Bu yil cogu arkadasim hamileydi. Bu arkadaslarim yaslari 25 ile 41 yas arasinda degisiyor. Gecen hafta cok iyi arkadaslarimdan iki tanesi bebeklerine kavustu. Sadece arkadas cevresinde de degil, ailemiz de bebek yonunden hareketliydi bu yil. Iste bizim aileye katilan minik Melek.
Cevredeki bebeklere ek olarak bir de Bebekler filmi geldi piyasaya. Gecenlerde karni burnunda olan bir arkadasla gittik izlemeye. Film insani tum stresinden arindirabilecek kapasitede. Cok ilginc bir proje. Dunyanin farkli yerlerinde dunyaya gelen 4 bebegin, dunyaya alisma turlari ve yaptiklari komiklikler goruntulenmis. Filmin cogu yerinde kahkahalar havada ucustu sinemada. Film birden fazla kez izlenebilir sirf gulmek icin sanirim.
Bebekler Tokyo, New York, Mongolya ve Afrika'dan. Tokyo'daki bebek neredeyse teknolojinin icine doguyor. New York'daki bebek de modern dunyaya gozunu aciyor ama en cok Tokyo bebeginde teknoloji rahatsiz edici. Afrika ve Mongol bebekler tamamen dogal ortamda, modern dunyadan uzakta buyumekteler.
Afrikali ve Mongol bebeklerin buyumelerinde anne ve kardesler onemli rol oynarken, New York ve Tokyo'da babanin da bebegin hayatindaki yerini goruyoruz. Bazi bilimsel calismalar babalik rolunun dogal bir icgududen ziyade sosyal bir dayatma oldugunu soyluyor. Bu film de dogal insan hayatinda babalarin rolunun erken yaslarda cok da etkin olmadigini gosteriyor.
Benim bebekler arasindaki favorim Mongol bebek oldu. Abisinin kiskancliklari ve ona yaptigi zulumlar ayri bir komikti. Kecilerin, ineklerin, bogalarin, horozlarin bebegin yani basindan ayrilmamasi ayri bir komik. Mongolya'daki o muthis doga goruntuleri zaten apayri guzeldi. Orta Asya'dan gelen taraflarim bir bir sizladi goruntulerle ve dogal yasam tarzi ile.
Film boyunca bebeklerin hayatinda hayvanlar da yer almakta. Modern dunyada sadece kediler varken, Mongolya ve Afrika'da cocuklar her turlu hayvanla icice. Filmden en cok aklimda kalan Mongol bebegin etrafindaki hayvanlardi. Ozellikle gorkemli bir horozun bebegin yattigi yere gelmesi cocuklugumdaki horoz korkumu gundeme getirdi. Kucuklugumde evimizin horozundan cok korkardim da. Hala benzer korku varmis icimde. Horoz bebege birsey yapacak diye korktum resmen.
Modern dunya bebegi ile dogal yasam bebegi arasindaki bir diger fark da, modern dunyada bebeklikten baslayan yalnizlik. NY'da ve Tokyo'da bebekler pek bir yalnizken, tek baslarina zaman gecirirken, ozellikle Afrika'li cocukgun cevresinde bol bol baskalari gozukmekte. Hatta bazen filmin karakteri bebegi ayirt edemedim diger bebeklerden.
Afrikali bebegi gorunce aslinda modern dunyada bebeklere harcanan onca paranin gereksizligi de ortaya cikiyor. Sadece anne sutu yetiyor galiba. Afrika'da olunca ust bas almaya da gerek yok, bebek bezi zaten gereksiz. Annesi misir kocani ile bebegi ve kendini temizliyor.
Amerikali bebek, bebekler arasinda en sakini idi. Bu Amerikan bebeklerinin sakinligine hayranim. Ucakta saatlerce bebekli ve kucuk cocuklu annelerle seyahat ediyorum. Bir citlari cikmiyor cocuklarin, kimseyi rahatsiz etmiyorlar. Nasil beceriyorlar bu kadar sakin cocuk yetistirmeyi hala cozemedim.
Neyse cok uzatmayayim yaziyi. Filmi izlemesi gercekten eglenceli. Bebekler iki yasina geldiginde film bitti. Keske daha ileri yastaki evreleri de cekseler de izlesek. Dunyaya gelen tum bebeklere ve geleceklere 'Hosgeldin bebek yasama sirasi sende' diyelim.
Istanbul'u dinliyorum
Bu fotografi Besiktas'ta cektim. Hosuma gidiyor bakmasi. Kendimi Besiktas'ta oturdugum o bankta Istanbul'u izliyor gibi buluyorum. Denizin kokusu, balikcilarin dingin dingin denizi seyretmesi, ortalikta dolasan kedileri hatirliyorum. Bir yaz gecti ben Istanbul'daydim ama simdi yine uzaklarda....
Bu fotografi ise Eminonu'nde cektim. O kalabalik, Eminonu'nun hic biryerde bulunmayan farkliligi, aksam saati kosusturmasi.

Bunu ise tabii ki Istiklal'de cektim. Dunyanin farkli sehirlerinde cok kalabalik caddelerde yurudum bugune kadar ama Istiklal'deki kalabaligi, canliligi pek bir yerde gormedim. Dogrusu beni yoran bir kalabalik bu. Istanbul'a her gittigimde giderim Istiklal'e bir kez. Ama bir daha gitmeye enerjim ve istegim kalmaz.

