bilim fuari

Gecenlerde iki bilim fuarinda juri uyesiydim. Biri bolgesel ilkokul ogrencilerinin katildigi bir fuardi, digeri ise fen lisesi ayari bir lisenin fuariydi. Ben muhendislik ve biligisayar bilimleri ile iligili projelerle sorumluydum. Bu tur juri uyelikleri ile yasadigim topluma olan gorevimi yaptigimi dusunuyorum. Bir doktora ogrencisi, bir bilim insani olarak sadece labda oturup yayin yapmak cok bencilce, ogrendiklerimi uzmanligimi yasadigim toplumla da paylasmaliyim. Zaten, ABD’deki sistem bizleri bu gonullu islere cok iyi tesfik ediyor.
Her zaman filmlerde gordugum okullarin, bu bilim fuarlarini pek bir merak ederdim. Ogrenciler akillarina takilan herhangi bir probleme cozum uretiyorlar veya problemin etkenlerini arastiriyorlar. Sonuclarini da poster yapip bizlere anlatiyorlar.



Sanirim en cok hosuma giden, bir problemi bilimsel olarak formule edip, sonra deneylerle sonuclar uretip, bu sonuclari guzelce grafiklere dokup, poster hazirlayip, bizlere sunmalari. Bilimsel methodun nasil oldugunu ben lise biyoloji kitabinda okumustum ve sinavlarda bu method bize hep yazili olarak sorulmustu, hersey sozeldi. Ne ilkokulda ne ortaokulda ne lisede, bir problemin etkenlerini degistirip, her etkenle en az bes alti deney yapip sonuclari yorumlama bize hic ogretilmedi. Hele ilkokulda, boyle bir projeyi universite hocalarina veya muhendislere anlatma gibi ozguveni muthis artirici uygulamalari hic gormedim. Hayatimda ilk posteri de ABD’ye gelince hazirladim. Sanirim, ABD’nin her Nobel odulunde tum odulleri supurmesi, neredeyse tum bilim dallarinda en cok yayin yapmasi ve onder olmasi bu bilimsel methodoloji cok kucuk yasta cok masumca insanlara asilamasinda yatiyor. Bir de ABD’nin tum bilim adamlarinin ithal oldugu da tamamen bir mit. NASA toplantilarina gittigimde tum fizikciler hep Amerikali ve bu kadar kapitalist bir ulkede hayatlarini tamamen bilime adamislar. Ve NASA gibi yerler de bu bilim adamlarina cok dusuk maaslar veriyor, onu da hatirlatayim.
Neyse ilkokul ogrencilerinin projelerini gezerken, bilgisayar bilimleri konusundaki cogu ogrencinin Hint ve Cin asilli Amerikali olmasi da baska bir goze carpan faktordu. Bu ogrencilerin annesi babasi genelde doktor, muhendis, professor ve cocuklarini bu yonlere tesvik ediyorlar. Cocuklarin yaptigi projelerde ailenin yardim, yataklik yaptigi asikar. Mesela, Hintli bir 4.sinif ogrencisi, benim universite 3.sinifta ogrendigim nesne tabanli semalari, yazilim muhendisliginin tum gereksinimlerini yerine getirmis. Kizin posterinin yanina gittigimizde, hepimizin elini sikip kendini tanitti ama masum ve icinden gelen bir tavirla degilde, bana oy verin tavriyla. Boyle olunca da benden en kotu notu aldi.


Diger bir ogrenci, bilgisayar performanslari ile ilgili bir deney yapmis, evindeki 5 bilgisayari CPU ve RAM gibi yonlerden incelemis, hepsine ayni gorevi yaptirip, zamanlamasini tutmus, sonra guzelce bunlarin grafigini cizmis ve sonuclari bize sergiledi. Evde, bu deneyleri yaparkenki forotgraflarini dahil etmis. Cok icten ve gercekten herseyi kendi yapmis, kendi merak ettigi problemi cozmus. Tabii ki bu aday benden en iyi puani aldi.
Ilkokul ogrencilerinin fuarindan cikardigim sonuc: Ister Turkiye’de ister Amerika’da olun, ailenin egitim durumu cocugun da egitim durumunu cok etkiliyor. Bilincli anne baba, cocugun egitimine cok iyi yon veriyor. Tum aile fertleri doktorsa, cocugun da doktor olmasi cok olasi. Bu yuzden ma-ailenin hep ayni meslegi yaptigina az rastlanmiyor.


