(Istanbul)
(Istanbul)
(Istanbul)
(Sivas)
Bolca geometri, birazcik insan, klasik nurvenur iste...
Sivas’a Ankara’dan dogru gidildiginde Yildizelinden gecilir, ve bu asamadan itibaren uzun ince bir yol dikkatininizi ceker. Her zaman cok fotografik gelir bana bu yol, yolun kenarlari sararmis otlarla kaplidir, ama hep otobuste oldugumdan cekemem soyle diledigimce kareler bu yoldan. Bu yol ile Sivas’lilarin en eski geleneklerinden biri olan sicak kaplicalara da gidilir. Insanlar eskiden bu kaplicaya gidip aylarca cadirda kalirdi. Deniz kulturu olmasa da Sivas’ta guclu bir kaplıca kulturu vardir. Sivas’ta uzun ince yollar sadece bu yol guzergahinda degildir, sehrin tum girislerindeki yollar uzun-incedir.
Sivas’ta ne tarım yapılır doğru düzgün, ne endüstri vardır adama benzer, biraz ticaret vardır işte o kadar. O yüzden en çok göç veren şehirlerden biridir. ABD’nin her yerinde bir Çin mahallesi olması gibi, Turkiye’nin büyük şehirlerinde de bir Sivas mahallesi vardır. (Sivaslilar bu büyük şehirlerde hemşerilik duygulariyla birbirini tutup belli meslekleri başka memleketli insanlara kaptırmaz. Hoş olmayan bir gerçektir bu. Hoş olmayan şeyler yazmayayim şimdi burada.)
Şehir merkezi düz bir ovada kurulmuştur, o yüzden bisiklet sürümüne elverişli bir şehirdir. Bu son gidişimde bisikletli sayısında yoğun bir artış gördüm. Bir de bayan bisiklet sürücüleri artsa ne hoş olur diye düşünmeden edemedim.
Sivas yeşil bir şehir değildir, ama belediyenin son yıllarındaki çabaları ile yeşil alanlar artmış. Halkın çıkıp yürüyeceği, çocukların oynayacağı bol bol park yapmış belediye.
Bir de belediye insanlarin ellerine çekirdeklerini alıp akşam üstleri yürüdükleri Istasyon caddesini genişletmiş, modernleşmiş cadde. Bol bol havuz yapmış bu cadde uzerine.
Sivas’in eski evleri vardir, duvarları saman ve toprak harciyla sıvalanmış, bahçeleri hatmi çiçekleri renklenmiş evleri.
Kapilari tahtadan.
Pencereleri işlemeli demirliklerden.
Bu evlerin çoğu şimdi demir kepçelerin emrinin altindadir, eğer hala duruyorlarsa kesin bir miras paylaşımı sorunu vardir evin çocukları arasında.
Sivas’li kadinlar yazları yun yataklarını dışarı dökerler, yıkarlar yunleri, havalandırırlar.
Sivasli kadinlar pazardan aldiklari biberleri kuruturlar pencerelerinde.
Sivas’ta yazlari yogun bir dugun trafigi yasanir. Artik dugun salonlari bu yogunlugu kaldıramaz. Bu yıl yururluge giren, yeni adetle okulların spor salonlarında plastik sandalyeler koyarak dugunlerini yapar halk:)
Bir de Sivas’in turkuleri vardir. Sivas ellerinde sazlar çalınır, Çamlıbeller bölük bölük bölünür. Hala aşık geleneğinin sürdüğü kahveler vardır. Ozellikle Alevi kulturun etkisi ile deyişlerin beşiğidir Sivas. Sözleri cok derin türküleri vardir Sivas'in. Cok fazla goc verdiginden sehir, turkulerde gurbet kelimesi bolca gecer. Bir de Sivas'in sogugu- karı çetin geçtiğinden kar üstüne de türkü sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. (Örnek: "Sıladan gurbete neden kaçılır, Ağlar gözlerimden yaşlar saçılır, karlar erir gider yollar açılır, gel bizim ellere gör beni beni")
Benim sevdigim başka bir Sivas türküsü de şöyledir:
"Siyah saclarinda hatem yüzlerin,
Garip bülbül gibi zareler beni,
Hilal ebrularin ahu gözlerin
Tığ'ı sevda ile yaralar beni, ..... Feyzullah Çınar"
Bir de Pir Sultan Abdal'dan bir şiir
"ötme bülbül ötme, şen değil bağım
dost senin derdinden ben yana yana
tükendi fitilim eridi yagim
dost senin derdinden ben yana yana
deryadan bölünmüs sellere döndüm
ateşi kararmis küllere döndüm
vakitsiz açilmis güllere döndüm
dost senin derdinden ben yana yana "
Böyle bir yazıya nasıl bir son fotoğraf uygun olurdu bilmem, ama ben Sivas serime otobus bekleyen bir aile ile veda ediyorum.