Bu seferki Istiklal ziyaretimde tramvay arkasina bir rock grubunu takmis bir sekilde yolcu tasiyordu. Yaninizdan tramvay gecerken bir yandan rock muzik dinliyorsunuz. Var mi otesi:)

Istanbul'da genelde Sultan Ahmet bolgesindeki hostellerde kaliyorum, bir hostel Turk vatandasi oldugum icin beni reddetti. Amerika'da bir otelin veya hostelin Amerikali bir vatandasi kabul etmedigi gorulmemistir. Pek bir igrenc durumdu. Her neyse Turkiye'de sevgili muzekart hizmeti ile tum muzelere bedava giriyorum. Bu sene muzekart ile en az 10 farkli muze veya oren yeri gordum. Cok faideli bir kart. Ayasofya'da gezerken gelen turistlerin otontikligi hosuma gitti. Iste otantik bir kadin. Bu arada Ramazan'da Sultan Ahmet'te olmak cok guzel bir duyguydu. Ozellikle iftardan gece yarisina olan surec cok hareketli, cok ruhani. Cok istememe ragmen 1001 icat sergisini goremedim. Ama suradan Ben Kingsley'in oynadigi 1001 inventions videosunu izledim ve bir sekilde sergiyi gormus kadar oldum.

Istanbul'da uzun zamandir yapmadigim birsey yapip Bogaz turuna katildim ve en son durakta, Kavacik'ta inip guzel cupralari mideme indirdim su manzara esliginde. Pek bir lezizdi.

Yine daha once yapmadigim birsey yapip Yedikule'ye gittim. Bizans'in en buyuk kapilarindan birini, sehrin duvarlarini, bogaz trafigini, yedi kuleyi gordum. Kimsecikler ziyaret etmiyor burayi ama benim bu sene Istanbul'da yaptigim en farkli aktiviteydi.

Istanbul'un ve Turkiye'nin her bir parkinda olan su egzersiz aletlerini ben de denedim. Bayiliyorum bunlara ve insanlarin bunlara olan yaklasimina. Simdi hic isinmadan kumas pantalon ve utulu gomlekle bu aletleri kullanmanin Turk kas yapisina ne tur faydalari olacagini merak ediyorum. Yine de bunu ureten firmanin girisimciligine hayranim.

Bunun haricinde Beykoz korusunun cay bahcesinde en lezzetli tavuk gogsunu, Ciragan sarayinda en lezzetsiz baligi, Sultan Ahmet'te dillere destan Sultan Ahmet koftesini ve irmik helvasini, Bogazici'nin dillere destan kampusunde degisik Turk yemeklerini yedim. Bogazici'nin kampusu harbiden guzelmis. Ciragan sarayinin ici Dolmabahce'ye gore daha alcakgonullu ama daha yasanabilirmis. Muthis avizelerine hayran kaldim. Onun haricinde pek bir gorulesi bir ozelligi yoktu.

Istanbul'da tabii ki tum eski camileri ziyaret ettim. Istanbul'un mimari anlamda en onemli yapilari camileri. Maalesef Turkiye Cumhuriyeti zamaninin en onemli mimarisi olan, kutucuk seklindeki apartmanlar ve bu apartmanlarin ustundeki canak antenler Istanbul'u pek de guzellestirmiyor. Daha siki mimarlara, sehir tasarimlarina ihtiyaci var Istanbul'un.

Istanbul'da ilk kez gezinin yaninda is yuzunden de bulundum. Konferansa katilmam gerekiyordu bes gun boyunca. Her sabah erken vakitte kalkip nefes alinamayack kadar dolu bir aractan otekine binmek hosuma gitmedi. Bir lokasyondan digerine gitmek icin iki uc farkli arac degistirmek yorucu, bunaltici. Insanlarin kosusturmasi, gerginligi, mutsuz yuzleri cok yorucu. Bu konferansin bitmesini ve Istanbul'dan ayrilmak icin gunleri saydim ve ben de herkesin vardigi sonuca vardim. Istanbul'da turist olmak, guzel koselerine gitmek, vapulara binmek, balik yemek, cay icmek, simit yemek pek bir tatli da, orada calisip monoton bir hayatin kacinilmaz bir parcasi olmak pek bir korkunc.
Bir de gezinin muzigini ve su anda dinledigim albumu tanitayim. Beyazit'tan Cemberlitas'a dogru yururken bir kitapcidan ruhlari dinlendiren ney'i duydum. Girdim kitapciya. Sordum ne caldigini ve aldim albumu. Salih Bilgin ve Murat Eydemir'den Neva albumu. Pek bir rahatlatici.

Hoscakal Istanbul bir dahaki turistik gezime kadar...
Bu fotografi ise Eminonu'nde cektim. O kalabalik, Eminonu'nun hic biryerde bulunmayan farkliligi, aksam saati kosusturmasi.
Bunu ise tabii ki Istiklal'de cektim. Dunyanin farkli sehirlerinde cok kalabalik caddelerde yurudum bugune kadar ama Istiklal'deki kalabaligi, canliligi pek bir yerde gormedim. Dogrusu beni yoran bir kalabalik bu. Istanbul'a her gittigimde giderim Istiklal'e bir kez. Ama bir daha gitmeye enerjim ve istegim kalmaz.

