köşedekiler

Tüm köşeye sıkışanlar için...

(Istanbul)

(Istanbul)

(Istanbul)

(Sivas)

Bolca geometri, birazcik insan, klasik nurvenur iste...

Uzun Ince Yollu bir kent: Sivas

Asik Veysel’in “Uzun ince bir yoldayim, gidiyorum gunduz gece” dizelerini dillendirdigi bir sehirden bahsedeyim. (Trt anonsu gibi oldu:) ) Benim de dogup buyudugum universite yillarina kadar omrumun ilk 17 yilinin gectigi bir sehir. O yuzden ozel bir yeri var hayatimda. Kültürüne, geleneklerine bu kadar hakim olduğum bir şehir hakkında bir yazı yazayim dedim.


Sivas’a Ankara’dan dogru gidildiginde Yildizelinden gecilir, ve bu asamadan itibaren uzun ince bir yol dikkatininizi ceker. Her zaman cok fotografik gelir bana bu yol, yolun kenarlari sararmis otlarla kaplidir, ama hep otobuste oldugumdan cekemem soyle diledigimce kareler bu yoldan. Bu yol ile Sivas’lilarin en eski geleneklerinden biri olan sicak kaplicalara da gidilir. Insanlar eskiden bu kaplicaya gidip aylarca cadirda kalirdi. Deniz kulturu olmasa da Sivas’ta guclu bir kaplıca kulturu vardir. Sivas’ta uzun ince yollar sadece bu yol guzergahinda degildir, sehrin tum girislerindeki yollar uzun-incedir.

Sivas’ta ne tarım yapılır doğru düzgün, ne endüstri vardır adama benzer, biraz ticaret vardır işte o kadar. O yüzden en çok göç veren şehirlerden biridir. ABD’nin her yerinde bir Çin mahallesi olması gibi, Turkiye’nin büyük şehirlerinde de bir Sivas mahallesi vardır. (Sivaslilar bu büyük şehirlerde hemşerilik duygulariyla birbirini tutup belli meslekleri başka memleketli insanlara kaptırmaz. Hoş olmayan bir gerçektir bu. Hoş olmayan şeyler yazmayayim şimdi burada.)

Şehir merkezi düz bir ovada kurulmuştur, o yüzden bisiklet sürümüne elverişli bir şehirdir. Bu son gidişimde bisikletli sayısında yoğun bir artış gördüm. Bir de bayan bisiklet sürücüleri artsa ne hoş olur diye düşünmeden edemedim.


Sivas yeşil bir şehir değildir, ama belediyenin son yıllarındaki çabaları ile yeşil alanlar artmış. Halkın çıkıp yürüyeceği, çocukların oynayacağı bol bol park yapmış belediye.


Bir de belediye insanlarin ellerine çekirdeklerini alıp akşam üstleri yürüdükleri Istasyon caddesini genişletmiş, modernleşmiş cadde. Bol bol havuz yapmış bu cadde uzerine.


Sivas’in eski evleri vardir, duvarları saman ve toprak harciyla sıvalanmış, bahçeleri hatmi çiçekleri renklenmiş evleri.


Kapilari tahtadan.

Pencereleri işlemeli demirliklerden.


Bu evlerin çoğu şimdi demir kepçelerin emrinin altindadir, eğer hala duruyorlarsa kesin bir miras paylaşımı sorunu vardir evin çocukları arasında.


Sivas’li kadinlar yazları yun yataklarını dışarı dökerler, yıkarlar yunleri, havalandırırlar.


Sivasli kadinlar pazardan aldiklari biberleri kuruturlar pencerelerinde.


Sivas’ta yazlari yogun bir dugun trafigi yasanir. Artik dugun salonlari bu yogunlugu kaldıramaz. Bu yıl yururluge giren, yeni adetle okulların spor salonlarında plastik sandalyeler koyarak dugunlerini yapar halk:)


Bir de Sivas’in turkuleri vardir. Sivas ellerinde sazlar çalınır, Çamlıbeller bölük bölük bölünür. Hala aşık geleneğinin sürdüğü kahveler vardır. Ozellikle Alevi kulturun etkisi ile deyişlerin beşiğidir Sivas. Sözleri cok derin türküleri vardir Sivas'in. Cok fazla goc verdiginden sehir, turkulerde gurbet kelimesi bolca gecer. Bir de Sivas'in sogugu- karı çetin geçtiğinden kar üstüne de türkü sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. (Örnek: "Sıladan gurbete neden kaçılır, Ağlar gözlerimden yaşlar saçılır, karlar erir gider yollar açılır, gel bizim ellere gör beni beni")


