Boston


ABD'ye geldigimden beri gitmeyi en cok istedigim sehirlerden biriydi Boston. Sonunda bir konferans nedeniyle gitme sansi buldum. Boston Abd'nin kuzey dogusunda yer almakta. Kuzeye gittikce havalar soguklasiyor, insanlar ciddilesiyor burada.


Boston ABD'nin en eski sehirlerinden biri. Gocmenler ilk olarak kuzey dogu sehirlerine gelip oralarda bir uygarlik kurmuslar. Bu yuzden sehirde tarihi bir doku var. Sehrin cogu bolgesi ismini Ingiltere'deki sehirlerden almislar. Ornegin Cambridge, Dorchester, Manchester gibi.


Sehirli halk siki bir beyzbol takipcisi. Boston'un beyzbol takiminin ismi Red Sox. Nereye giderseniz gidin, ustunde Red Sox yazan tisort ve sapka takan insanlarla karsilasiyorsunuz.


Ozellikle kuzeyinde bulunan North End'in cok Avrupai bir havasi var. Kucuk sirin kafeleri, restoranlari ve kirmizi tuglali apartmanlari ile tamamen Avrupa'nin kuzey ulke sehirlerini animsatti bana. Sehrin diger kisimlarinda da Viktorya stili evler gormek mumkun.





Boston ABD'nin egitim duzeyi en yuksek olan sehirlerinden biri. Toplamda irili ufakli 40 universite var bu sehirde. Dolayisiyla sehir cogunlukla universite sehri havasinda. Kislari dolup tasan sehir, yazlari bosaliyormus. Genc nufus yogunlukta sehirde. Sehrin en unlu ve eski universitesi Harvard. Harvard'a cok yakin mesafede MIT yer almakta. Bunun yaninda Tufts, Northeastern ve University of Boston'da hatiri sayili universitelerinden Boston'un.




Sehirde toplu tasima duygusu ABD'nin diger sehirlerine gore cok gelismis. Metrosu Newyork metrosuna oranla daha yeni ve temiz. Sehir ABD'nin diger sehirlerinde gorulen izgara methodu ile gelistirilmedigi icin yon bulmak hafif zorlu. Bir de otoyol sistemi azicik karisik. O yuzden araba kiralamak cok akillica degil bu sehirde yeni olanlar icin.


Boston'da iki muzeye gittim. Ilkine, "Museum of Fine Art", biraz yagmurdan kacagi vaziyetinde gittim. Kac tane sanat muzesi gordugumu artik ben de unuttum. O yuzden gidip gitmemekte kararsizdim. Ama muzeyi gezdikten sonra iyiki gitmisim dedim.


Muzede Japon sanati agirlikta. Baska hicbir yerde gormedigim cok guzel resimler, cizimler var. Bazi resimler kumaslar uzerine yapilmis. Yan yana konulmus muzede. Begendigim birkac sanatcidan resimler koyayim burada.

Shoda Kakuyu



Kontani Koshun


Utagawa Kunisada





Ziyaret ettigim diger bir muze ise: MIT Science'di. Bilime, robotlara, holografiye ilgi duyuyorsunuz, kesinlikle ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Benim icin cogu sey bilindikti icinde calistigim konular oldugundan. Ama yine de ilginc bir deneyim oldu. Ismini Turkce'den alan, sinirlari olsa da duygularini gosteren sosyal robat kismet'i gorebilirsiniz, ama iletisime gecemezsiniz. Holografiler de gercekten etkileyiciydi.


Baska neler yabilabilir Boston'da? Bu aralar Boston Turk film festivali var, gosterimler kisitli, bir filmi kacirirsaniz tekrari yok maalesef. Gunesli bir bahar gununde Public Garden'i ziyaret edebilirsiniz.

