha bir suclu gosterilse, kadinlarin da cok yanlislari var bu sakat evliliklerde.

Filmdeki tekrarlar biraz sikici, cok akillica planlanmamis bir iki nokta var. Biraz daha zaman harcanip, senaryodaki bazi gereksizlikler ve sacmaliklar azaltilsaymis, dunya sinemasinin kriterlerini karsilayan bir film olabilirmis. Ama cogunlukla begendim. Bir de filmde Tokat'in muthis dogasina yer verilmis. Oyunculuklar da cok basarili. Filme 10 uzerinden 8 veriyorum. Sanirim film Siyad odullerinin cougunu goturdu.



Bir diger film Kiz kardesim Mommo: Ismi Japon anime filmlerini cagristiyor, degil mi? Bu film fazlasiyla yurek burkan bir film. Cocuk yasta annesiz kalan iki kardesin oykusu. 9 yasindaki abi ve 6 yasindaki kucuk kiz kardes. Bu iki cocugun babalari cok sunepe bir tip oldugundan, cocuklarin anneleri oldugunde cocuklara dede bakmak zorunda kaliyor. Ama dede de felcli. Cok iyi biri ama imkanlari cok kisitli. Filmi izlerken cocuklarin icinde bulundugu caresizlik insanin yuregini buruyor. Keske Turkiye'de evlat edinme olayi biraz yayginlassa. 40'ina gelip hala 10binlerce dolar harcayarak 50 kez tup bebekle cocuk sahibi olmayan ciftlerin aklinin bir kosesinden, ihtiyaci olan kucuk bir cocugu evlat edinip onu bagrina basmak gecse. Ama nerede!!! Illa benim spermimden benim yumurtamdan ciksin o bebek mentalitesi hukum surmekte. Her neyse, bu filmde hersey cok dogal. Sanki film degilde bir belgesel. Bir koyde cekilmis film. Film boyunca dedenin radyoda dinledigi turkuler cok dertli, insani duman ediyor. Filmi izlerken cok hoslandim bu turkulerden bir turku manyagi olaraktan. Erkan Ogur'un seckisi turkuler. Yalniz filmin temposu cok yavas. Filmi izlerken bir yandan baska islerinizi yapabilirsiniz.

Sonsoz: Turk sinemasinin gunubirlik film cekme manitigindan kurtulmasi lazim. Biraz daha ozenle dunya ulkelerinde gosterilecek ve onlarla yarisacak daha cok filmimiz olur sanirim.

Sonbahar

Sonbahar'in ismini gecen sene Boston Film Festivalinde gormustum. Benim planima uymadigindan orada izleme firsati bulamamistim. Henuz DVD'si olmadigindan buradayken erisememistim filme. Bununla birlikte cok merak etmekteydim. Turkiye'ye gittigimde izleme firsati buldum sonunda, Ozcan Alper'in bu guzelim gorsel sovunu.

Film, Artvin'in kus ucmaz kervan gecmez zirvelerinden birinde cekilmis. Kahramanimiz Yusuf, aclik grevlerinden, F-tipi cezaevlerinden cikip koyune gitmis yasaminin son gunlerini gecirmek icin. Insanin sonbaharini yasamak icin Artvin'den guzel biryer olabilir mi acaba? Ya da son gunlerinde insanin annesinin kucagina, cocukluk yillarinin gectigi yerlere donmesinden daha dogal ne olabilir ki. Hapishane yillari oncesi zevk aldigi birkac seyi yapmak, yasami icine cekmek dolayisiyla. Hesapta olmasa da sevmek birini yasamin rastgeleliginde. Eski bir dostla raki kadehi tokusturmak, gunesin batisini eski bir yol arkadasi ile izlemek, mevsimlerin gecisine tanik olmak birkez daha. Filmin basinda Yusuf'un cigerlerinin iflas ettigini ogrensekte, bu genceecik insanin sanki iyilesecegini umut ediyoruz film boyunca.