Simdi de fen lisesi (math/science magnet school) ogrencilerinin projelerine geleyim. Burada bir ogrencinin iyi bir universiteye harcsiz kabul edilmesi icin universite oncesinin muthis aktif ve cok yonlu olmasi gerekiyor. Sadece bilimde degil, sanatta sporda gonullu islerde de birseyler yapmasi lazim. Bizim gibi lise fen koluna gidip sadece fizik-kimya dersi alinca olmuyor yani. Adamlarin derdi topluma faydali iyi birini yetistirmek. Fizikten 10 almissin kim takar, kimsesizlere ev yapmamissan.
Her neyse, bu lise ogrencilerinin aktifligi ve projeleri beni hayranlik icinde birakti. Bazi ogrenciler ki bunlar yine Hint asilli, universitelerin labarotuarlarinda gonullu olarak calisiyor. Ve labdaki projelerde doktora ogrencisi ne yapiyorsa, bu lise 2 ogrencisi de 3 asagi 5 yukari ayni seyi yapiyor. Bir cok ogrencinin bilimsel dergi yayinlari var. Tabii tek baslarina degil ama o yayinda adlari var yani. O okulun universite ile cok iyi iliskileri oldugundan, universite lablarina lise ogrencilerini bir yilligina kabul ettirttiyorlar. Bu ogrencilere muthis bir kiskanclik duygusuyla yaklastim. Ben fen lisesine gitmedigimden, lise boyunca kitaplari ezberleyip Oss’ye calismaktan, deneme sinavlarina girmekten baska birsey yapmadim. Bunlar lise 2’de bilimsel dergi yayini yapiyorlar. Tabii yine bunlarin anne babasi professor-doktor-muhendis.


Benim baktigim projeler arasinda, akciger kanseri teshisindeki fotograflardan kanser teshisi yapan bir proje tum puanlari goturdu. Ama ben ona degil yine tum ictenligiyle bir proje gelistiren, muhtemelen anne babasi muhendis-doktor veya professor olmayan bir cocuga en yuksek puan verdim. O, elle degilde ayakla calisan bir mouse(fare) tasarimi yapmis. Amaci, sadece ayagini oynatabilen birinin bu fareyle imleci hareket ettirmesi. Bir terligin altina bir kutu yerlestirmis, mouse’u da bu kutunun icine koymus. Kullanici ayak parmaklari ile imleci hareket ettiriyor. Mousu’nu engelli insanlara kullandirip (user study) onlarin tepkilerini olcmus. Biraz sikilgan-utangac ama icten. Aslinda fotografi vardi da kaybettim.
Tum lise ogrencileri arasinda birinciligi, kanser arastirmalari ile ilgili bir tip labinda calisan bir grup kazandi. Kanser hucrelerinin altin parcaciklari karsisindaki etkilesimlerini incelemisler. Benim lise biyoloji dersinde yaptigim deneyde, sogan zarini boyayip bakmaktan ileri gidememistim:) Burada ilkokul 2 sinif duzeyinde.
Bu arada, puanlamalar baslamadan once lise muduru tum juri uyelerini toplayip, “bakin bu cocuklar cok hassas, sakin kotu bir elestiri yapmayin, soyleceginiz kotu bir soz onlari cok etkiliyor, yapici elestiriler yapmaya ozen gosterin” gibi bir aciklama yapti. Bu da ABD’de gordugum baska bir guzellik. Mesela, ABD’li hocanin bir konferanstaki elestirisi “cok guzel bir dusunce, sonuclarin da guzel, su faktoru de dusunseydin ne olurdu acaba” gibi oluyor. Ne asagiliyorlar, ne kotu bir soz soyluyorlar. Bir Turk hoca ise herkesin onunde sana oyle bir laf ediyor ki, hem kisiligini zedeliyor o elestiri, hem yaraticiligini, hem de sonuca olumlu bir katki saglamiyor. Boyle boyle icimize kapaniyoruz, uretmeden arastirmadan sadece tuketiyoruz.
Lise ogrencileri arasinda gezerken, lise hayatinin tam bir kisilik savasi oldugunu bir daha hatirladim. Kizlar bir alem, erkekler bir alem. Hepsi sacini farkli yapinca kendinin farkli oldugunu dusunuyor. Hepsi cep telefonundaki durmaksizin mesajlasiyor. Birbirlerini kesiyorlar. Birbirleriyle laf yaristiyorlar. Birbirlerine buyuduklerini kanitlamak icin marihuana iciyorlar (ABD’de lise ogrencileri arasinda marihuana icmemis pek yok gibi). Hos marihuana icip birakiyorlar bir sure sonra. Bizde sigara icmeye basliyorlar o yasta ve omur boyu muptelasi oluyorlar. Herneyse, hayatimin o asamasini gectigim icin pek bir memnunum. Lise gencligi nerede olursa olsun hep bir alem.