Quinch Market'te kalabaliga karisabilirsiniz. Bir zamanlar Cheers izlemissiniz ve "where everybody knows your name" sarkisi agziniza dusmusse, Cheers'i ziyaret edebilirsiniz. Zamaniniz varsa Reservoir kenarinda yuruyus yapabilirsiniz.

Yine zamaniniz varsa Brookline Village'e gidip gezinebilirsiniz. Vaktiniz varsa MassArt'a gidip cilgin dizaynlari da gorebilirsiniz.

Sonuc: Boston'da yapacak seyler asla bitmez, ne kadar cok sey yapmaya calissam da bitiremedim ben, heryerde bir aktivite bulunabilir. Buyuk sehir, insanlarin akli basinda. Ahh bir de biraz daha sicak olsa...

Selim Sesler

Gecenlerde Boston'da Selim Sesler konserine gittim. Konser Boston Turk film festivali kapsaminda duzenlenmisti. Izleyiciler cogunlukla Turk, Yunan, Bulgar, Makedon agirlikliydi.


Selim Sesler klarinette harikalar yaratti. Yaninda bir de muhtesem kanun eklenince cok hos bir konser oldu. Insanlar da kendinden gecti belli bir sure sonra. Kendilerini oynak muzikler esliginde dansa biraktilar. Cok eglendim. Sehrinize Selim Sesler gelirse kacirmayin derim.

Iste ondan hareketli bir parca..

ucan kus, verilik kedi

Havalarin guzelliginden yararlanip, bir iki birsey okuyayim dedim balkonda. Yaninda demlenmis Turk cayi ile birlikte bu dusuncemi uygulamaya koydum. Yalniz balkonun kapisini acik unutmusum. Benim kafesten adimini atmayan kuscagizimi dusunmedim tabii. Genelde kafesinden adimini disari atmaz, o yuzden ben de kafesin kapisini acik birakmakta bir beis gormem. Bu kafes guzeli ani bir hareketle birden bire kafesinden cikip balkondan benim basimin ustunden ucarak goklere karismasin mi. O ucarken, aa kusum ne guzel ucuyormus diye sevindim. Bir tur atıp doner herhalde diye dusundum icimden. Meger kusun gonlunde gizli gizli hep ucup kacmak varmis. Gitti... Bir daha da donmedi...


O kadar guzel suzulup uctu ki, uzuleyim mi sevineyim mi bilemedim. Ozgurlugune kavustu diyecegim ama mutant bir kusun dogada avlanma orani cok yuksek. O degil yarin kar firtinasi geliyor sehre. Bu kuslar soguklara hic dayanamiyor. Yem bulmayi bile beceremez benim kus. Hicbir vahsi yonu yoktu hayvancagizin. Umarim atlatir bu soguklari uctugu yerlerde uzun uzun yasar diye saf bir umuda kapilayim.

Neyse kus uctuktan sonra, bizim yerel ilanlarin oldugu craiglist'e bir goz atayim dedim. Sevimli birseyler var mi diye. Soyle bir ilan gozume carpti ev hayvanlari ilanlarinda:

"owner died, cats need a home"

"aby is the black cat and Dehlia is the orange cat. These cats lived with their owner. The owner died and was not discovered for almost a week. The cats were in the house with her. I can't imagine how they must have felt. I don't even know if food was left for them. They are very confused and don't know why they were left. As you can see by the picture of the black cat, she was scared and it took days to find her and get her out. "


Ingilizce bilmeyenler icin, kedilerin sahibi ölmüş ve kadının ölüsü bir hafta sonra bulunmus. Bu bir hafta boyunca kediler ölüyle birlikte kalmislar. Ilani veren, kedilerin ölüyle birlikte neler hissettigini dusunuyor. Kedilerden siyah olani(ustte) bir yere saklanmis ve cikmamis oradan gunlerce.