Benim sevdigim başka bir Sivas türküsü de şöyledir:
"Siyah saclarinda hatem yüzlerin,
Garip bülbül gibi zareler beni,
Hilal ebrularin ahu gözlerin
Tığ'ı sevda ile yaralar beni, ..... Feyzullah Çınar"

Bir de Pir Sultan Abdal'dan bir şiir
"ötme bülbül ötme, şen değil bağım
dost senin derdinden ben yana yana
tükendi fitilim eridi yagim
dost senin derdinden ben yana yana

deryadan bölünmüs sellere döndüm
ateşi kararmis küllere döndüm
vakitsiz açilmis güllere döndüm
dost senin derdinden ben yana yana "

Böyle bir yazıya nasıl bir son fotoğraf uygun olurdu bilmem, ama ben Sivas serime otobus bekleyen bir aile ile veda ediyorum.

Böylece memleketime yaptığım ve yapacağım en büyük kıyak olan bu yazıyı bitiriyorum. Bu yazıda Sivas'la ilgili herhangi bir kötü yan yansıtılmamıştır:) Tüm fotoğraflar nurvenur'undur.

pembe küpe


Bir ömrü tek bir küpeyle geçirebilmek. 17 yasinda evlendiginde eşi tarafından hediye edilen küpeyi, 71 yıl bıkmadan, usanmadan takmak kulağına.

Tüketim toplumunun biz zavallı kullarına yeterince garip gelecek bir davranış:)

Tek gozu artik olmayan, Bulgar gocmeni olan, esini 35 yil once kaybeden, olgun mu olgun, puripak mavis Remziye teyzeye tesekkurler...

Falcı Kadın

Sordular ölüm cezasına çarpılana nedir son dileği diye.
-Bir falcı kadına fal baktırmak isterdim, cevabını verdi.
-Hangi falcı kadına?
-Amelia’ya, dedi, Kralın falcısı Amelia’ya.
Amelia, bilmeyen yoktu, falcı kadınların en ustasıydı ve Kral öyle bir güven beslerdi ki ona, Amelia’ya fal baktırmadan asla bir karar almazdı.
İdam hükümlüsü, kiminle karşı karşıya olduğunu bilmeyen falcı Amelia’ya götürüldü böylece. Kadın sol elin avuç içini gözden geçirdikten sonra gülümseyerek dedi ki:
-Çok şanslısın, oğlum, ömrün uzun olacak.
-Yeter! Dedi mahkum ve cezaevine döndü.
Öykü yayıldı hemen ve herkes bastı kahkahayı. Fakat ertesi sabah, adam darağacına götürüldüğünde, uğursuz darbeyi vurmak üzere cellat henüz yeni kaldırdığı baltasını yere koyup hıçkırmaya başladı.
-Hayır, hayır! Diye haykırıyordu, gelmez elimden! Düşünün bir, ya Kral Hazretleri duacak olursa! Katiyen gelmez elimden!
Ve uzağa fırlattı baltasını.

Dino Buzzati, Tanrı Görmüş Köpek

cam kırıkları

“Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? Bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım.”

Oğuz Atay,Tehlikeli Oyunlar



Fotografim Kemer'den

bir baska Turkiye donusu...

3 haftalik yogun Turkiye gezimi noktalayip tekrar dondum gurbet ellere. Hos Turkiye'de de kendimi gurbette gibi hissettim ama o ayri konu. Turkiye'den en cok sicacik sarilmalar, dost yuzler, icten sohbetler kaldi aklimda. Burada en cok ozlemini hissettigim, oradaki sevdiklerim sanirim. Bir de burada farkina varmadigim siradan kucuk seyler var. Ornegin radyoyu actigimda Turkce tinilar duyup dinledigim parcaya eslik etmek gibi veya bakkala gidip sevdigim gazeteleri alip ince belli cam bardakta cay icip sevdigim kose yazarlarini okumak gibi, bilmedigim bir yere giderken yolda birine adres sorup cevabini almak gibi, vapurda yanima oturanlarla memleket muhabbeti yapmak gibi, pazara gidip Bursa seftalisi secmek gibi, sokakta gordugunuz bir sokak kedisi ile oynamak gibi, isminizi herkesin dogru soylemesi ve anlamasi gibi. Liste uzar gider.