(Asagidaki sac modeli cok yaygin lise ogrencileri arasinda.)


Bir de burada dogmus buyumus de olsa, yabanci aile cocuklarinin aksanlari cok dikkat cekici. Bir de benzer insanlar benzerleriyle (birds of a feather flock together) takiliyor. Cinli Amerikalilar bir grup, Hintliler baska, siyahlar baska bir grup, Orta dogu kokenliler bir grup, beyaz ABD’liler baska bir grup. Hos bizde de, ailelerinin ekonomik durumlarina gore gruplasmalar olur. Bizim beyazimiz (zenginimizle) siyahimizla(fakir) asla konusmaz, asla birlikte takilmaz. Zaten simdi ozel okullardan dolayi, bir zengin cocugunun bir fakir cocuguyla ayni okulda olmasi bile imkansiz.

Sonsoz: Biraz ABD’deki egitim sistemini oven bir yazi olmus. Oyle ABD asigi biri degilim. Eminim burada dogup buranin egitimini alsam, buranin egitim sistemini elestiriyor olacaktim. Ama Turkiye’de devlet okullarinda okuyup, oss’ye endeksli bir lise hayatim oldugundan Turkiye’nin sistemini elestiriyorum. Turkiye’deki egitim sistemi bizleri sinav vahsetine oyle sokuyor ki, uretkenligimizi, sorgulayiciligimizi, ozguvenimizi oyle tuketiyor ki. Bir gun cocugum olursa sirf onu bu oss vahsetine sokmamak icin, ozel okulda okutmamak icin yurt disinda yasamayi goze alirim.

serin serin havuz

Insan her zaman havalarla ilgili sikayet edecek birsey buluyor. Ya havalar cok sicak oluyor, ya nemli, ya soguk, ya ruzgarli, ya karli, ya dengesiz. Hangi ulkede olursaniz olun, eger karsinizdaki insanla cok fazla konusacak bir ortak nokta yoksa, havalardan sikayet etmek can simidi gibi. Gecenlerde iki arkadasim abartisiz yarim saat buradaki havalarin neminden bahsetti. Havalar uzerine bu kadar konusmak da bir yetenek gostergesi belki. Ben genelde havalardan sikayet etmeyi ve havalar uzerine muhabbet etmeyi pek sevmem.


Ama bugunlerde havalar pek bir sicak, 35 derece civari, bir de ustune %68’lik nem orani var. Hic ruzgar yok. Pencereyi acinca hic bir esinti gelip rahatlatmiyor bizleri. Hemen hemen hergun 10 dakika sagnak yagis var, kapkara bulutlari aniden bastiriyor, simsekler cakiyor, gok tum heybetiyle gurluyor, 10-15 dakika kocaman kocaman damlalar siddetle yagiyor, agaclar bayram ediyor, sonra gunes aciyor, yerler kuruyeviyor ama bu gunluk dongu bize nem olarak donuyor. Ben bu kadar nemi bir de Trabzon civarinda gormustum. Yesil yerlerin bir sorunsali iste.