Bu ilan uzerine kac oyku yazilabilir diye dusundum. Bir oyku yazari ne kadar farkli fikirler ortaya atabilir. Ya da kedilerden yola cikip "Kentucky'li evinde yalniz olen ve gunlerce bulunmayan yalniz birinin uzun yasamina" dokunan kac kisa film senaryosu cikarabilir film senaristleri. Her yazarin ve senaristin elinde oykuler farklilasacak elbet. Ama hepsinin sonunda bir huzun olacagi kesin.

Bu kedicikler bana Slyvia Plath'in kedileri icin yazilmis bir siiri hatirlatti. Slyvia Plath, Amerikali yazar ve sair. Yasadigi ruhsal cokuslerin sonucunda 31 yasinda olume teslim etmis kendini. Gerisinde, siirleri-kitaplari ile birlikte o da kedilerini birakmis. Ve onun hayranlarindan biri su siiri yazmis Slyvia'nin kedileri icin.

Slyvia Plath's Cats

Their breath was clean, or harsh and sour
according to her moods:
and when they sensed a coming storm
they crept into corners.
Today she is a remote eminence,
tall and cold as Alaska:
but the cats understood her
as something young and brittle
like bamboo
that cuts you when it breaks.
When she died, apart from them
they felt her passing over
as a seismic change of frequency:
they never quite forgot her
and when something reminded them
they purred, nervously.

No one writes their biography.


Hoscakal cankus'um. Hoscakal aby ve dehlia'nin sahibi....

ah istanbul

Yazdan kalan fotograflarimi ayiklarken, bunu silinecekler listesine atmisim. Yazik etmisim dedim tekrar baktigimda. Turkiye'yi ozlemeye basladim herhalde hafiften. Her Istanbul'lunun cekecegi standard bir fotograf bile gozume guzel gozukuyor.

Neyse efendim, "Uzanip Kanlica'nin orta yerinde bir taşa, gozunun yasini Hisara dogru yuzdurenlere" gelsin bu fotograf. Sezen ablamizin en-damar, en-arabesk parcasi esliginde.


Sezen Aksu İstanbul İstanbul Olalı - Sezen Aksu

La Maison en Petits Cubes

Oskar hakkinda bir yazi yazmadim, cunku saygi duymuyorum bu odullere. Yine de kisa dalda odul kazanan filmi izledim ve cok begendim. Henuz izlemediyseniz iste burada.



Ikinci yarida surada: http://www.youtube.com/watch?v=b_Wrx8CUzh8&NR=1

La Maison en Petits Cubes, kucuk kup bloklari malikanesi demek bu arada. Eriyen buzullar karsisinda dunyayi kucuk kupcukler saracak herhalde ilerde ve tum anilarimiz sular altinda kalacak bir gun.

Iyi seyirler.

tatli ruyalar

Itiraf ediyorum ben bir gece kusuyum. Maalesef bu durum ABD'de de ortaya cikti. Ne yaparsam yapayim da duzelmedi, ben de durumu kabul ettim. Sabahin seherinde oten kuslari duymadan yataga girmiyorum. Tek tesellim bu durumdaki tek bilgisayar muhendisi veya doktora ogrencisi olmadigim. Neyse kisisel sorunlarima bogmayim sizi. Sadece denk geldigim bir ninni projesinden bahsedeyim.

Dunyanin farkli kulturlerine ait ninnilerin cizgilestirmisler bu projede. Projenin ismi: "Lullabies of the world". Muzikler cok kaliteli ve rahatlatici. Cizgi filmlerde, ninninin sozleri konu edilmis.

Benim favori ninnim Rusya'ya ait su ninni. Bu aralar zaten Klezmer muzigine takmistim, iyi denk geldi bu ninni de. Klezmer muzigi genelde dogu Avrupa ulkerinde yaygin olan bir muzik.



Su da Fransa'ya ait bir ninni.


Bizim dandini dandini dastana'miz da surada. Danalar bostana girip lahanalari darmadagin ediyor. Cok komik olmus. Ama cizgileri hos. Ozellikle kara kaslarimiz cizgi filmde yerini almis:) Ozellikle klarnet agirlikli muzigi de cok rahatlatici.