Bu seferki Istiklal ziyaretimde tramvay arkasina bir rock grubunu takmis bir sekilde yolcu tasiyordu. Yaninizdan tramvay gecerken bir yandan rock muzik dinliyorsunuz. Var mi otesi:)
Istanbul'da genelde Sultan Ahmet bolgesindeki hostellerde kaliyorum, bir hostel Turk vatandasi oldugum icin beni reddetti. Amerika'da bir otelin veya hostelin Amerikali bir vatandasi kabul etmedigi gorulmemistir. Pek bir igrenc durumdu. Her neyse Turkiye'de sevgili muzekart hizmeti ile tum muzelere bedava giriyorum. Bu sene muzekart ile en az 10 farkli muze veya oren yeri gordum. Cok faideli bir kart. Ayasofya'da gezerken gelen turistlerin otontikligi hosuma gitti. Iste otantik bir kadin. Bu arada Ramazan'da Sultan Ahmet'te olmak cok guzel bir duyguydu. Ozellikle iftardan gece yarisina olan surec cok hareketli, cok ruhani. Cok istememe ragmen 1001 icat sergisini goremedim. Ama suradan Ben Kingsley'in oynadigi 1001 inventions videosunu izledim ve bir sekilde sergiyi gormus kadar oldum.
Istanbul'da uzun zamandir yapmadigim birsey yapip Bogaz turuna katildim ve en son durakta, Kavacik'ta inip guzel cupralari mideme indirdim su manzara esliginde. Pek bir lezizdi.
Yine daha once yapmadigim birsey yapip Yedikule'ye gittim. Bizans'in en buyuk kapilarindan birini, sehrin duvarlarini, bogaz trafigini, yedi kuleyi gordum. Kimsecikler ziyaret etmiyor burayi ama benim bu sene Istanbul'da yaptigim en farkli aktiviteydi.
Istanbul'un ve Turkiye'nin her bir parkinda olan su egzersiz aletlerini ben de denedim. Bayiliyorum bunlara ve insanlarin bunlara olan yaklasimina. Simdi hic isinmadan kumas pantalon ve utulu gomlekle bu aletleri kullanmanin Turk kas yapisina ne tur faydalari olacagini merak ediyorum. Yine de bunu ureten firmanin girisimciligine hayranim.
Bunun haricinde Beykoz korusunun cay bahcesinde en lezzetli tavuk gogsunu, Ciragan sarayinda en lezzetsiz baligi, Sultan Ahmet'te dillere destan Sultan Ahmet koftesini ve irmik helvasini, Bogazici'nin dillere destan kampusunde degisik Turk yemeklerini yedim. Bogazici'nin kampusu harbiden guzelmis. Ciragan sarayinin ici Dolmabahce'ye gore daha alcakgonullu ama daha yasanabilirmis. Muthis avizelerine hayran kaldim. Onun haricinde pek bir gorulesi bir ozelligi yoktu.
Istanbul'da tabii ki tum eski camileri ziyaret ettim. Istanbul'un mimari anlamda en onemli yapilari camileri. Maalesef Turkiye Cumhuriyeti zamaninin en onemli mimarisi olan, kutucuk seklindeki apartmanlar ve bu apartmanlarin ustundeki canak antenler Istanbul'u pek de guzellestirmiyor. Daha siki mimarlara, sehir tasarimlarina ihtiyaci var Istanbul'un.
Istanbul'da ilk kez gezinin yaninda is yuzunden de bulundum. Konferansa katilmam gerekiyordu bes gun boyunca. Her sabah erken vakitte kalkip nefes alinamayack kadar dolu bir aractan otekine binmek hosuma gitmedi. Bir lokasyondan digerine gitmek icin iki uc farkli arac degistirmek yorucu, bunaltici. Insanlarin kosusturmasi, gerginligi, mutsuz yuzleri cok yorucu. Bu konferansin bitmesini ve Istanbul'dan ayrilmak icin gunleri saydim ve ben de herkesin vardigi sonuca vardim. Istanbul'da turist olmak, guzel koselerine gitmek, vapulara binmek, balik yemek, cay icmek, simit yemek pek bir tatli da, orada calisip monoton bir hayatin kacinilmaz bir parcasi olmak pek bir korkunc.
Bir de gezinin muzigini ve su anda dinledigim albumu tanitayim. Beyazit'tan Cemberlitas'a dogru yururken bir kitapcidan ruhlari dinlendiren ney'i duydum. Girdim kitapciya. Sordum ne caldigini ve aldim albumu. Salih Bilgin ve Murat Eydemir'den Neva albumu. Pek bir rahatlatici.