Ama bir de sevmedigim ve beni rahatsiz eden yonler var. Oncelikle burada sort-tisort yasam tarzindan cikip Turkiye'deki kendinizi Paris modasinin icinde buluyorsunuz, dis gorunuse bu kadar zaman ayirma ve markali kiyafetler giyen insanlar ustunuze ustunuze geliyor.Herkes uzerinde kocaman harflerle yazilmis markali tisortler, pantolanlar giyiyor. O markalarin burada hicbir onemi yok, ya da benim su andaki hayatimda onemleri yok sanirim. Bu dis gorunuse gereginden fazla zaman ayirma haricinde, insanlarin siniri ve sabirsizligi dikkatinizi cekiyor. Trafik tam bir kaos, sinyal verme diye bir olay yok, burada her kose basinda bulunan dur isareti yok orada, araba kullanmak sinir krizi gecirmeye denk. Trafikte ve trafik disi hayatin her alaninda gozunuzu acmaniz, firsat kollamaniz gerekmekte. Buraya alistiktan sonra Ankara'da karsidan karsiya gecmekte ne kadar zorladigimi anlatamam ya da otobuste bos koltuk kapmak icin yapilan dalavereler sonunda hep ayakta kaldigimi :) Bunlar haricinde bir de Turkiye'de belgeler sorunu var, bir pasaport uzatmak icin en az yirmi belge almisimdir, vesikalik fotograf denilen sey buralarda yok ama orada her devlet kurumu en az alti vesikalik fotograf istiyor, ne yaparlar bu fotograflari bilmem. Pasaport'ta tum nufus cuzdani bilgileri oldugu halde nufus cuzdani ve nufus cuzdaninin fotokopisi isteniyor, burada fotokopi makineleri de hayatin bir parcasi degil, bir de parmak izi olayi baslamis ki akillara zarar. Bir de sevgili milli egitim bakanligimiz, yurtdisinda ogrenim gordugume dair bir belge vermek icin yok tercumeli noter belgesi, yok diploma orneginin noter onayli fotokopisi, ve en az bir on belge daha istiyor. Burada noter diye bir olay da yok, zirt pirt nufus cuzdaninizi noterletmiyorsunuz. Bir daha asla Turkiye'den pasaport uzatmama karari aldim bunca belge kesmekesliginden sonra.

Biraz da gezdigim yerleri cektigim fotograflarla yansitayim. Her sehirden tek bir fotograf var simdilik.

Oncelikle Turkiye oncesi bir-iki gun kaldigim Chicago'nun Milennium Parkindan bir kare. (Aksam bu parkta gezmekten sismis ayaklarimla cimlere uzanip konser dinlemek cok hostu. )


Turkiye'deki ilk durak Ankara'dan...
(Dikmen Vadisinde sabah kosum sirasinda cektim, Turkiye'de sabah sporu yapan insanlar birbirine gulumseyip gunaydin demiyorlarmis, goz goze gelmekten, birbirlerine gulumsemekten kaciniyorlarmis onu farkettim, birkac kisiye gulumseyip gunaydin dedikten sonra yaptigim seyin garip oldugunu anladim, burada hemen hemen herkes birbirine gulumser oysa ki bu kosu yollarinda)


Ikinci durak Antalya'dan. (Antalya merkezin sicakligini nasil yansitabilirim bilmem, sadece gunesin isinlari olan su golge fotografima yer vereyim.)


Ucuncu durak Kemer'den.
(Kiraladigim bisiklet ile aksam turuna ciktigimda yakaladim bu kareyi)


Dorduncu durak Sivas'tan.
(Tatil boyunca cektigim en guzel kare bence. Yine sabahin korunde kalkip yuruyuse ciktim, gunesin yukselmesi sirasindaki yatay isik bana yardim etti bu karemde.Sabah serinliginde yola koyulan bir sepetci. Sokak saticilarin olmadigi ABD'den sonra insanin gozu boyle bir goruntuyu hemen ayirt ediyor.)