Bu tur havalardan dolayi en cok yaptigim aktivite okulun olimpik yuzme havuzunda yuzmek. Bisiklete binme, tenis , kosma gibi aktivitelerim minimum indi. Aksam ustleri ates boceklerinin hatrina arada bisiklete biniyorum ama nadiren. Havuzumuz gercekten cok temiz, havluyu da her girisimizde onlar veriyor, ayrica bize ucretsiz. Maalesef tek ben degil herkes kurtulusu havuzda buluyor.Bu yuzden oldukca kalabalik. Her kulvarda en az 3 kisi oluyoruz. Soyle tek basima bir kulvarda yayila yayila yuzemiyorum.
Yuzme oranimi yukseltince dayanilmaz bel agrilarim olustu (havalardan sikayetten sonra, saglik sikayetleri, iyice yaslaniyorum :) ). Birseyleri yanlis yaptigim kesindi. Maalesef yuzmeyi kaplicalarda rastgele methodlarla, kendi kendime ogrendigimden, cogu hareketi yanlis yapiyorum. Mesela tek bacaga ve tek kola cok agirlik veriyorum. Tek bacagimla cok siddetli tekmeler atiyorum hiz kazanmak icin. Bu da belimi mahvediyor.




Bu agrilardan dolayi yuzmeden vazgecmek yerine, yuzmeyi yeniden ogrenmeye karar verdim. Suradaki videolarda, tekme atmayi, kollarin suya 45 derecelik aciyla girip S cizmesi gerektigini, basin yarisinin su icinde diger yarisinin disinda olmasi gerektigini, vucudu dondurmeden nefes alma bicimlerini, her 3 kulactan sonra nefes alinmasi gerektigi, asla ayni taraftan ust uste nefes alinmamasini seyrettim. Simdi yuzme havuzunda en az 15 dakika once bacak, sonra kol, sonra nefes alma teknigi calisiyorum.





Daha sonra beynimi kontrol altina alarak, eski aliskanliklarimi tekrarlamamaya calisarak yuzuyorum. Artik bel agrisi cekmedigim gibi hic yorulmadan ve her turdan sonra nefes nefese kalip duraklamadan sakin sakin yuzuyorum. Arada beynim kotu aliskanliklarimi dayatiyor ama dusunerek yuzdugumden yapmamaya calisiyorum. Umarim en kisa zamanda dogru hareketler motor sistemine yerlesir de hic dusunmeden yuzebilirim.

Eger yanlis yuzme aliskanliklariniz varsa ya da vucudunuz bir tarafi diger tarafina gore az calisiyorsa(sag kol kas tutarken sol kol incecikse), bu videolari izlemenizi ve her yuzme oncesi dogru tekniklerin alistirmasini yapmanizi oneririm. Tabii bir de eger cocugunuz varsa 3 yasindan sonra duzgun bir yuzme okuluna gondermenizi.

Serinlikler!!!!

Cincinnati Notlari

Benim sehre cok yakin Cincinnati. Sadece bir bucuk saat suruyor arabaylan. Pek ilgimi cekmedigimden daha once hic gitmemistim. Gecen hafta bir arkadasi havaalanindan almak icin gittim. Biraz da zaman gecirdim orada. ABD'nin ortadaki sehirleri birbirlerine cok benziyor. Belki farkli bicimdeki bir gokdelen ayirt ediyor sehirleri. Insanlarin profili de uc asagi bes yukari ayni. Birini gorunce digerlerini de gormus kadar oluyor insan.

Ben Amerikan usulu bir kahvalti yapmak istiyordum, o yuzden de kucuk bir kahvalti yeri aradik ve sehrin cok ilginc bir bolgesinde bulduk aradigimiz yeri. Sehrin merkezine cok yakin olmasina ragmen merkezden cok farkli, kendine has bir bolgeydi. Insanlarin cogu sahsina munhasir tiplerdi.






Bu bolgeden ayrilirken duvar resimleri ilgimi cekti. Birkac tanesini cektim ama arabayla gittigimizden diger ilginc olanlari cekemedim.


Sehrin merkezi haricinde bir de Newport denilen bir mahalleyi gezdik, kucuk sevimli bir yerdi. Alttaki kare Newport'tan.