Hoscakal Istanbul bir dahaki turistik gezime kadar...
Labels:
fotograf,
muzik,
sirt cantamdan
Kral Kelebekleri
Ozellikle iki hafta once, sehrimizin konuklari vardi. Her bir yerlerde kral (monarch) kelebekleri gorulmekteydi. Turuncu kocaman kanatlari ile bir cicekten digerine konuyor, azicik soluklanip belki yumurtalarini ciceklerin yapraklarina birakiyorlardi.
Kral kelebekleri bilim adamlarinin sirrina vakif olamadigi bir tur kelebek. Her yil Kanada'dan Meksika'ya goc ediyorlar. Neredeyse 3000 ile 5000 km'lik bir yolu kucucuk bedenleri i ile nasil gittikleri, yonlerini nasil bulduklari muallakta. Yumurtalari bilim adamlari farkli yerlere tasisa da kelebekler yine Meksika'nin yolunu tutuyorlar.
Gecenlerde bu kelebeklerle ilgili bir belgesel izledim. PBS'in bir belgeseli. Su adres'ten izlenebilir. Kanada'dan cikip Meksiya'ya ulasana kadar karsilastiklari zorluklari anlatiyor belgesel. Bu yorucu gocten sonra Meksika'nin gunes alan agaclik bir bolgesinde aylarca dinlenmeleri ve gunese dogru kanatlarini acarak enerji depolamalari ve bu dinlenme surecinden sonra tekrar Kanada'ya dogru yola cikmalari anlatilmakta. Surada'da daha kisa bir video izlenebilir gocleri ile ilgili.
Bu arada uc dort hafta sonra Kaliforniya'nin Pacific Grove bolgesinde cok daha yogun bir sekilde bu kelebekleri gorebilirim eger kismet olursa.
Kral kelebekleri bilim adamlarinin sirrina vakif olamadigi bir tur kelebek. Her yil Kanada'dan Meksika'ya goc ediyorlar. Neredeyse 3000 ile 5000 km'lik bir yolu kucucuk bedenleri i ile nasil gittikleri, yonlerini nasil bulduklari muallakta. Yumurtalari bilim adamlari farkli yerlere tasisa da kelebekler yine Meksika'nin yolunu tutuyorlar.
Gecenlerde bu kelebeklerle ilgili bir belgesel izledim. PBS'in bir belgeseli. Su adres'ten izlenebilir. Kanada'dan cikip Meksiya'ya ulasana kadar karsilastiklari zorluklari anlatiyor belgesel. Bu yorucu gocten sonra Meksika'nin gunes alan agaclik bir bolgesinde aylarca dinlenmeleri ve gunese dogru kanatlarini acarak enerji depolamalari ve bu dinlenme surecinden sonra tekrar Kanada'ya dogru yola cikmalari anlatilmakta. Surada'da daha kisa bir video izlenebilir gocleri ile ilgili.
Bu arada uc dort hafta sonra Kaliforniya'nin Pacific Grove bolgesinde cok daha yogun bir sekilde bu kelebekleri gorebilirim eger kismet olursa.
Labels:
ABD'de yasam,
film
Klimt
Ben bu yaz Viyana'da bol bol Klimt resmi gordum.Unlu opucuk resmi Belvedere sarayinda cam bir fanusun icinde sergilenmekte. Sanirim altin yaldizli bir boya kullanmis Klimt bu eserinde. Resim gun isiginda isiltilar saciyor etrafa. Normalde de severdim bu resmi ama gercegi pek bir buyulu imis.
Bu resimde Klimt kendini ve esini resmetmis. Iste kendisi ve esi. (Bu aralar blogger tum fotograflarimi yan ceviriyor. Sinir bir durum. )
Klimt'in cogu resmini Belvedere sarayinda ve sehrin muze bolgesinde yer alan Leopald muzesinde gorebildim.
Bu Leopald muzesini gezmek cok hosuma gitti. Sadece Klimt degil diger Avusturyali ressamlardan(Ego Schiele veya Segal) da eserler var. Yalniz Viyena'da muzeler cok pahali. 26 yas ustu kocamis ogrencilere de indirim yok, cok cok ayip. Oysa baska yerlerde indirimden faydanlanmistim. Bir de ogrenciyseniz ve baska bir ulkeyi ziyaret edeceksiniz, uluslararasi ogrenci karti siddetle tavsiye edilir. Hem bu tur indirimler hem de saglik sigortasi veriyor kart. Pek faideli.
Bu resimde Klimt kendini ve esini resmetmis. Iste kendisi ve esi. (Bu aralar blogger tum fotograflarimi yan ceviriyor. Sinir bir durum. )
Klimt'in cogu resmini Belvedere sarayinda ve sehrin muze bolgesinde yer alan Leopald muzesinde gorebildim.
Bu Leopald muzesini gezmek cok hosuma gitti. Sadece Klimt degil diger Avusturyali ressamlardan(Ego Schiele veya Segal) da eserler var. Yalniz Viyena'da muzeler cok pahali. 26 yas ustu kocamis ogrencilere de indirim yok, cok cok ayip. Oysa baska yerlerde indirimden faydanlanmistim. Bir de ogrenciyseniz ve baska bir ulkeyi ziyaret edeceksiniz, uluslararasi ogrenci karti siddetle tavsiye edilir. Hem bu tur indirimler hem de saglik sigortasi veriyor kart. Pek faideli.
Labels:
resim,
sirt cantamdan
Isvicre'den kisa kisa
Bloguma bir can vereyim. Uzun zamandir yazamadim buraya cesitli nedenlerden dolayi. Sonunda iste geldim buradayim.
Gecen hafta bir konferans icin Isvicre'ye gitmistim. Alp daglarinda Les Diablerets denilen bir kasabada duzenlendi konferans. Soyle bir manzaranin ortasinda kos kos konferans salonunda oturmak ne kadar aciydi anlatamam.