Böylece memleketime yaptığım ve yapacağım en büyük kıyak olan bu yazıyı bitiriyorum. Bu yazıda Sivas'la ilgili herhangi bir kötü yan yansıtılmamıştır:) Tüm fotoğraflar nurvenur'undur.

Ikinci durak Antalya'dan. (Antalya merkezin sicakligini nasil yansitabilirim bilmem, sadece gunesin isinlari olan su golge fotografima yer vereyim.)
Ucuncu durak Kemer'den.
(Kiraladigim bisiklet ile aksam turuna ciktigimda yakaladim bu kareyi)
Dorduncu durak Sivas'tan.
(Tatil boyunca cektigim en guzel kare bence. Yine sabahin korunde kalkip yuruyuse ciktim, gunesin yukselmesi sirasindaki yatay isik bana yardim etti bu karemde.Sabah serinliginde yola koyulan bir sepetci. Sokak saticilarin olmadigi ABD'den sonra insanin gozu boyle bir goruntuyu hemen ayirt ediyor.)

Ve son durak Istanbul'dan...
(Turkiye'nin incisi, gonullerin birincisi Istanbul sokak kedileri bakimindan Turkiye'de birinci sirada sanirim. Turkiye'de yasarken bir tane bile kedi fotografi cekmemisimdir, ama buradan dondukten sonra goze en farkli seylerden biri sokak hayvanlari.)
Istanbul'a bir kiyak cekip bir fotograf daha yayinlayayim. Mekan: Beyazid Cami
Kultur karsilastirmalari ile dolu bir gezi yazisinin sonuna geldim. Cekip sevdigim tum diger fotograflar pek yakinda buradalar.

Gorulmesi gereken yerler: Mount Washington(sehrin mazarasi cok hos buradan- yukaridaki fotograf buradan cekildi), sehrin ortasindaki kale gibi hapishane, Pittsburgh universitesi civarindaki katedral ve kilise. Pitssburgh universitesinden biraz otede yer alan Carnegie Mellon universitesi, burasi biz bilgisayar muhendisleri icin kutsal bir yer:) Ayrica sanat muzesi, modern sanatlar muzesi ve tarih muzesi. Ben bu sene muze kotami astigimdan gitmedim buralara. Ama giden arkadaslardan biri modern sanat muzesindeki izole odayi cok ilginc bulmus. Tamamen karanlik bir odaymis, karanlik bir tunelden bir ipe tutunarak bu odaya ulasiyormusunuz, ulastiginizda yine karanlik ortamda 15 dakika oturup tamamen izole oluyormusunuz:)
Maalesef cogu zamanim konferans telasi ile gectiginden fotograf cok cekemedim. Cektiklerim arasinda sunlar biraz ilgincti. Paylasayim burada.
(Cok sayida kopru var sehirde, sehir 3 irmagin ortasinda oldugundan, koprulerin coklugu normal.)
(kopruden bir ayrinti)
(kopruden baska bir ayrinti)
(ve sehrin merkezinde yaz yagmuruna yakalandim.)
Pittsburgh'dan bu kadar...

Bir dahaki bisiklet turuna kadar simdilik bu kadar...
Yuruyusu dun yasli amcalardan Bob yonetti, 30 yil once gittigi bir ormana goturdu bizi. Gercekten de hos bir ormandi. Bir golun kenarindan basladik yuruyusumuze ve yokuslu tepelere dogru yola acildik. Bob cok zorlu bir yuruyus olmadigini golden sonra bir yokusu ciktiktan sonra yuruyusu tamamlayacagimizi soyledi. Bunu soylerken guvendigi tek sey 30 yil oncesinden kalan anilariydi. Ne bir harita vardi ortada, ne bir gps aleti. Herkes Bob'a guvendi, basladik yuruyuse. Asagidaki amca Bob olmakta.