Ve son durak Istanbul'dan...
(Turkiye'nin incisi, gonullerin birincisi Istanbul sokak kedileri bakimindan Turkiye'de birinci sirada sanirim. Turkiye'de yasarken bir tane bile kedi fotografi cekmemisimdir, ama buradan dondukten sonra goze en farkli seylerden biri sokak hayvanlari.)

Istanbul'a bir kiyak cekip bir fotograf daha yayinlayayim. Mekan: Beyazid Cami


Kultur karsilastirmalari ile dolu bir gezi yazisinin sonuna geldim. Cekip sevdigim tum diger fotograflar pek yakinda buradalar.

yolcu yolunda gerek!!!

Fotografim Ankara'dan...

hoscakal sevgili bisikletim!!!

Bugun bir arkadasimla plan yapmistik, is cikisi bizim buranin en guzel parklarindan birinde bisiklet surecektik. Heyhat, eve geldigimde bisikletimin kirilmis kilitinden baska birsey beklememekteydi beni. Su sehirde beni mutlu tek sey bisiklet surmekti. Sevgili bisiklet hirsizim bunu bana cok gordu. Neden ben, nedir bu sanssizligim bilmem. Orhan baba sanki "kaderin boylesine yaziklar olsunu" benim icin yazmis.

Ama cok ilginc bir bisiklet hirsizi ile karsi karsiyayim. Evin onune tozlu, pasli eski, tekerlekleri patlak bir erkek bisikleti birakip gitmis. Anlasilan bu bisiklet benim icin. Boyle olunca vicdanini daha hissediyor herhalde hirsiz kardes. Ne yapacaksam bu hurda bisikleti bilemiyorum. Neyse buna sukur diyelim.

Canim bisikletim ve ben adli fotograf gelsin, bugun gidecegimiz parkin arka sahnesi ile..


vivaldi

Kac gundur dinledigim radyoda hep bu parca denk geliyor. Vardir bir hayir deyip buraya da ekleyeyim bari.

Violin Concerto in A minor - Vivaldi

Pittsburgh

Amerika'nin kuzey dogusunda yer alan celik ve komur endustrisi ile Zonguldak'i hatirlatan bir sehir Pittsburgh. Ne cok buyuk, ne cok kucuk bir sehir. Kuzey doguda olmasindan kaynakli cokca yagmurlu, oldukca yesil. Amerikan sehirleri arasinda en eskilerden biri oldugundan mimari acidan oldukca zengin.


Gorulmesi gereken yerler: Mount Washington(sehrin mazarasi cok hos buradan- yukaridaki fotograf buradan cekildi), sehrin ortasindaki kale gibi hapishane, Pittsburgh universitesi civarindaki katedral ve kilise. Pitssburgh universitesinden biraz otede yer alan Carnegie Mellon universitesi, burasi biz bilgisayar muhendisleri icin kutsal bir yer:) Ayrica sanat muzesi, modern sanatlar muzesi ve tarih muzesi. Ben bu sene muze kotami astigimdan gitmedim buralara. Ama giden arkadaslardan biri modern sanat muzesindeki izole odayi cok ilginc bulmus. Tamamen karanlik bir odaymis, karanlik bir tunelden bir ipe tutunarak bu odaya ulasiyormusunuz, ulastiginizda yine karanlik ortamda 15 dakika oturup tamamen izole oluyormusunuz:)

Maalesef cogu zamanim konferans telasi ile gectiginden fotograf cok cekemedim. Cektiklerim arasinda sunlar biraz ilgincti. Paylasayim burada.

(Cok sayida kopru var sehirde, sehir 3 irmagin ortasinda oldugundan, koprulerin coklugu normal.)


(kopruden bir ayrinti)

(kopruden baska bir ayrinti)




(bi kafede otururken cektim.)



(ve sehrin merkezinde yaz yagmuruna yakalandim.)