Filmin tum kareleri duvara asilacak fotograf kareleri silsilesi gibi. Goruntulerde cok guzel calismis yonetmen. Filmdeki goruntu gecisleri de cok basarili. Ozellikle Yusuf'un son yolculuguna cikisindaki gecisi cok sevdim. Filmde cok fazla diyalog yok. Tum diyalogsuzluguna ragmen, hersey o kadar dogal gelisiyorki filmde. Akici. Bunaltmiyor. Bogmuyor. Hersey cok gecek. Tum oyuncular yorenin insaniydi sanirim, hic abarti olmadan cok guzel parcasi olmuslardi Yusuf'un hikayesine.


Filmin muzikleri de takdire sayan, cok etnik. Ozellikle filmin kapanis muzigi, icleri acitan cinsten. Youtbe'da bulunabilir. (Turkiye'ye gidip youtube'un gercekten kapali oldugunu gorunce artik youtube linklerini burada paylasmamaya karar verdim.)

Ben, filmin muzik albumundeki Gokhan Birben'in Hey Gidi Karadeniz parcasini paylayasim burada. Gokhan Birben'in sesi ve dertli kemencesi farkli hissettiriyor insani.

Hey Gidi Karadeniz - Gokhan Birden
05 Havaz Ali Meraletz - Gökhan Birben

3 (üç) maymun

Bir arkadasim filmi iki ay once getirmisti bana, o gunden beri filmin cdsi bana, ben filmin cdsine bakmaktaydim. Izleyince içimi sıkıntı kaplayacağından emin oldugumdan izlemeyi erteliyordum. Neyse efendim izledim sonunda. Ustunden biraz da zaman gecti hatta. Daha yeni yazabiliyorum, duygu ve dusuncelerimi.


Nuri Bilge, bildiginiz gibi bu filmle Cannes'da en iyi yonetmen ödülünü alip, filmi "güzel ve yalnız ulkesine" adamisti. Sean Penn, Nuri Bilge Ceylan ismini bir tuhaf telaffuz etmisti. Film ayni zamanda Yabanci Film dalinda oskar aday adayi olmustu. Ama ben bu basarilara ragmen, NBC'yi tanidigimdan filmi izlerken, herseyin ustume ustume geleceginden emindim. Nitekim oyle oldu. Film muthis kasvetli. Ama NBC guzelligi var filmin icinde. Tanimak lazim yonetmeni, filmi sevmek icin.


Filmde, namus, ahlak, cikar iliskileri, paranin gucu, ask, askin zavalligi, aldatma gibi her insanin ve her toplumun ,az cok gundeminde olan konular ele alinmakta. Gelisen olaylarin bazilarini, Türkiye'li farkli algilarken, yabanci biri farkli algilayabilir. Tum dunya vatandaslarinin, filmdeki bazi ogeleri benzer sekilde yorumlayacagindan supheliyim. Belki bu yuzden de oskar'da ilk bese kalamamistir.

Mesela, cep telefonunun zil calisina Yildiz Tilbe'nin bir sarkisini atayan birinin, yasam tarzini az-cok gozumde canlandirabilirim. Yildiz Tilbe'nin alt kulture yonelik muzik yaptigini bilmeyen bir yabanci bunu cozumlemeyebilir.

Ya da, patronun sucunu para karsiligi üstüne alan sofor bana gayet normal gelmekte, yani beni sasirtmayan bir durum bir Turkiye'li olarak. Ama farkli bir toplumun vatandasi, bunu farkli gorebilir. Ya da , ya da, kırronun onde gideni bir adamin neden siyasete atildigi bile Turkiye'li olmayi gerektiriyor. Ya da gerektirmiyor belki, tum ulkelerde siyaset, para ve kisisel cikarlar ic ice gecmis .