Yine de elimden geldigi kadar doga yuruyusu yaptim ve fotograf cektim. Insanlarin asagi yukari ekonomik anlamda esit oldugu utopik bir ulke Isvicre. Kaldigim sure icinde bir tane fakir veya evsiz insan gormedim. Ayni zamanda farkli irklar arasinda da bir esitlik var. ABD'de farkli irklarin yasam sekilleri ve ekonomik gelir seviyeleri cok farkliyken Isvicre'de boyle bir ayrim hissedilmiyor.
Kaldigim yer Alp daglarinda idi. Bazi daglarda buzullar var. Gormeyi cok istememe ragmen sis sebebiyle cikamadim buzullara. Artik bir dahaki sefere.
Daglarda hava cok degisken gunluk guneslik bir gunde aniden kara kara bulutlar geliyor ve saganak yagmur oluyor, daha sonra yine gunes ve mavilikler kapliyor gokyuzunu.
Doga yuruyusu yaparken can sesleri duyuyorsunuz. Bu sesler otlanan ineklerin can sesleri. Insanin kendini Heidi sanmamasi olasi degil .
Bu guzelim Alp daglarindan sonra ilk once Montro'ye gittim. Montro gol kenarinda sevimli bir sehir. Ulkenin dillere destan satosu (Le Chateau de Chillon) bu sehirde. Satonun ici kucuk bir kasaba gibi. Bahcesi, farkli binalari, bodrumu hos. Satoda nice sair, yazar kalmis ve kitaplarini bu huzurlu, gol kenarindaki satoda yazmis.
Montro'den sonra rotami baskent Bern'e cevirdim. Bern'de Almanca konusulmakta. Kisacik Almanya tecrubemden meger ne kadar cok Almanca kelime ogrenmisim. Ozellikle yazilari anlamakta pek zorluk cekmedim. Bern ulkenin sanat ve kultur baskenti de ayni zamanda. Einstein Bern'de yasamis. Dolayisiyla onun adina bir muze var. Sehrin tam ortasinda bir saat kulesi var. Zaten Iscivre saat cenneti. Her kosede saat var. Hatta bir tane de saat muzesi vardi, gitmeyi cok istedim ama zamansizliktan gidemedim. Bern'de cok fazla zaman harcamadan Nachatuel adli tarihi bir kasabaya gittim. Isvire'de en begendigim kasaba oldu kendisi.
Bu kasabanin gorulmeye deger bir satosu var. Su anda hukumet binasi olarak kullaniliyor. Duvarlari yerel antika saatlerle kapli. Hos bir sato kesinlikle. Bu kucuk kasaba da gol kenarinda. Gol cok temiz, suyun dibini gorebiliyorsunuz. Yazin herkes buraya yuzmeye gidiyormus.
Son olarak Lozan'a gittim.Bir cumartesi sabahi oldugu icin, sehrin meydanina pazar kurulmustu.Avrupa'nin cumartesi sabah pazarlarinda dolasmaya bayiliyorum. Sehrin genel profili hakkinda hic caba gostermeden fikir sahibi olunuyor.
Lozan'i Bern'e oranla daha cok sevdim. Leman(Ceneve) golu kenarinda kurulu bir kent. Tarihi cok eskilere dayaniyor. Avrupa'nin en eski katedrallerinden biri var.Katedralin icindeki tas heykeller sanat derslerine konu olabilir.
Katedralin cok yakininda bir tarih muzesi var. Sehrin gecmisine ait bir muze. Orta cagdaki yasam tarzi, gundelik esyalar, sehrin savaslardan kurtulma cabasi, farkli muzik aletleri gorulebilir muzede. Hic ziyaretcisi olmamasina cok uzuldim. Gezmesi cok zevkli bir muzeydi. Lozan cok canli bir sehir. Oyle plansiz gitseniz de sehirdeki aktivitelerle kolayca saatleriniz geciyor. Mesela cumartesi ogledne sonra bir muzik festivaline denk geldim.
Lozan'da aklim kalarak istemeye istemeye hava limanina gittim. Sanirim Isvicre'de yasarsam Lozan'da yasamak isterim. Tarihi, dogasi, sanati buyuleyiciydi.
Isvicre'ye ait son birkac soz: Hic bu kadar pahali bir ulke gormedim. Kislik bir manto bir-bucuk milyar civari. Insanlar cok sik giyiniyorlar ve buram buram pahali parfum kokuyorlar. Yemek de cok pahali her yerde. En ucuz ogle yemegi 50 milyon civari. Sanirim dunyanin en pahali ulkelerinden. Tren sistemi muthis gelismis. Heryere trenle cok fazla beklemeden gidilebiliyor. Ama yarim saatlik tren yolculugu 50 milyon civari. Kesinlikle tren pass'i almakta fayda var. Dunyanin en iyi peynir ureticisi. O kadar cok peynir yedim ki, vucudum peynir gibi kokmaya basladi. Markette en ucuz urun cikolata. En kalitesiz cikolatasi bile muthis lezzetli. Ogrenci karti ile bazi muzelere girmek bedava. Fransizca, Almanca ve Italyanca ulkenin farkli bolgelerinde konusuluyor. Insan ister istemez birden fazla dil konusmak mecburiyetinde. Uzun zaman sonra tekrar bir dil ogrenme istegi dogdu icimde. Baska da ruya gibi bir ulke.Cok yasanasi ama pahaliligindan dolayi korkulup kacilasi.
Gecen hafta bir konferans icin Isvicre'ye gitmistim. Alp daglarinda Les Diablerets denilen bir kasabada duzenlendi konferans. Soyle bir manzaranin ortasinda kos kos konferans salonunda oturmak ne kadar aciydi anlatamam.