Pittsburgh'dan bu kadar...

the hottest jazz trompet player: Chris Botti

Pittsburgh'da Chris Botti'nin konserine gittim. Sagolsun katildigim konferans boyle bir etkinlik duzenlemis. Bana da sadece katilmak dustu konsere. Chris Botti trompeti dunyada en yumusak(velvet tone) calanlardan biri. Amerika'da gittigim en guzel konserdi diyebilirim. Tabii bunda Pittsburgh Pop orkestrasinin da payi buyuk. Bu arada Chris Botti'nin 46 yasinda olduguna inanmak zordu:)



Konserin en soft parcalarindan biri:

Cinema Paradiso (Benim de en sevdigim filmlerden biridir)



Iyi dinlemeler

ucusa gecmek


Onumdeki bir ayin ucus plani: Pittsburgh, Chicago, Ankara, Antalya, Sivas, Istanbul, ve tekrar Louisville. Gezmeyi severim de artik yoruluyor muyum ne??

Fotografim Seattle'dan..

bisiklet gunlukleri

Yine bisikletimi aldim, dustum yollara. Hic amacsiz, nereye gittigimi planlamadan surmeye basladim bisikleti. Bir daha dunyaya gelsem hic dusunmeden aylak olurdum.. Biskletim beni aldi, mini-bisiklet ve kaykay yapilan bir alana goturdu. Daha once varligini hic bilmedigim bir yere. Tam bir surpriz oldu bana. Iki saatimi orada gecirdim, guzel bir poz yakalamak adina. Hava kararmaya yakin oldugundan ve bisikletciler hizli oldugundan biraz netsizlik problemi var fotolarda. Ama asagidakilerini herseye ragmen sevdim.

Vertigo







Kay(bol)mak







Bir dahaki bisiklet turuna kadar simdilik bu kadar...

zaman

Duman hayranligim olmasa da su sarkilarini kac gundur defalarca bikmadan, yorulmadan dinliyorum.

Aman aman - DUMAN

Bateristlerini tebrik ediyorum, ozellikle son 1 dakikada cok super calmis cocuk.

bir haziran aksami

Bisikletime atlayip 3 dakika evimin soluna gidince bir mezarlikla karsilasiyorum.
Dun aksam gun batimina dogru yine ayni yerden gecerken su fotograflari cektim.

Gunes Kralligi


Dikilitas Kardesligi


Asuman'in Altinda

bir doga yuruyusu macerasi

Dun hersey cok guzel baslamisti, hava cok guzeldi, bizim buralarin baharinin tadina doyum olmuyor zaten. Heryer ormanlik oldugundan, doga gezisi(hiking) yapmak icin cok uygun bir gundu. Ben de bir arkadasimla birlikte sehrin bir doga gezisi grubunun yuruyusune katildim. Grupta genclerden cok yaslilar bulunmakta, cogu emekli olmus, zamanini boyle gezilerle geciriyor.


Yuruyusu dun yasli amcalardan Bob yonetti, 30 yil once gittigi bir ormana goturdu bizi. Gercekten de hos bir ormandi. Bir golun kenarindan basladik yuruyusumuze ve yokuslu tepelere dogru yola acildik. Bob cok zorlu bir yuruyus olmadigini golden sonra bir yokusu ciktiktan sonra yuruyusu tamamlayacagimizi soyledi. Bunu soylerken guvendigi tek sey 30 yil oncesinden kalan anilariydi. Ne bir harita vardi ortada, ne bir gps aleti. Herkes Bob'a guvendi, basladik yuruyuse. Asagidaki amca Bob olmakta.


Bob'un soyledigi yokusun ardindan bir yokus, sonra bir daha yokus, sonra binlerce yokus geldi. Ben ve arkadasim cok zorlanmadan onlerde gidiyorduk, orman cok huzurlu, yemyesildi, gokyuzunu bile goremiyorduk agaclardan. Gercekten biz cok zevk aliyorduk. Asagidaki kirmizi cantali kiz benim:)
Ama grubun yaslilari yavas yavas alarm vermeye basladi. Bir kadin astim krizi gecirdi. Neyse o biraz iyilesti baska bir kadin (Rowin) kalp sorunu yasamaya basladi. Biz arkadasimla kadina yardim etmeye karar verip, kolundan tutarak ona eslik ettik, biz en arkada yururken diger gruptan epeyce koptuk. Toplam 7 kisi tam ormanin ortasinda bir dagin basinda Rowin'le kalakaldik. Yolun sonu da pek yakin gozukmuyordu. Rowin'in kalbi yokuslara daha kotu tepki vermeye basladi. Her kucuk tepe tam bir kabusa donmustu onun icin. Zaten kadinin kalbi %80 performansla calismaktaymis. Kadin titremeye, yuruyememeye basladi. Biz cubuklardan sedye yapip kadini tasimaya karar verdik. 7 kisilik grubun 3'unun beli sakatti, en guclu iki kisi biz iki kiz oldugumdan koca Rowin'i sedye ile tasima isi fiyaskoyo donustu:) Asagidaki tisortlerden yaptigimiz sedye gorulmekte.

