Budapeste'ye gidip de doneli neredeyse 5 ay oldu. Araya giren onca sey ve bendeki usengeclik Budapeste yazisini geciktirdi de geciktirdi. Iste sonunda yaziyorum.
Budapeste surprizlerle dolu bir sehir. Bazi sehirlerde kaybolursunuz ve kayboldugunuzda hic ummadiginiz guzelliklerle karsilasirsiniz. Nadirdir boyle sehirler. Budapeste bu nadir sehirlerden biri. Yanlislikla saptiginiz bir cadde size komunist rejimden arta kalanlari gosteriyor. Bir baska cadde modern yasama ve kapitalizme ayak uydurmus gencleri gosteriyor.
Farkli egemenliklerinin altinda kalmis Budapeste tarih boyunca. Bu da sehrin mimarisine, yemeklerine, muziklerine, tarihine sinmis. Farkli mimarideki binalar, kopruler, heykeller, carsilar goruluyor sehrin her bir kosesinde.
Buda ve Peste'yi Tuna nehri ayiriyor. Buda daha tarihi bir bolgeyken Pest daha bir yasam dolu kaliyor. Buda kisminda, Buda satosunun oldugu bolge bana Ankara kalesini hatirlatti.
Budapeste'nin sokaklarinda ve evlerinde bolca kirmizi sardunyalar var.
Budapest'in para birimini anlamak bir kac gunumu aldi. Bol sifirlar paranin degerini olcmekte zorluyor insani. Halk pek zengin degil dogrusu. Turkiye'nin ekonomik durumu daha iyi gibi.
Ulasim metro, tramway ve otobuslerle saglaniyor. Haftalik bir paso ile hepsine binilebiliyor. Her daim neredeyse hic beklemeden bir yerden bir yere gidiliyor.Toplu tasim harika. Metrolardaki yuruyen merdivenler hayatimda gordugum en hizli yuruyen merdivenler.
Kavsaklarda karsidan karsiya gecis alt gecitlerden oluyor. Bu alt gecitlerde cok fazla cikis var. Nereden cikarsam gidecegim yere varirimi ogrenmek de biraz zaman aliyor. Bu alt gecislerde alisveris meraklisina hitaben dukkanlar var.Cicek saticilari ve muzisyenlerde bulunuyor bu alt gecitlerde.
Insanlar yine bu alt gecislerde satranc oynuyor.
Sehrin dar sokaklarinda hala Dogu Avrupa'nin eski, kucuk arabalari goruluyor.
Nedense bayanlarin saclari hep kisa.Insanlarin boyu da kisa. Ulkenin ortalama boyu ile ulkenin zenginligi iliskili mi acaba?? 40 yas ustu insanlar ustunde komunist rejimin etkileri daha acik. Pek gulumsemiyorlar. Neredeyse tek tip giyiniyorlar. Genc kusak daha renkli, daha canli, Eski kusak Ingilizce pek konusmuyor ama yeni kusak sular seller gibi konusuyor.
Bir parkta rastgeldigim gelin ve damat. Bu cift de oldugunca kisaydi.
Insanlar genelde spor olarak bisiklete biniyor. Ozellikle Buda kisminda, Tuna nehri kenarinda bisiklete binenler yogunlukta.
Ben ordayken dunya kupasi vardi. Sehrin halki meydanlarda toplanip hep birlikte mac izliyor. Tum aktiviteleri mac saatlerine gore ayarliyor. Uzun ara sonra boyle bir kalabalikla futbol izlemek zevkliydi.
Sehirde bol bol heykel ve anit var. Tuna nehri kenarindaki su ayakkabilar Tuna'ya dokulerek oldurulen Yahudiler icin.