Yine de elimden geldigi kadar doga yuruyusu yaptim ve fotograf cektim. Insanlarin asagi yukari ekonomik anlamda esit oldugu utopik bir ulke Isvicre. Kaldigim sure icinde bir tane fakir veya evsiz insan gormedim. Ayni zamanda farkli irklar arasinda da bir esitlik var. ABD'de farkli irklarin yasam sekilleri ve ekonomik gelir seviyeleri cok farkliyken Isvicre'de boyle bir ayrim hissedilmiyor.
Kaldigim yer Alp daglarinda idi. Bazi daglarda buzullar var. Gormeyi cok istememe ragmen sis sebebiyle cikamadim buzullara. Artik bir dahaki sefere.
Daglarda hava cok degisken gunluk guneslik bir gunde aniden kara kara bulutlar geliyor ve saganak yagmur oluyor, daha sonra yine gunes ve mavilikler kapliyor gokyuzunu.
Doga yuruyusu yaparken can sesleri duyuyorsunuz. Bu sesler otlanan ineklerin can sesleri. Insanin kendini Heidi sanmamasi olasi degil .
Bu guzelim Alp daglarindan sonra ilk once Montro'ye gittim. Montro gol kenarinda sevimli bir sehir. Ulkenin dillere destan satosu (Le Chateau de Chillon) bu sehirde. Satonun ici kucuk bir kasaba gibi. Bahcesi, farkli binalari, bodrumu hos. Satoda nice sair, yazar kalmis ve kitaplarini bu huzurlu, gol kenarindaki satoda yazmis.
Montro'nun gol kenarinda yesil mi yesil bir yurume parki var. Cok huzurlu bir parkur kesinlikle.
Montro'den sonra rotami baskent Bern'e cevirdim. Bern'de Almanca konusulmakta. Kisacik Almanya tecrubemden meger ne kadar cok Almanca kelime ogrenmisim. Ozellikle yazilari anlamakta pek zorluk cekmedim. Bern ulkenin sanat ve kultur baskenti de ayni zamanda. Einstein Bern'de yasamis. Dolayisiyla onun adina bir muze var. Sehrin tam ortasinda bir saat kulesi var. Zaten Iscivre saat cenneti. Her kosede saat var. Hatta bir tane de saat muzesi vardi, gitmeyi cok istedim ama zamansizliktan gidemedim. Bern'de cok fazla zaman harcamadan Nachatuel adli tarihi bir kasabaya gittim. Isvire'de en begendigim kasaba oldu kendisi.
Bu kasabanin gorulmeye deger bir satosu var. Su anda hukumet binasi olarak kullaniliyor. Duvarlari yerel antika saatlerle kapli. Hos bir sato kesinlikle. Bu kucuk kasaba da gol kenarinda. Gol cok temiz, suyun dibini gorebiliyorsunuz. Yazin herkes buraya yuzmeye gidiyormus.
Son olarak Lozan'a gittim.Bir cumartesi sabahi oldugu icin, sehrin meydanina pazar kurulmustu.Avrupa'nin cumartesi sabah pazarlarinda dolasmaya bayiliyorum. Sehrin genel profili hakkinda hic caba gostermeden fikir sahibi olunuyor.
Lozan'i Bern'e oranla daha cok sevdim. Leman(Ceneve) golu kenarinda kurulu bir kent. Tarihi cok eskilere dayaniyor. Avrupa'nin en eski katedrallerinden biri var.Katedralin icindeki tas heykeller sanat derslerine konu olabilir.
Katedralin cok yakininda bir tarih muzesi var. Sehrin gecmisine ait bir muze. Orta cagdaki yasam tarzi, gundelik esyalar, sehrin savaslardan kurtulma cabasi, farkli muzik aletleri gorulebilir muzede. Hic ziyaretcisi olmamasina cok uzuldim. Gezmesi cok zevkli bir muzeydi. Lozan cok canli bir sehir. Oyle plansiz gitseniz de sehirdeki aktivitelerle kolayca saatleriniz geciyor. Mesela cumartesi ogledne sonra bir muzik festivaline denk geldim.
Lozan'da aklim kalarak istemeye istemeye hava limanina gittim. Sanirim Isvicre'de yasarsam Lozan'da yasamak isterim. Tarihi, dogasi, sanati buyuleyiciydi.
Isvicre'ye ait son birkac soz: Hic bu kadar pahali bir ulke gormedim. Kislik bir manto bir-bucuk milyar civari. Insanlar cok sik giyiniyorlar ve buram buram pahali parfum kokuyorlar. Yemek de cok pahali her yerde. En ucuz ogle yemegi 50 milyon civari. Sanirim dunyanin en pahali ulkelerinden. Tren sistemi muthis gelismis. Heryere trenle cok fazla beklemeden gidilebiliyor. Ama yarim saatlik tren yolculugu 50 milyon civari. Kesinlikle tren pass'i almakta fayda var. Dunyanin en iyi peynir ureticisi. O kadar cok peynir yedim ki, vucudum peynir gibi kokmaya basladi. Markette en ucuz urun cikolata. En kalitesiz cikolatasi bile muthis lezzetli. Ogrenci karti ile bazi muzelere girmek bedava. Fransizca, Almanca ve Italyanca ulkenin farkli bolgelerinde konusuluyor. Insan ister istemez birden fazla dil konusmak mecburiyetinde. Uzun zaman sonra tekrar bir dil ogrenme istegi dogdu icimde. Baska da ruya gibi bir ulke.Cok yasanasi ama pahaliligindan dolayi korkulup kacilasi.
Labels:
fotograf,
sirt cantamdan
iyi bayramlar