Cincinnati'nin en kotu yonu trafigi. 2 km'lik yolu 1:30 saatte aldik, afakanlar basti beni. Bir de sehrin merkezinde yururken, yesilin kirmiziya dondugu anda yaya halindeyken karsidan karsiya gectigimiz icin, polis bizi durdurdu ve ceza kesmek istedi. Yaya oldugum bir durumda ilk kez polis tarafindan durduruldum. Bir guzel bize kizdiktan sonra ceza vermekten vazgecti. Bu ceza da Cincinnati anisi oldu bize.

Kolera Zamaninda Ask



Cok hastalikli bir askti kesinlikle bu filmde ve bu kitapta anlatilan. Dusman basina cinsten saplantili bir askti. Ama ben filmdeki Kolumbiya goruntulerini cok begendim. Bir de tabii filmin soundtrack albumune bayiliyorum. Defalarca dinliyorum bu aralar. Keske sozlerini de anlasam Isponyolca bilip de. Albumdeki sesin Shakira oldugunun biraz gec farkina vardim. Shakira'nin oynak imaji kafama oyle kazinmis ki boyle guzel sarkilar soylemesi beni sasirtti.

sevda her yasta

Su fotografi birkac yil once, bir acik hava konserinde cekmistim. Bu cifti muzik karsisinda dayanamayip kalkip dans etmeleri ile hatirliyorum.


Bu fotografta:
-Adamin kadinin gozlerine yan gozle bakmasini
-Kadinin bakildiginin farkindaligini ve o anin mutlulugunu gulumsemesiyle gostermesini seviyorum.

Monterey Yollarinda

Bu yil o kadar cok gittim ki Kuzey Kaliforniya'ya ve San Francisco cevresine. Artik tamamen o bolgenin kurdu oldum. Subat ayinda gittigimde Monterey'e dogru yola cikmistik. O zamanlar bahar coktan gelmisti o bolgeye.

Daglar yesillenmis, cicekler acmisti coktan.
Otobanda gittigimiz icin haydi saga cekip iki fotograf cekeyim pek mumkun degildi. Bir de otobanda giderken belli bir hizin altina dusmek yasak. Biz yasak dinlemedik. En sag seritte 50 km hizla miy miy gittik Monterey'e. Ben yol boyu devamli denklansore bastim.




Tabii arabadan fotograf cekince netlik pek saglayamadim. Bir de kara bulutlarin arasindan gunes bir kendini gosteriyor, bir saklaniyordu. Hem arabada olup hem bu degisen isik degerleriyle mucadale ederken gercek goruntunun guzelliginin onda birini bile yakalayamadım.




Keske otobanda degil de baska bir tenha yolda karsima ciksaydi bu muhtesem manzaralar. Ben de her 5 dakikada bir mola vererekten binlerce fotograf cekseydim. Bu yesil, daglarin, ciceklerin tadini cikarsam doya doya. Ama gercek hayatta bunlar hep hayal kaliyor iste. Bana da hafif flu bu goruntulerle teselli bulmak kaliyor.



Temple Grandin ve Otizm

Cok uzun zamandir izledigim en guzel filmlerden biriydi: Temple Grandin'in hayat oykusu. Temple Grandin otistik biri. Otizm(autism) buralarda cok fazla duydugum bir hastalik. Cok fazla arastirma yapilmakta uzerine ABD'de, bizim bolumde bir hoca yuzbinlerce dolarlik projeler almakta otizmli hastalarin beyin MR'larini incelemek uzere. Bu kadar cokca duydugum bir hastalik olmasina ragmen, ne tur bir hastalik oldugu tam kafamda canlanmamisti. Bu film sagolsun otizm ile ilgili tum merak ettigim hususlari giderdi.


Otizm, cocukluk doneimde kendini gosteren bir hastalik. Cocuktaki bir yetenegin cok fazla gelismis olmasi ama diger yeteneklerin gelismis olmamasi demek. Mesela kimi cocukta gorsel yetenek fazla olurken sozel yetenek cok zayif olabiliyormus. Ya da bazilarinda sesler cok guclu oluyormus, bazilarinda sozel bilgiler guclu oluyormus. Cogu hasta, insanlarla iletisimde zorlaniyor, sinir krizleri ve panik ataklar geciriyormus. Eskiden otizmin ruhsal bir hastalik olduguna inaniliyormus. Sebebinin de anne-babanin bebegi anne karnindayken ihmal etmesi veya istememesi diye dusunuluyormus. 1980'lerde otizmin biyolojik bir hastalik oldugu kanitlanmis. Ozellikle MR gibi goruntuleme teknikleri ile otistik insanlarin beyinlerinin farkli oldugu kanitlanmis. Beynin farkli kisimlari normalden daha buyukken diger kisimlari kucuk olabiliyormus ya da bolumler arasi iletisimler zayif olabiliyormus.