Budapeste'de yapilmadan donulmemesi gereken en onemli sey termal banyolara gitmek. Ben Széchenyi Thermal Bath' suna gittim. Mimari yapisi oldukca guzel. Icinde en az 20 farkli havuz var. Bu havuzlardaki, sularin sicakliklari ve madensel icerikleri farkli. Bir havuzdan digerine girip cikmak cok rahatlatici. Ilginc bir dongusel havuz vardi burada. Siz yuzmeseniz de sizi dongu icinde yuzduruyor. Cok eglenceli. Bu termal havuzlar binanin icinde. Binanin bahcesinde ise cok buyuk bir acik havuz var. Burada da dongusel bolumler var. Havuzun icindeki heykellerden su fiskiriyor. Bu termal banyo olayini Budapeste yolculugunun son gununde yapmak ve yolculuk boyunca ayaklariniza cektirdiginiz onca aciyi dindirmenizi siddetle tavsiye ederim.
Budapeste genel anlamda cok ucuz bir sehir. Turist oldugumuzu gorup bizi masamizda keman calinan bir restorana yonlendirdiler. Belki de Budapeste'nin en pahali restorani. Ama toplamda 15 dolar civari bir hesap geldi. Bu odedigim en pahali hesapti. Genelde 10 dolar altina en ozgun yemekler yenilebiliyor. Gulas, Macarlara ozgu etli ve sebzeli bir corba. O kadar ayricalikli degil. Sehirde bolca Turk(Torok) restorani var. Pogacalari, borekleri pek bir leziz. Ozellikle ABD'den sonra, pastaneler gozumu gonlumu acti.
Budapeeste'de ki ekmekler Trabzon ekmegini animsatiyor. Dis kabugu biraz sertce, kuslar bile yiyemiyor.
Budapeste'nin marketleri Turk marketleri gibi kokuyor. ABD marketleri baska bir kokuyor. Budapeste sutleri ve yogurtlari da Turkiye'deki gibi lezzetli. ABD'deki sut ve yogurtlardan sonra pek lezzetli geldi. Sehrin tarihi carsisinnda gezinip birseyler atistirmak veya hediyelik bir iki sey almak da zevkli.
Budapeste'de muzeler biraz Turkiye muzelerini animsatiyor. Kimsecikler yok. Bir kez fi tarihinde dizayn edilmis, sonra da bir daha el degmemis gibi ve yeni sergiler yok. Sanat muzesi, tarih muzesi cok da gorulesi degil. Ama uygulamali sanat muzesi (applied art) ilginc. Soykirim muzesi de biraz depresif. Bir de Budapeste Roma kiralliginin onemli sehirlerden biri. Aquincum muzesinde Roma doneminde kalan kalintilar gorulebilir.
Sonsoz: Budapeste ummadiginizdan fazlasini veren bir sehir. Her saptiginiz caddede gormeyi ummadiginiz surprizlerle karsilasiyorsunuz. Kaybolmaktan zevk alacaganiz bir sehir. Caddeleri ciceklerle, sokak muzisyenleri ile capcanli. Turkiye'den sadece 2 saatlik ucak mesafesinde. Ucak, otel, yemek, muze masraflar, tum alisverisler benim icin 500 dolar civari tuttu. Bir ogrencinin bile kolayca karsilayabilecegi masraf. Bence gorulmeyi fazlasiyla hak eden bir sehir.
Ruhlarla Dans
Uzun ara sonra Miyazaki'nin Ruhlarla Dansini(Spireted Away) tekrar izledim. Bilmem kacinci izleyisim ve her izleyisim de ayri bir zevk aliyorum. Genelde ikinci kez izledigim filmlerde hep mantik hatalari buldugum halde bu filmdeki hikaye pek bir kusursuz.
Filmin bas karakteri Chihiro ailesiyle bir sehirden baska bir sehire tasiniyor. Bu degisim onu sevdiklerinden ve aliskanliklarindan ayiriyor ve tabii ki pek mutlu etmiyor. Ama onu yolda karsilastigi ruhlar dunyasi degistiriyor. Korktugu seylerin o kadar da korkunc olmadigini ve gercek sevginin degerini anliyor.