Tum diger videolara suradan ulasabilirsiniz: http://www.youtube.com/profile?user=duratrub&view=videos

Tum uyku sorunu yasayanlara tatli ruyalar diliyorum.

cizgi'ye dair gercekler

iki nokta arasindaki en kisa yol duz cizgidir ve duz cizgi sonsuza kadar uzar gider.

paralel olmayan iki cizgi uzayda bir yerlerde kesisir.

üç çizginin kesismesi ücgenleri yaratabilir (tabii her zaman degil)


parabol ikinci dereceden bir cizgidir.

iki cizgi arasinda sonsuz nokta vardir.

bir de ic Anadolu bolgesinde sek-sek oyununa cizgi denir, ozellikle bu deli bahar mevsiminde cocuklar durmadan dinlenmeden cizgi oynarlar...

(tabii ki tum fotograflar nurvenur'undur.)

ahlaki ikilem

Gecenlerde RadioLab'da dinledigim bir konusmada ahlaki ikilem(moral dilemma) 'dan bahsedilmekteydi.En unlu ahlaki ikilem problemlerinden biri, tren problemi imis. Ben de o problemi burada anlatayim.

Senaryo 1: Tren raylarinin yonunu degistiren makasin yanindasiniz, trenin geldigini goruyorsunuz. Trenin gittigi yondeki raylarda calisan 5 isci var. Eger tren gitmeye devam ederse bu 5 isci olecek. Onlari uyaramiyorsunuz ve onlar da treni goremiyor. Makasin ayrildigi diger raylarda ise sadece 1 tane isci goruyorsunuz calisan. Soru: Bu durumda makasi degistir miydiniz? 5 kisinin hayatini diger1 kisinin hayatina tercih eder miydiniz? Bu soruya %90 bir cogunluk evet demis, yani makasin yonunu degistirip sadece 1 kisinin olumune sebep olacaklarini soylemisler.



Senaryo 2: Simdi tek bir yon var demir yolunda ve siz bir koprunun ustundesiniz. Trenin geldigini goruyorsunuz kopruden. Trenin gittigi yonde calisan 5 isciyi de goruyorsunuz. Yine onlari uyaramiyorsunuz, onlar da treni gormuyorlar. Bu sefer, koprude yaninizda bir adam var. Eger adami itelerseniz, adam demiryoluna dusecek ve gelen treni durduracak. Ve boylece tren yolunda calisan 5 kisinin hayati kurtulacak. Soru: Bu durumda onunuzdeki adami tren yoluna iter miydiniz? Bu deneye katilanlarin %90'u bu soruya hayir itemem demis.



Iste, ahlaki ikilem burada ortaya cikiyor. Iki senaryoda da, 1 yasama karsi 5 kisinin yasami kurtariliyor. Ama hangi kultur veya dinden gelinirse gelinsin, birinciye evet ikinciye hayir deme orani degismiyor. Peki, bu deney sizin uzerinizde yapilsaydi sizin cevabiniz ne olurdu??

Nörolojistler, bu deneyi MRI ile beyinde aktiflesen bolgeyi inceleyerek yapmislar. Ilk deneyde beyin sadece matematik yapiyor, beynin yalniz bir bolgesi aktiflesiyormus. Ikinci deneyde once matematik alani aktiflesiyor ama ayni zamanda beynin baska bir bolgesi daha aktiflesiyormus. Baskasinin olumunden direk sorumlu olmak, ahlaki bolumu fazlasiyla uyarip, hayir cevabi vermemize sebep oluyormus. Bilim adamlari, temel ahlak prensiblerimizin, din, kultur ve egitimden bagimsiz olarak insan tabiatina(DNA'ine) gomulu oldugu sonucuna varmis deneyler sonucu.