Filmde gorsel algilari cok guclu olan, konusmayi cok gec ogrenen, insanlarin kendisine dokunmasini istemeyen genc bir kiz var. Cok zeki bir kiz. Normal insanlarin goremedigi detaylari otistik zihni ile gormekte. Yazlarini, teyzesinin ciftliginde gecirmekte. Hayvanlarla cok ilgili, ozellikle buyuk bas hayvanlarla. Tum hayvanlarla normal insanlarin kuramadigi bir iletisime gecebiliyor. Kendini insandan ziyade bir hayvan olarak nitelendiyor, konusmasi zayif diger duyulari guclu oldugu icin. Bilimle de cok ilgili. Gittigi lisenin fen bilgisi ogretmeni, onun yasamini degistiriyor. Ogretmen eskiden NASA'da calisan bir bilim adami. Temple'in farkli calisan beyninin avantajlarini gosteriyor ona ve cevresine. Mesela lisedeyken, Temple illuzyon odasini kendi basina kuruyor.



Temple, konusmakta ve insanlarla iletisim kurmakta cok zorlandigi halde master ve doktora yapiyor Arizona State'de, hayvan davranislari ile ilgili. Su anda da Colorado Universitesinde profesor. Otistik biri olarak cok siradisi bir yasami var.


Master tezinde, hayvanlarin huzurlu oldugunda daireler cizdigini gozlemliyor. Huzurluyken cikardiklari seslerle, huzursuzken cikardiklari sesleri inceliyor. Hayvanlarin daha iyi sartlarda daha huzurlu yasamalarini saglamak icin cesitli duzenekler gelistiriyor. Mesela, hayvanlarin ilaclanmasi hayvanlari cok streslendiriyor. Bu stresi azaltmak icin dongusel bir yurume yolu icat ediyor.



Devamli birseyler icad ediyor film boyunca. Tam bir muhendis, tam bir bilim adami.
Mesela,sarilma makinesi diye birsey icad ediyor. Insanlarin ona sarilmasi cok fazla uyarici oldugu icin buna dayanamiyormus ya da sesler cok fazla uyarici olabiliyormus, boyle durumlarda panik atak veya sinir krizi gecirebiliyormus. Hayvanlarin bu tur durumlarda vucutlarinin sikistirildigi bir makineye kondugunu gormus. Ayni sikistirma makinesine kendisi de girmis ve cok sakinlestigini gozlemlemis orada. Ve benzer bir makine icad etmis. Simdi bu makine cogu otistik cocuk uzerinde kullaniliyormus.


Filmi izledikten sonra, onun TED'de verdigi su (bu arada TED'de videolar Turkce altyazi seyredilebilir) konusmayi izledim. Konusmanin mesaji: otistik cocuklarin ozel yeteneklerini kesfedip, onlara yeteneklerine uygun sekilde zorlayici problemler vermek insanligi cok ileriye goturebilirdi.

Sonsoz: Film cok etkileyici, cok akici ve cok ogretici. Bir de, film bir tv kanali icin cekildiginden, kucukken ailemle birlikte oturup izledigim TRT'de yayinlanan filmlerin tadini aldim. Bu arada filmi iste buradan izleyebilirsiniz. Eskiden hep dvd'den izlerdim filmleri ya, simdilerde useniyorum kutuphaneye gidip film almaktan.

Elif Safak'tan bir soylesi

NPR'in sevdigim programlarindan Fresh Air'de Elif Safak'in bir soylesisine rast geldim. Terry Gross'un yerinde sorulari ve Elif Safak'in tatmin edici cevaplari. Ingilizce kitaplarini okudugum Elif Safak, ingilizce bir soylesini cok merak ediyordum, merakimi gidermis oldum.