Bob'un soyledigi yokusun ardindan bir yokus, sonra bir daha yokus, sonra binlerce yokus geldi. Ben ve arkadasim cok zorlanmadan onlerde gidiyorduk, orman cok huzurlu, yemyesildi, gokyuzunu bile goremiyorduk agaclardan. Gercekten biz cok zevk aliyorduk. Asagidaki kirmizi cantali kiz benim:)
Ama grubun yaslilari yavas yavas alarm vermeye basladi. Bir kadin astim krizi gecirdi. Neyse o biraz iyilesti baska bir kadin (Rowin) kalp sorunu yasamaya basladi. Biz arkadasimla kadina yardim etmeye karar verip, kolundan tutarak ona eslik ettik, biz en arkada yururken diger gruptan epeyce koptuk. Toplam 7 kisi tam ormanin ortasinda bir dagin basinda Rowin'le kalakaldik. Yolun sonu da pek yakin gozukmuyordu. Rowin'in kalbi yokuslara daha kotu tepki vermeye basladi. Her kucuk tepe tam bir kabusa donmustu onun icin. Zaten kadinin kalbi %80 performansla calismaktaymis. Kadin titremeye, yuruyememeye basladi. Biz cubuklardan sedye yapip kadini tasimaya karar verdik. 7 kisilik grubun 3'unun beli sakatti, en guclu iki kisi biz iki kiz oldugumdan koca Rowin'i sedye ile tasima isi fiyaskoyo donustu:) Asagidaki tisortlerden yaptigimiz sedye gorulmekte.
Biz de yere yatirdik onu. Kadinin durumu iyice kotulesmeye basladi. Yavas yavas dudaklari morardi, elleri sogudu, ayaklari sogudu, cirpinmaya basladi, nabzi acayip derecede dustu(dakikada 30'a dustu), tum kani basinda toplandi resmen. Gozleri acik gokyuzune dogru bakakaldi dakikalarca, ne konusuyor, ne nefes aliyordu. Bilincini tamamen kaybetti. Daha once hic olume sahit olmamistim, bir yandan ilginc geliyordu yasananlar, bir yandan korkmaya baslamistik. Ormanin neresinde oldugumuzu bilmiyorduk, sonunda miydik, ortasinda mi? Rowin'in kocasi (uyuz adam)yerimizi bilmedigimizden 911 aramayi istemedi, ama kadinin artik son nefesleriydi, ben zorla insanlari 911 aramaya tesvik ettim.
Bu arada ben Rowin'in agzina biraz su vermeyi basardim. Sudan sonra kadin gozlerini kirpti, tepki vermeye baslayinca dudaklarina daha fazla islattim. Suyun bu kadar guclu yasam iksiri oldugunu bir kez daha ogrendim. Kadin hareket etmeye basardi azicik. Nasil sevindik anlatamam. Bu arada helikopterler tepemizde ucmaya basladi. Ambulans seslerini duyuyorduk. 20 dakika icinde bizi buldu kurtarma ekipleri. Asagida arkadasim kadina destek olmus durumda.
Ormanda kullandiklari ozel motosikletleri ile yanimiza gelen saglik ekipleri hemen mudahale ettiler kadina. Oksijen maskesi ve serumu verince Rowin cevresine daha anlamli bakislar atmaya basladi. Biz de acayip rahatladik.
Toplam iki helikopter, 12 itfaiye araci, 2 ambulans, 3 askeri arac ve 10 tane orman motosikleti ve en az 60 kisilik bir kurtarma ekibi ile Rowin'i yasama donderdik. Bu arada guclu, kuvvetli kurtarma ekibi yorulup tasima isinde de ben ve arkadasimdan yardim istedi. Kadini sedyeyle tasima isini de biz yaptik. Ekiplerin bizi bulmasinin ardindan yarim saatlik bir yokus yukari yuruyus yaptik ve helikopterin bizi bekledigi yere ulastik. Asagiya indigimizde beni ve arkadasimi herkes alkislarla karsiladi. Kurtarma ekibinin sefi elimizi sıkıp, tesekkur etti. Pek bir kahraman hissettik kendimizi. Kurtarma ekibinin cabuklugu, donanimi, ilk yardimdaki profosyonelligi tadire şayandi.