Filmin asil temasi, evlilikte kadinin aldatmasi. ABD'de, kadin aldattigi icin islenen cinayet haberi cok yaygin degil. En azindan ben karsilasmadim boyle haberlerle. Ama bizim ulkede 3. sayfa haberleri, aldatilma yuzunden islenen cinayetlerle dolu. Bu sebepten karisini oldurenler, kocasini oldurenler, annesini oldurenler, cok alisilagelmis. Ozellikle aldatan kadinsa, herseyi medenice kabul eden koca veya ogul garip karsilanir, ozellikle egitim ve gelir duzeyi dusuk olan kesimde. Iste film de, bizim ulkemizde garipsenebilecek bu aldirmama("gormedim-duymadim") durumunu isliyor.


Filmi daha onceki NBC filmleri ile karsilastirirsam, bu sefer klasik kasabadan sehre gitmek isteyen veya ortalamanin ustunde Beyoglu cevresinde yasayan birinin depresif inis cikislari yok. Tasra bu filmde yerini Istanbul'un uzak semtlerinden birine birakmis. Sehirli depresiflik de yerini, düşük gelirli bir ailenin yasamsal monotonlugundaki bunalima birakmis. Iklimlerde, plajda gunesin alninda terleyen Bahar'in yerini bu kez, evde issiz-gucsuz- universite sinavini kazanamayan oglun terleri almis. Bu son iki filminde, yasamdan sıkılmıslığı terle dısarıya atıyor NBC.



Filmde tartisilan bir konu, kadinin kopekler gibi neden asık oldugu kırro bir adama. Kadın sanırım hayatındaki monotonluga(degisimsizlige), heyecansizliga, hicbir sey hissetmemeye, yani yasamindaki tum ölmüşlük duygusuna bu aldatma ile care buluyor, bu iliski ile yasadigini tekrar hissediyor sanirim, ve tekrar olmek istemiyor, yasamindaki tek heyecandan yoksun kalmamak icin diz cokuyor adama.


Filmdeki guzellikler: Filmdeki tum goruntuler sahane her zamanki gibi. Mekan secimi kusursuz. NBC'nin kendi sinirlarini zorladigi kurgu da guzel bence. Birkac gereksiz sahne var ( filmin sonunda, kahveci ciragina goturulen teklif gibi). Filmde ozellikle Hatice Aslan'in oyunculugunu basarili buldum. Diger oyunculari cok etkileyici bulmadim.


Normalde filmde gecen bir muzikle bitiririm film yazilarimi. Ama filmde, telefonun melodisi olan Yildiz Tilbe sarkisi haricinde muzik yok. Muzigin filmlerdeki onemini, Turk yonetmenler(Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge, Dervis Zaim, ve daha niceleri) niye goz ardi eder bir turlu anlamam. Neyse Yildiz Tilbe'nin telefon melodisi olan su derin ve anlamli sozlerini koyayim bari:) Bu derin sozlerin ustune cok dusunmeyim derim:)

"geri dönme istemem ki
ben eski ben değilim ki
hayat öyle bir oyun ki
ne rolü var ne sahnesi

sen de mutlu olma e mi
sen de sev sevilme e mi"

mutluluk

Yogun bir donemime Zulfu Livaneli'nin Mutluluk kitabi eslik etti. "100 yuzlu Turkiye" gibi bir ad da verebilirmis kitabina Livaneli. Dogusundan batisina Turkiye'deki insan cehreleri, dusunce, yorumlama ve yasam farkliliklari anlatilmakta kitapta.