Programi iste buradan dinleyebilirsiniz.

at yarislari

Benim sehrimin en onemli olayi at yarislari. Her yil mayisin basinda Kentucky Derby denilen at yarislari bizim sehirde oluyor. Bu at yarislari sayisiz unlu ve zengin insani sehrimize cekiyor. Yurt disindan bile insanlar bu at yarislarini gormeye geliyorlar. Kent halki da kendini sokaga atiyor. Bir coskudur sehirde sormayin gitsin. Kadinlar en sik elbiselerini giyiyorlar, cok sik sapkalar takiyorlar. Aylar oncesinden sapkalarini hazirda bulunduruyorlar.


Bu sene derby sirasinda olmasa da ona yakin bir zamanda ben de bu at yarislarina gittim. Ama cok dusuncesiz bir sekilde yanima ne tek kurus para aldim, ne de iyi fotograf makinemi. Parasizliktan yarislarda bahse girmedim, bir sekilde iyi oldu diyebilirim.




At yarislarinda 6-7 tane yaris arka arkaya oluyor. Her yarista kosan atlarin ozgecmisleri elinizdeki bir kitapcikta yer aliyor, ayni zamanda ati kosturan jokeylerin ozgecmisleri de. Bu bilgileri kullanarak, hangi atin birinci olacagini tahmin etmeye calisiyorsunuz. Ayni zamanda atlarin yarisi bitirme siralarini tahmin edebilirsiniz ya da hangi atin hangi sirada kosuyu bitirecegini ya da bir atin ilk uce girip giremeyecegini.



Atlarla ilgili bu kadar bilgi oldugu halde, kazanmak o kadar o kadar kolay degil. Kesin bu at gelir diyorsunuz, son anda baskasi atak yapiyor ve planlar alt ust oluyor. Bu asamada sans devreye giriyor. Insan oynamaya bir baslarsa, fena hirs yapabilir. Bir kosuyu tahmin edemeyince, bir sonrakinde de bahise girmek istiyor insan. Zaten kaybetmeye baslayinca sonu gelmiyor. En iyisi hic baslamamak veya 10 dolar ustu parayla at yarislari mekanlarindan uzak durmak. Bu arada,
Kentucky Derby'sinin diger yarislardan farki, Derby'de kosan atlarin ilk kez bu yarista kosmalari. Daha once bir gecmisleri yok. Bu da yarisin sonucunu tahmin etmeyi zorlastiriyor ve oyunu guzellestiriyor.

Bir de sunu belirteyim, yarisan atlar pek zarifler. Daha once bu kadar atletik atlar gormemistim.



Sonuc: Louisville'de bunu da yaptim ya artik gam yemeden terkedebilirim bu sehri. (Been there, done that:)) At yarislarina da eglencesine biraz para kaptirilabilir ama dikkatli olmak lazim. Hirs yapinca cok para gidebilir.

Muir Dogal Aniti

Yine Kaliforniya'dan bir dogal park. Muir Dogal parki, San Francisco'ya cok yakin mesafede. Golden Gate parkinin hemen kuzeyinde yer aliyor. San Francisco'ya yakin oldugundan hafta sonlari cok kalabalik oluyor. Park yeri bulmak zorlasiyor.



Baharda acan rengarenk cicekler mis gibi kokuyor.



Cok yogun yesili var. Ormanin ici Amazonlar gibi oldukca nemli, serin. Her yerde egrelti otlari(bizim ask merdiveni dedigimiz) var. Yine icinden irmaklar geciyor.

*


Yine bol bol kirmizi govdeli agaclar var.




Okyanus kenarinda yamaclari var. Pasifigin hircin dalgalarini izlenebiliyor.

Benim Kaliforniya'da en sevdigim mekanlardan biri oldu burasi. Hicbir beklentim olmadan gidip bu kadar guzel bir yer buldugum icin daha bir sevdim burasini sanirim. Buradan yorgun argin cikip San Francisco'da Hayes uzerinde hic beklemedigim anda Igdir'li bir restoran sahibinin lezzetli beytisini yemek de gunun baska bir surprizi oldu. San Francisco'yu seviyorum galiba.