Buna benzer bir baska problem de: Savastasiniz.Tum koy hanesi ile bir yere saklanmissiniz. Bebeginiz var. Askerler size cok yakinken bebeginiz siddetli bir sekilde aglamaya basliyor. Bebeginizi susturmak icin bebegin agzini kapatip bogulmasina ve olumune sebep olaraktan tum koy halkini kurtarir misiniz? Yoksa bebegi oldurmeyip askerlerin sizi bulmasini ve tum koy halkini oldurmesini mi tercih edersiniz. Bu problemde "bebegini oldurme" diye bagiran ahlaki beyin parcacigi ile matematiksel hesaplar yapan faideci beyin parcacaginizi carpisacak.

3 (üç) maymun

Bir arkadasim filmi iki ay once getirmisti bana, o gunden beri filmin cdsi bana, ben filmin cdsine bakmaktaydim. Izleyince içimi sıkıntı kaplayacağından emin oldugumdan izlemeyi erteliyordum. Neyse efendim izledim sonunda. Ustunden biraz da zaman gecti hatta. Daha yeni yazabiliyorum, duygu ve dusuncelerimi.


Nuri Bilge, bildiginiz gibi bu filmle Cannes'da en iyi yonetmen ödülünü alip, filmi "güzel ve yalnız ulkesine" adamisti. Sean Penn, Nuri Bilge Ceylan ismini bir tuhaf telaffuz etmisti. Film ayni zamanda Yabanci Film dalinda oskar aday adayi olmustu. Ama ben bu basarilara ragmen, NBC'yi tanidigimdan filmi izlerken, herseyin ustume ustume geleceginden emindim. Nitekim oyle oldu. Film muthis kasvetli. Ama NBC guzelligi var filmin icinde. Tanimak lazim yonetmeni, filmi sevmek icin.


Filmde, namus, ahlak, cikar iliskileri, paranin gucu, ask, askin zavalligi, aldatma gibi her insanin ve her toplumun ,az cok gundeminde olan konular ele alinmakta. Gelisen olaylarin bazilarini, Türkiye'li farkli algilarken, yabanci biri farkli algilayabilir. Tum dunya vatandaslarinin, filmdeki bazi ogeleri benzer sekilde yorumlayacagindan supheliyim. Belki bu yuzden de oskar'da ilk bese kalamamistir.

Mesela, cep telefonunun zil calisina Yildiz Tilbe'nin bir sarkisini atayan birinin, yasam tarzini az-cok gozumde canlandirabilirim. Yildiz Tilbe'nin alt kulture yonelik muzik yaptigini bilmeyen bir yabanci bunu cozumlemeyebilir.

Ya da, patronun sucunu para karsiligi üstüne alan sofor bana gayet normal gelmekte, yani beni sasirtmayan bir durum bir Turkiye'li olarak. Ama farkli bir toplumun vatandasi, bunu farkli gorebilir. Ya da , ya da, kırronun onde gideni bir adamin neden siyasete atildigi bile Turkiye'li olmayi gerektiriyor. Ya da gerektirmiyor belki, tum ulkelerde siyaset, para ve kisisel cikarlar ic ice gecmis .



Filmin asil temasi, evlilikte kadinin aldatmasi. ABD'de, kadin aldattigi icin islenen cinayet haberi cok yaygin degil. En azindan ben karsilasmadim boyle haberlerle. Ama bizim ulkede 3. sayfa haberleri, aldatilma yuzunden islenen cinayetlerle dolu. Bu sebepten karisini oldurenler, kocasini oldurenler, annesini oldurenler, cok alisilagelmis. Ozellikle aldatan kadinsa, herseyi medenice kabul eden koca veya ogul garip karsilanir, ozellikle egitim ve gelir duzeyi dusuk olan kesimde. Iste film de, bizim ulkemizde garipsenebilecek bu aldirmama("gormedim-duymadim") durumunu isliyor.