Kitap Meryem, Cemal ve Irfan uzerine kurulu. Meryem 15 yasinda koyunde tecavuze ugruyor. Suclu tecavuzcu olmasi gerekirken Meryem oluyor ve olum cezasina carptiriliyor toreler geregi. Oldurme isini Guneydogu'da sicak carpisma da askerligini tamamlamis olan amcaoglu Cemal yerine getirecek. Cemal catismalardan, insan oldurmekten, koy yakmaktan, daglardaki yasam sartlarindan, icindeki eski Kurt arkadasi yeni dusmani arkadasina duydugu nefretten dolayi insanliktan cikmis. Bir kisiyi daha oldurmeyi, nedenini hic sormadan kabul ediyor. Oldurme isi Istanbul'da gerceklestirilecek orada suclunun bulunma ihtimali zayif oldugundan. Van'dan Istanbul'a trenle bir yolculuga basliyorlar birlikte. Bu tren yolculugunda Turkiye'nin siyasi sorunlari(Turk-Kurt, Alev-Sunni, Laik-dindar) farkli gecmislerden gelen insanlar tarafindan dile getiriliyor. Kendi fikrini pek yansitmadan farkli insanlarin, bu konular uzerinde neler dusundugunu guzel yansitmis yazarimiz. Cift Istanbul'a geldikten sonra daha toplumsal sorunlar ele alinmis. Turkiye'de ekonomik kosullari ya da egitim durumlari ne olursa olsun toplumun tv'nin karsisinda esitlenmesi, ust duzeyin de alt duzeyin de mankenlerin hayatlarindan baska birsey izlemedikleri, buyuk sehirlere olan yogun gocun yarattigi sorunlar, kadinlarin dovulmesi, cocuklarin egitimsiz birakilmasi gibi sorunlari farkli karakterler yardimiyla kitabina dahil etmis.

Bir tarafitan Meryem'le Cemal'in hikayesi anlatilirken, diger yandan Istanbul Universitesinde profesor olan Irfan'in hayati da anlatilmakta. Babasi demiryolunda calisan, orta halli bir aileden gelen Irfan, ABD'de master yaparken ailesi daha zegin olan Aysel'le karsilasip evlenir. Bu evlilik yasamini degistirir. Rahat bir yasamin akisina birakir kendisini. Bu da 40'li yaslarin sonlarinda kimlik sorgulamasi, tatminsizlik, mutsuzluk, uykusuzluk olarak geri doner. Ani bir kararla Istanbul'dan, bu rahat ama ici bos yasamdan ayrilir. Kendini kiraladigi bir tekne ile denizlere acilarak bulacagini dusunur. Denizlere acilir ama kendini daha da kaybeder.

Irfan genelde edebiyatcilardan, sairlerden, filozoflardan alintilar yapmakta kitap boyunca. Olum ile ilgili Robert Frost'un su satirlari hosmus.


"And I may return
If dissatisfied
With what I learn
From having died"

Yahya Kemal'in "bircok giden memnun ki yerinden, cok seneler gecti donen yok seferinden" dizelerini hatirlatti bana. Irfan'in tekneye getirdigi tek resim Magritte'in Golconda'si var. Ona da yer verelim burada.


Bir de teknede, martilarin sesine bir tek sadece Jean-Pierre Rampal'in flutu eslik etmekte. Benim de sevdigim su parcayi koyayim ondan.





Meryem, Cemal ve Irfan'in yollari kitabin sonuna dogru birlesmekte. Biraz zorlama bir birlesme olmus. Birbirleri arasindaki etkilesim ile sorunlari bir bicimde cozup sonuca baglamis yazar. Sonu biraz zayif olmus. Ama kitap genelde cok akici. Hem oykuler hem sorunlar guzel bir sekilde ifade edilmis. Kitabin Ingilizce cevirisi biraz sorunlu. Turkce'de ki tum atasozleri ve deyimler birebir cevrilmis. "konusmayi birak" "leave of talking" diye cevrilmis ornegin. Normalde "stop talkin" deniliriHer cumleyi kafamda Turkce'ye cevirmek zorunda kaldim.