Film boyunca Chihiro'nun acgozlu olmamasi (annesi-babasi asiri yerken, onun birseye dokunmamasi), malda mulkte gozunun olmamasi (hamamda herkeslerin altin dagitan karanlik guce esir olurken, Chihiro'nun altina deger vermemesi), cesareti (karanlik guclerden korkmamasi, hatta onlari benimseyip sevmesi), sevgisinin arkasinda durmasi ve sevgisi icin tum guclukleri ustlenmesini goruyoruz.
Film boyunca gordugum yaratiklar ve hayal gucu cok etkileyici. Al birini vur otekine olan Pixar filmlerinden cok farkli. 10 yil oncesinde cekilmis olsa da benim gonlumde rakibi yok. Buyuksun Ruhlarla Dans!!!!
Filmin sonundaki sarki ile bitireyim.
Filmin bas karakteri Chihiro ailesiyle bir sehirden baska bir sehire tasiniyor. Bu degisim onu sevdiklerinden ve aliskanliklarindan ayiriyor ve tabii ki pek mutlu etmiyor. Ama onu yolda karsilastigi ruhlar dunyasi degistiriyor. Korktugu seylerin o kadar da korkunc olmadigini ve gercek sevginin degerini anliyor.
Film boyunca Chihiro'nun acgozlu olmamasi (annesi-babasi asiri yerken, onun birseye dokunmamasi), malda mulkte gozunun olmamasi (hamamda herkeslerin altin dagitan karanlik guce esir olurken, Chihiro'nun altina deger vermemesi), cesareti (karanlik guclerden korkmamasi, hatta onlari benimseyip sevmesi), sevgisinin arkasinda durmasi ve sevgisi icin tum guclukleri ustlenmesini goruyoruz.
Film boyunca gordugum yaratiklar ve hayal gucu cok etkileyici. Al birini vur otekine olan Pixar filmlerinden cok farkli. 10 yil oncesinde cekilmis olsa da benim gonlumde rakibi yok. Buyuksun Ruhlarla Dans!!!!
Filmin sonundaki sarki ile bitireyim.
black swan - siyah kugu
Bu aralar herkesler bu filmden bahsediyor. Radyoyu ne zaman acsam, filmin yildizlarindan birinin ropartajina denk geliyorum. Herkes Natalie'nin oskarina kesin gozuyle bakiyor. Film IMDB'nin 110.sirasinda. Tabii bir de Winona Ryder oynuyor filmde. Boyle olunca benim de filmi gorme istegim zirve yapti.
Filmde bir cam fanusun icinde dans eden narin balerinlerinin hayatlarinin o kadar da narin olmadigini goruyoruz. Hem kirilgan, narin birini hem seksi,seytani birini dans etmesi gerekiyor Natalie'nin. Natalie hala annesiyle yasayan, pembe duvar kagitlari, pembe nevresimler ve oyuncaklarla dolu bir odada yasayan, pembe kiyafetler giyen, incecik, kendini mukemmel dansa adamis biri. Bu yuzden iyi rolunde hic bir sikintisi olmuyor. Ama kendisinin kotu yanini ortaya cikarmakta epey zorlaniyor.Ve zamanla kendine eziyet etmeye basliyor. Halusulasyonlar gormeye basliyor. Baskalarina zarar verdigini dusundugunde vucudunda daha cok darp yarasi oluyor. Halusulasyonlardan dolayi biz de gercekle gercek olmayani ayird edemiyoruz. Daha bir geriliyoruz boyle olunca. Daha fazlasini soylemeyeyim. Yeterinden cok soyledim.
Film piskolojik gerilim tarzinda. Epey bir gerildim filmin sonunda. Muziklerde sagolsun gerilimi hat safhaya cikariyor. Natalie'nin vucudundaki yaralar, kanamalar insanin icini bayiyor. Natalie'nin zapzayif vucudu da beni urktu dogrusu. Bu film icin 10 kilo'dan fazla vermis. Sanirim 39-40 kilo civarindaydi filmde.