Filmi daha onceki NBC filmleri ile karsilastirirsam, bu sefer klasik kasabadan sehre gitmek isteyen veya ortalamanin ustunde Beyoglu cevresinde yasayan birinin depresif inis cikislari yok. Tasra bu filmde yerini Istanbul'un uzak semtlerinden birine birakmis. Sehirli depresiflik de yerini, düşük gelirli bir ailenin yasamsal monotonlugundaki bunalima birakmis. Iklimlerde, plajda gunesin alninda terleyen Bahar'in yerini bu kez, evde issiz-gucsuz- universite sinavini kazanamayan oglun terleri almis. Bu son iki filminde, yasamdan sıkılmıslığı terle dısarıya atıyor NBC.



Filmde tartisilan bir konu, kadinin kopekler gibi neden asık oldugu kırro bir adama. Kadın sanırım hayatındaki monotonluga(degisimsizlige), heyecansizliga, hicbir sey hissetmemeye, yani yasamindaki tum ölmüşlük duygusuna bu aldatma ile care buluyor, bu iliski ile yasadigini tekrar hissediyor sanirim, ve tekrar olmek istemiyor, yasamindaki tek heyecandan yoksun kalmamak icin diz cokuyor adama.


Filmdeki guzellikler: Filmdeki tum goruntuler sahane her zamanki gibi. Mekan secimi kusursuz. NBC'nin kendi sinirlarini zorladigi kurgu da guzel bence. Birkac gereksiz sahne var ( filmin sonunda, kahveci ciragina goturulen teklif gibi). Filmde ozellikle Hatice Aslan'in oyunculugunu basarili buldum. Diger oyunculari cok etkileyici bulmadim.


Normalde filmde gecen bir muzikle bitiririm film yazilarimi. Ama filmde, telefonun melodisi olan Yildiz Tilbe sarkisi haricinde muzik yok. Muzigin filmlerdeki onemini, Turk yonetmenler(Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge, Dervis Zaim, ve daha niceleri) niye goz ardi eder bir turlu anlamam. Neyse Yildiz Tilbe'nin telefon melodisi olan su derin ve anlamli sozlerini koyayim bari:) Bu derin sozlerin ustune cok dusunmeyim derim:)

"geri dönme istemem ki
ben eski ben değilim ki
hayat öyle bir oyun ki
ne rolü var ne sahnesi

sen de mutlu olma e mi
sen de sev sevilme e mi"

Bos insaatlarda Escher'i kovalamak


Escher'in yukaridaki "cubic space division" cizimini goreli belki 9 yil olmustur. Gordugumden beri beynimin bir kosesinde. Nasil yapsamda buna yakin bir fotograf ceksem diyorum yillardir. Gordugum tum insaat iskelelerini yaklasip milyonlarca fotograf cekiyorum degisik acilardan. Ama olmuyor, bir turlu bu kadar guzel ve temiz bir eser cikartamiyorum ortaya.

Sekil benzerligi gordugum terkedilmis, issiz bir yol kenarindaki viranede aradim sansimi bu hafta sonu. Sirf bu cizime yakin birseyler cikartacagim basima birseyler gelecek yakinda. Neyse cektiklerim arasinda en iyisi su gibi. Ama yine olmadi, yine olmadi.



Bu arada hem matematigi, hem simetriyi, hem Escher'i seviyorsaniz, Videolectures'ten su konusmayi da sevebilirsiniz. Escher'in bilmedigim birkac ozelligini ogrendim konusmada.