Genelde bayram sabahlari icimde bir sevinc olur. Cok uzaklarda tek basima da olsam yine de sabah cicilerimi giyer, guzel bir kahvalti ederim. Turk kahvesi yaparim, lokum yerim, limon kolonyasini burnuma cekerim. Bugun bayram erken kalkin sarkisini mirildanirim. Sonra ailemi aramaya calisirim, telefonlar dusmez genelde. Ama eninde sonunda onlarla konusurum. Bu bayram hic sevinc yok icimde, buruk bir bayram benim icin.
"Sevdiklerinizle nice mutlu bayramlara" cumlesi ne kadar klise de olsa da, bu basit dilegi derinden hissederek sevdiklerinizle nice mutlu bayramlar diliyorum. Bayram sevinciniz yureginizden eksik olmasin dileyim Big Picture'in dunyanin her bir yerinden derlerdigi su Ramazan fotograflari ile.
"Sevdiklerinizle nice mutlu bayramlara" cumlesi ne kadar klise de olsa da, bu basit dilegi derinden hissederek sevdiklerinizle nice mutlu bayramlar diliyorum. Bayram sevinciniz yureginizden eksik olmasin dileyim Big Picture'in dunyanin her bir yerinden derlerdigi su Ramazan fotograflari ile.
Labels:
kisisel
gidip de donmemek
gelip de gormemek varmis :(( pek bir aciymis, insanin yuregi cayir cayir yanarmis...
istikamet Dogu Avrupa
Labels:
sirt cantamdan
387 milyon yil once
Evet 387 milyon yil once yasadigim bolge denizlerle kapliymis. O yuzden dagda bayirda deniz kabuklari ile karsilasmam.ABD'nin dogasinin bu kadar ilginc olmasinda da bu degisimin, donusumun rolu buyuk.
Bugun evimin cok yakinindaki bir fosil yatagina gittim. Milyonlarca yillik dunyamizin donusumune degisimine tanik oldum. Okyonus canlilari (iskeletli olanlari), kayalar arasindan kendilerini gosteriyorlar. Bu tur kayalara kirectasi(limestone) deniliyormus. Kayalarnin buyuk bir orani fosilden olusmakta. Gunumuzde olmayan deniz canlilarinin da iskeletleri var kayalar arasinda.
Bu deniz kabuklari Kentucky'nin her yerinde karsiniza cikiyor ve buranin milyonlarca yillik gecmisini hatirlatiyor biz olumlu kullara. Bu fosillerin yaninda insan yasami cok kisa geliyor insanin gozune.
Bu fosil yataginda mercan kalintilari da bulunmakta. Insan milyonlarca yil once hangi renklerdeydi mavi sularin altinda diye merak ediyor.
Kayalardaki su krater goruntuleri cok ilgincti. Icleri yagmur sulari ile dolu.
Bu fosil yataginin hemen yaninda nehir gecmekte ve insanlarda bu nehirde balik tutmaktalar. Sagolsun asagidaki balikci kizimiz bana boyle guzel bir manzara yarattti.
Bir de buranin kenarinda kokleri disarida olan agaclar ilginc goruntuler ortaya cikartiyor.
Sonuc: Bana bu kadar yakin oldugu halde neden burayi daha once ziyaret etmedim diye kendime epeyce kizdim. Urgup'teki dogal olusumlari bir tepeden oturup izledigimde hissettigim huzuru bu fosil yataginda da hissettim. Doganin degisiminin tanigi olan bu fosil yatagini ben pek bir sevdim, artik kafami dinlendirmeye ihtiyacim oldugunda burada alacagim solugu.
Bugun evimin cok yakinindaki bir fosil yatagina gittim. Milyonlarca yillik dunyamizin donusumune degisimine tanik oldum. Okyonus canlilari (iskeletli olanlari), kayalar arasindan kendilerini gosteriyorlar. Bu tur kayalara kirectasi(limestone) deniliyormus. Kayalarnin buyuk bir orani fosilden olusmakta. Gunumuzde olmayan deniz canlilarinin da iskeletleri var kayalar arasinda.
Bu deniz kabuklari Kentucky'nin her yerinde karsiniza cikiyor ve buranin milyonlarca yillik gecmisini hatirlatiyor biz olumlu kullara. Bu fosillerin yaninda insan yasami cok kisa geliyor insanin gozune.
Bu fosil yataginda mercan kalintilari da bulunmakta. Insan milyonlarca yil once hangi renklerdeydi mavi sularin altinda diye merak ediyor.
Kayalardaki su krater goruntuleri cok ilgincti. Icleri yagmur sulari ile dolu.
Bu fosil yataginin hemen yaninda nehir gecmekte ve insanlarda bu nehirde balik tutmaktalar. Sagolsun asagidaki balikci kizimiz bana boyle guzel bir manzara yarattti.
Bir de buranin kenarinda kokleri disarida olan agaclar ilginc goruntuler ortaya cikartiyor.
Sonuc: Bana bu kadar yakin oldugu halde neden burayi daha once ziyaret etmedim diye kendime epeyce kizdim. Urgup'teki dogal olusumlari bir tepeden oturup izledigimde hissettigim huzuru bu fosil yataginda da hissettim. Doganin degisiminin tanigi olan bu fosil yatagini ben pek bir sevdim, artik kafami dinlendirmeye ihtiyacim oldugunda burada alacagim solugu.
Labels:
ABD'de yasam,
bilim,
fotograf
bir baska kanu macerasindan
Ilk kez kanuya binip, yesil irmaklarda uzun uzun kurek savurmayi pek bir sevmistim. Bu sevgiden yola cikarak gecen hafta 25km'lik bir kanu macerasina kalkistik. Asagidaki hatun kisi benim.