Kitabi bir solukta okuduktan sonra filmini merak ettim. Kitap ile film arasinda daglar kadar fark var. Senaryo da kitabin gidisatindan cok farkli gelisiyor. Bir asamadan sonra sıkıcı olmaya basliyor film. Pek begenmedim dogrusu. Sadece aklimda filmin girisinde gol kenarindaki koyun surusu kaldi. Filmin goruntu yonetmeni basarili bir is cikarmis.

Gun olup alip basini giden Irfan karakteri icin, Zulfu'den Gun Olur sarkisi geliyor...



iklimler

Uzun zaman sonra bir Turk filmi izledim. Insanin anadalinde film izlemesi, tum argo kelimeleri ve deyimleri anlamasi gibisi yokmus. Ama film cok tatmin edici gelmedi. Film insani Nuri Bilge Ceylan gibi bir adamdan nefret ettirmek icin bire bir. Oysa hep karizmatik gelirdi bana. Filmde bir konusmaya basladi. O ne bicim bir ses tonudur, hayal kirikligi yasattirdi sagolsun. Fimde cizdigi karakterle de nefret duygularimi kabartti. Filmde bencil, duygusuz, insani ogelerinden arinmis, basarisiz, mutsuz, depresif bir adami canlandirmakta. Gercek Nuri Bilge ile oynadigi karakter Isa, gercekte farkli mi yoksa ayni mi, diye merak ettim. Eger gercek hayatta da benzer bir adam ise Allah eşine yardim etsin diyeyim. Oyunculuk acisindan da cok basarisiz filmde. Keske kameralarin arkasinda gizemli, karizmatik yonetmen-senarist-fotografci olarak kalsaydi gonlumuzde.

Filmde biten bir iliskinin son demleri konu edilmekte. Bahar'in ve Isa'nin artik birbirlerine katlanamamalari, konusamamalari, aralarindaki uzaklik ve mutsuzluk konu edilmis. Boyle bir noktada erkek kucuk bir ara isterken kadin tamamen bitirip baska bir sehire gidiyor. Ayrilik sonrasi erkegin nasil bir yol izledigi, kadinin nasil bir yol izledigi. Erkegin pismanlik, kiskanclik ve ozlem duygulari ile tekrar bir deneme cabasi ve yine basiretsizligi ile herseyi mahvetmesi. Kısaca senaryo bu.

Filmde herhangi anilmayi hakeden bir diyalog yok. Dialoglar yerine goruntuler konusmus. Ozellike Nuri Bilge devamli "ya, abi, ya" gibi anlamsiz cumleler kurmakta.

Her zamanki Nuri Bilge Ceylan filmi gibi gorsel ogeler agirlikta. Ozellikle Agri'daki goruntuler, Ishak Pasa Sarayi muhtesem. Bu arada Nuri Bilge'nin diger fotograflari icin suraya bakin. Super fotograflari var.


Filmin guzel yani uzun suren iliskilerde gorunen problemleri cok sade bir sekilde gostererek seyirciyi de kendi hayatindan izler bulmaya zorluyor. Her kadin biraz Bahar, her erkek biraz Isa. Yasananlar hep ayni. Filmi izledikten sonra mutsuz olma egilimi dogmakta seyircide. Insanlarin depresif, yalniz ve mutsuz halleri cok baskin. Zoraki birseyler yapiyorlar. Yasam degil icinde bulunduklari durum. Ve maalesef buyuk sehirlerde bu yalniz, depresif, mutsuz, basarisiz insan sayisi gun gectikce artmakta.

Filmin en komik sahnesi Nuri Bilge'nin babasinin evin icinde taktigi sapka. Sapkanin kilcal damarlarini calistirdigini soyluyor. Babami hatirlatti sagolsun. Babamda sapka takar evde, bazen palto giydigi de gorulmustur. Tum yasli babalar zamanla gariplesiyor herhalde.

Filmin tema muzigi Domanico Scarlatti'nin F minor Sonatasi. Cok hos bir sonata.
Bir kuplesi surada.