the turkish lover-susuz yaz

Cok kayda deger bir kitap olmasa da ilginc bir oz yasam oykusuydu: The Turkish Lover. Esmeralda Santiago'nun cok genc yaslarda asik oldugu Ulvi Dogan'la 7 yillik suren iliskilerini kulturel farkliliklara ve kadin haklarina deginerek kaleme aldigi bir kitabi. Kitapta, Esmeralda ve Ulvi'nin yollari New York'ta kesisir. Esmeralda 19 Ulvi 36 yasindadir. Esmeralda genc, guzel hareketli, kani kaynayan, becerikli bir kizdir. Puerto Rico'dan New York'a goc eden fakir ve kalabalik bir ailenin kizidir. Ulvi biraz daha orta yasli, agir, modern olmasina ragmen kadinlara hala Anadolu tas firin kaliplariyla davranan yakisikli, zengin, sik giyimli, cekici, sefkatli biridir. Esmeralda Ulvi'ye deli gibi asiktir. Onun icin ailesinden ve ailesi cercevesindeki aliskanliklardan- kulturel degerlerden vazgecer. Ulvi de sever herhalde Esmeralda'yi. Kitap boyunca cok kapali, kendisi ile ilgili hicbir seyden bahsetmeyen bir karakter ciziyor Ulvi. Boyle gizemli olmasi benim onu daha cok merak etmeme sebep oldu.

Ulvi Dogan "Susuz Yaz"in yapimcisi ve basrol oyuncusu. Boyle olmasina ragmen internette ne dogru duzgun bir hayat hikayesi ne fotograflari var. Bu biraz da Susuz Yaz haricinde baska bir filmde yer almamasindan kaynaklanmakta belki.


Ulvi, hayatini resmen bu Susuz Yaz'a adamis. Yapimciligini kendisi yapmis, yonetmenligini Metin Erksan. Ama yari yonetmenmis de filmde. Parayi ve tum imkanlari kendi sagladigindan, film benim deyip filmin tek kopyasi ile birlikte Almanya'da Altin ayi'ya katilmis sonra da filmi ABD'ye goturup Oskar'a aday gostertmeyi basarmis. Her zaman filmi kendi cektigini soylemis, Metin Erksan'la aralari bu yuzden bozulmus. ABD'de filmi yabanci yapimcilara, yonetmenlere gostermis, ovguler toplamis, kendini kabul ettirmis. ABD film endustrisinde cok kisa surede taninmis. Cok uzun yillar bu filmi daha cok tanitmak icin elinden geleni ardina birakmamis. Cok fazla para harcamis bu film icin. Buradaki film sektorunden, filmin biraz acik sahnelere ihtiyaci var yorumunu alinca, Almanya'ya gidip Hulya Kocyigit'e benzer birine acik sahneler cektirip filme eklemis. Adam yillarini sadece bu filme vermis. Baska bir filmi cekmeyi veya baska bir filmde oynamayi hic dusunmemis. Kitabi okurken adama biraz acidim dogrusu.


Kitaptan sonra icimi muthis bir "Susuz Yaz" izleme durtusu kapladi. Hafizamin kivrimlarini zorluyorum ama bu filmi izlemedigimi dogruluyor tum beyin kivrimlarim. Bildigim tum illegal yollara basvurdum ama bulamadim filmi. Altin Ayi almis, Oskar'a aday gosterilmis, Ulvi'nin tum hayatini adadigi bu filmi gercekten gormeyi cok istiyorum. Meraklar icindeyim. Nasil yapsam da izlesem?


Konusunu Necati Cumali'nin kisa bir oykusunden almakta film. Ama cogu yerde Ulvi kendi aile yapisindan ve kendi ailesinin basina gelen birkac olaydan etkilenmis, karakterlerin adlari bile Ulvi'nin babasindan, abisinden, yengesinden alinmakta. Susuz bir yazi namus perspektifinden anlatmaktayi basarmis film anladigim kadariyle. Film ayrica hayvanlari ele alma bicimi ile de unlu. Erol Tas'in inegin memesinde sut emme karesi cok tartisilmis mesela.