Biz de yere yatirdik onu. Kadinin durumu iyice kotulesmeye basladi. Yavas yavas dudaklari morardi, elleri sogudu, ayaklari sogudu, cirpinmaya basladi, nabzi acayip derecede dustu(dakikada 30'a dustu), tum kani basinda toplandi resmen. Gozleri acik gokyuzune dogru bakakaldi dakikalarca, ne konusuyor, ne nefes aliyordu. Bilincini tamamen kaybetti. Daha once hic olume sahit olmamistim, bir yandan ilginc geliyordu yasananlar, bir yandan korkmaya baslamistik. Ormanin neresinde oldugumuzu bilmiyorduk, sonunda miydik, ortasinda mi? Rowin'in kocasi (uyuz adam)yerimizi bilmedigimizden 911 aramayi istemedi, ama kadinin artik son nefesleriydi, ben zorla insanlari 911 aramaya tesvik ettim.

Bu arada ben Rowin'in agzina biraz su vermeyi basardim. Sudan sonra kadin gozlerini kirpti, tepki vermeye baslayinca dudaklarina daha fazla islattim. Suyun bu kadar guclu yasam iksiri oldugunu bir kez daha ogrendim. Kadin hareket etmeye basardi azicik. Nasil sevindik anlatamam. Bu arada helikopterler tepemizde ucmaya basladi. Ambulans seslerini duyuyorduk. 20 dakika icinde bizi buldu kurtarma ekipleri. Asagida arkadasim kadina destek olmus durumda.


Ormanda kullandiklari ozel motosikletleri ile yanimiza gelen saglik ekipleri hemen mudahale ettiler kadina. Oksijen maskesi ve serumu verince Rowin cevresine daha anlamli bakislar atmaya basladi. Biz de acayip rahatladik.


Toplam iki helikopter, 12 itfaiye araci, 2 ambulans, 3 askeri arac ve 10 tane orman motosikleti ve en az 60 kisilik bir kurtarma ekibi ile Rowin'i yasama donderdik. Bu arada guclu, kuvvetli kurtarma ekibi yorulup tasima isinde de ben ve arkadasimdan yardim istedi. Kadini sedyeyle tasima isini de biz yaptik. Ekiplerin bizi bulmasinin ardindan yarim saatlik bir yokus yukari yuruyus yaptik ve helikopterin bizi bekledigi yere ulastik. Asagiya indigimizde beni ve arkadasimi herkes alkislarla karsiladi. Kurtarma ekibinin sefi elimizi sıkıp, tesekkur etti. Pek bir kahraman hissettik kendimizi. Kurtarma ekibinin cabuklugu, donanimi, ilk yardimdaki profosyonelligi tadire şayandi.



Hayatimda ilk kez birinin yasamini kurtarmaya katkida bulundum ve muthis bir keyif aldim. Ilk kez, acaba doktor mu olsaymisim diye dusundum. Insanlara yardim etmek bilgisayar basinda saatleri gecirmekten cok daha anlamli bir is. Tabii biz sansliydik, kadinin olmesi an meselesiyken yasama dondu, olebilirdi de. Olseydi bu yaziyi yazarmiydim bilmem. Dun gece kadinin gokyuzune sabitlenmis gozleri, gozumun onunden gitmedi. Kotu bir uykunun ardindan, ilk is kalp hastasi annemi arayip sakin yokus yukari cikma demek oldu:) Bugun ogrendigimize gore Rowin'in durumu iyiye gidiyormus. Gelecek donem, okulun actigi Ilk yardim derslerine katilmayi hedeflemekteyim. Hayat surprizlerle dolu. Hazirlikli olmak lazim.

Bir Amerikan macerasi da burada bitti.