Kanu gezisi, hem spor hem piknik karisimi. Insanlar yiyeceklerini aliyor, arkadaslariyla veya ailesiyle birlikte nehrin sakinligine birakiyorlar kendini. Bazen kumsal gibi nehir kenarlarinda duraklayip yuzuyor veya yemeklerini yiyorlar.

Gecen seneki kanu deneyimde acemiydim, hep yanlis yonlere donduruyordum kanuyu, ama bu sefer gayet guzel gidiyordu hersey. Partnerimla kurek cekislerimiz uyumluydu. Devrilen agaclarin ustunde duran kablumbagalar selamliyordu bizi ya da su yilanlari suzule suzule geciyordu yanimizdan.

Cok hizli gidiyorduk ve bu guzelim manzarada kanu keyfinin cabucak bitmesini istemiyorduk. Hava cok sicak oldugundan bir yerlerde durup serin irmak suyunda yuzuyorduk serinlemek icin. Sonrasinda tekrar yolumuza koyuluyorduk.

Gecen hafta cok yagmur yagdigindan, irmaktaki su seviyesi epey yuksekti. Bunu basta avantaj olarak algiladik, ama sonrasinda coskun yerlerden biri bize anyayi konyayi gosterdi. Kayalikli ve suyun cok coskun oldugu bir bolgede kanumuz once kayaya carpti, sonra yakinlarda olan bir agac kutugune carpti ve o coskun yerde kanumuz alabora oldu. Sonrasinda gulunebilecek bir kazaydi aslinda.

Olayin kotu tarafi benim kanunun altinda kalmamdi. Cok anlik bir olaydi, ne zaman dustum ne zaman kanu basima dogru gelmeye basladi bilmiyorum. Sonunda kurtuldum ama kotu bir tecrubeydi benim icin.Aslinda kanu olayi cok zararsiz ve guzel bir aktivite. Ama her doga sporunda oldugu gibi, bunda da doganin bilinmezliklerini gozden kacirmamak gerek.

Kanu gezisi, hem spor hem piknik karisimi. Insanlar yiyeceklerini aliyor, arkadaslariyla veya ailesiyle birlikte nehrin sakinligine birakiyorlar kendini. Bazen kumsal gibi nehir kenarlarinda duraklayip yuzuyor veya yemeklerini yiyorlar.

Gecen seneki kanu deneyimde acemiydim, hep yanlis yonlere donduruyordum kanuyu, ama bu sefer gayet guzel gidiyordu hersey. Partnerimla kurek cekislerimiz uyumluydu. Devrilen agaclarin ustunde duran kablumbagalar selamliyordu bizi ya da su yilanlari suzule suzule geciyordu yanimizdan.

Cok hizli gidiyorduk ve bu guzelim manzarada kanu keyfinin cabucak bitmesini istemiyorduk. Hava cok sicak oldugundan bir yerlerde durup serin irmak suyunda yuzuyorduk serinlemek icin. Sonrasinda tekrar yolumuza koyuluyorduk.

Gecen hafta cok yagmur yagdigindan, irmaktaki su seviyesi epey yuksekti. Bunu basta avantaj olarak algiladik, ama sonrasinda coskun yerlerden biri bize anyayi konyayi gosterdi. Kayalikli ve suyun cok coskun oldugu bir bolgede kanumuz once kayaya carpti, sonra yakinlarda olan bir agac kutugune carpti ve o coskun yerde kanumuz alabora oldu. Sonrasinda gulunebilecek bir kazaydi aslinda.

Olayin kotu tarafi benim kanunun altinda kalmamdi. Cok anlik bir olaydi, ne zaman dustum ne zaman kanu basima dogru gelmeye basladi bilmiyorum. Sonunda kurtuldum ama kotu bir tecrubeydi benim icin.Aslinda kanu olayi cok zararsiz ve guzel bir aktivite. Ama her doga sporunda oldugu gibi, bunda da doganin bilinmezliklerini gozden kacirmamak gerek.
Labels:
doga sporlari,
fotograf
Verilik Turkce Kitaplar
ABD'de yasiyorsaniz ve ahh bir Turkce kitap olsa okusam diyorsaniz, firsat ayaginiza geldi:) Ben cok demistim zamaninda ve her gittigimde kitaplar getirmistim buraya. Kitaplarimi olasi bir tasinma halinde tasiyamayacagimi anladigimdan ve baskalarinin da bu guzel kitaplari okumasini istedigimden ucretsiz olarak isteyene vermeye karar verdim.
Kitaplar soyle:
Kitaplar soyle:
- Saatleri Ayarlama Enstitutusu: Ahmed Hamdi Tanpinar
- Tehlikeli Oyunlar: Oguz Atay
- Bir Bilim Adaminin Romani: Oguz Atay
- Ne kitapsiz ne kedisiz: Bilge Karasu
- Troya'da Olum vardi: Bilge Karasu
- Muinar: Latife Tekin
- Sirca kosk: Sabahattin Ali
- Sana Gul Bahcesi Vadetmedim: Joanne Greenberg
- Ayin En Ciplak Gunu (Oyku): Buket Uzuner
- Olurse Ten Olur Canlar Olesi Degil: Haldun Taner
- Kisa Oykuler: Editor: Semih Gumus: (icinde Sait Faik, Oguz Atay, Furuzan, Yasar Kemal, ve nicelerinden oykuler var)
Labels:
kitap
Subscribe to:
Posts (Atom)