Her neyse, kitaba (kitabin kapaginda Esmeralda'nin bir fotografi var) donecek olursam. Bu Ulvi gercekten yakisikli, cekici ve zengin boyle olunca tabii ki capkin ayni zamanda. Her ulkede bir sevgilisi var. Ama ayni zamanda Esmeralda'nin tek bir erkekle bile konusmasini son derecede kiskanabiliyor. Latin kulturunde dans etmek cok normalken Ulvi Turk kani ile Esmerelda'nin arkadaslari onunde dans etmesini yasakliyor. Esmeralda'nin kisisel haklarina cok saygili davranmiyor. Kadinin kiyafetlerini bile Ulvi secmek istiyor. Her zaman Ulvi'nin yasam istekleri cercevesinde Esmeralda'nin hayati sekilleniyor. Kitabin sonlarina dogru Esmerelda kendi rustunu hem kendine hem Ulvi'ye ispatliyor. Harvard'i basari ile bitiriyor ve bu iliskiyi de.

Sozun ozu: Kitap biraz kadin haklari acisindan kaleme alinmis. Bu yuzden de cok tutulmus zamaninda. Best seller olmus. Ulvi'nin kadinlara olan tutumu, ne yazik ki cogu Turk ve dunya erkeginde hala mevcut. Yakin gelecekte pek de degismeyecek gibi kadini ikinci planda gorme egilimi. Bu gercegi zaten bildigimden benim acimdan kitabin tek yarari Susuz Yaz'in dunyasini bana acmasi oldu, bir de filmi izlesem tam olacak.

gunun konseri

Bugun bizim buralarin yerel muzigi olan Bluegrass muzigini cok iyi temsil eden Sparrow Quartet'in konserine gittim. Yerel muzikleri ait olduklari yerlerde dinlemek daha bir keyifli geliyor bana. Belki bu grubu baska bir yerde dinlesem bana birsey hissettirmeyebilirdi. Karadeniz yaylalarinda kemence dinlemekle Kentucky diyarinda Bluegrass dinlemek benzer keyif veriyor diyeyim.

Bluegrass muzigi buraya birkac yuzyil once yerlesen Irlandalilardan almakta temellerini. Bu yuzden Irlanda muzigindeki keman Bluegrass'ta da var. Kemanin yaninda, banjo, mandolin, bas, ve perkusyon yer alabilir Bluegrass gruplarinda.



Sparrow Quartet'ın sarkicisinin adi Abigail Washburn ve sitesine suradan erisilebilir.

Kiz Mandarin dilinde sarkilari Bluegrass muzigiyle birlestirmis bazi sarkilarinda. Degisik ve hos bir tini elde etmis. Konser favorimi suradan dinleyebilirsiniz.


akan zamani dondurmak


Buz tutan agaclardan yadigar bir fotom.

Astronomy

Nasa'nin uzay ve gokyuzune dair guzelim fotograflari yayinladigi bir sitesi var. Hergun farkli bir fotograf yayinlanmakta. Her fotografin altinda da o gun fotograflanan uzay nesnesi ile bilgiler var. Fotograflar yeryuzunden ve uydulardan cekilmekte. Ben keyifle takip ediyorum yukarilara dair bu guzel fotolarini.

Bugunun fotografi iste soyle birsey.

Guzel bir Saturn fotosu da soyle
Ve bir de Milkiway Galaksi'si koyayim.

nour

Turkiye'nin farkli etnik uclarindan dilleri, ezgileri, gonulleri birlestiren bir grup: Nour. Ismini Nour'un farkli dillerde ayni anlama gelmesinden ve Ermenice de Nour'un Nar anlamina gelmesinden almis. Nour ayrica benim adimin da ilk hecesi, o yuzden daha bir sevdim ismi.

Daha fazla bilgiye onlarin myspace adresinden ulasabilirsiniz.

Ben grubun tum parcalarini zevkle dinledim. New York'ta olsam nerede calsalar gidip dinlerdim herhalde.

Sevdigim Bingol turkusunu paylasayim buradan.