Film bazi noktalarda bana dovus kulubunu hatirlatti. Tabii ki dovus kulubunun yaninda sonuk. Oyle tekrar tekrar izleyeyim dedirtecek Chuck Palahniuk felsefesi yok. Balerinlerin rekabet, birsey olur korkusu dolu hayatlarinin, danscilarin ruh dunyasina verdigi zarar konu ediliyor. Cogu erkek izleyici icin bayik gelebilir ama Natalie'nin opusme, masturbasyon, ve lezbiyen sevisme sahneleri de erkek seyircileri memnun edecektir. Bu opusme ve lezbiyen iliski, filmin konusundan daha cok konusuldu buralarda. Natalie ciddi bir yahudi, Kudus'te dogmus, yahudi gelenekleriyle yetistirilmis. Arkadaslarindan yaninda kosher yemektense vejetaryan olmayi secmis. Harvard piskoloji egitiminden sonra yine Israil'e gidip masterini yapmis. Bu dindar yapisi ve ailesi bu tur sahnelerde oynamasini onaylamiyor. O yuzden de ailesinin bu filmi onaylamamasi bu kadar gundemde buralarda.
Filmde Winona Ryder'in rolu cok ufak. Biraz zorlama konulmus gibi. Olmasa da olurdu bu rol sanirim.
Sonsoz: O kadar konusuldugu kadar guzel bir film degil, beklentileri cok abartmamak lazim, ama bu tatil gunlerinde izlenebilecek hos bir alternatif. Zaman zaman agirlasan bir yapisi var, herkes sevmeyebilir bu balerinlerin korku dolu dunyasini.Ama piskolojik gerilimi sevenlerin izlemesini oneriririm
.
Filmde bir cam fanusun icinde dans eden narin balerinlerinin hayatlarinin o kadar da narin olmadigini goruyoruz. Hem kirilgan, narin birini hem seksi,seytani birini dans etmesi gerekiyor Natalie'nin. Natalie hala annesiyle yasayan, pembe duvar kagitlari, pembe nevresimler ve oyuncaklarla dolu bir odada yasayan, pembe kiyafetler giyen, incecik, kendini mukemmel dansa adamis biri. Bu yuzden iyi rolunde hic bir sikintisi olmuyor. Ama kendisinin kotu yanini ortaya cikarmakta epey zorlaniyor.Ve zamanla kendine eziyet etmeye basliyor. Halusulasyonlar gormeye basliyor. Baskalarina zarar verdigini dusundugunde vucudunda daha cok darp yarasi oluyor. Halusulasyonlardan dolayi biz de gercekle gercek olmayani ayird edemiyoruz. Daha bir geriliyoruz boyle olunca. Daha fazlasini soylemeyeyim. Yeterinden cok soyledim.
Film piskolojik gerilim tarzinda. Epey bir gerildim filmin sonunda. Muziklerde sagolsun gerilimi hat safhaya cikariyor. Natalie'nin vucudundaki yaralar, kanamalar insanin icini bayiyor. Natalie'nin zapzayif vucudu da beni urktu dogrusu. Bu film icin 10 kilo'dan fazla vermis. Sanirim 39-40 kilo civarindaydi filmde.
Film bazi noktalarda bana dovus kulubunu hatirlatti. Tabii ki dovus kulubunun yaninda sonuk. Oyle tekrar tekrar izleyeyim dedirtecek Chuck Palahniuk felsefesi yok. Balerinlerin rekabet, birsey olur korkusu dolu hayatlarinin, danscilarin ruh dunyasina verdigi zarar konu ediliyor. Cogu erkek izleyici icin bayik gelebilir ama Natalie'nin opusme, masturbasyon, ve lezbiyen sevisme sahneleri de erkek seyircileri memnun edecektir. Bu opusme ve lezbiyen iliski, filmin konusundan daha cok konusuldu buralarda. Natalie ciddi bir yahudi, Kudus'te dogmus, yahudi gelenekleriyle yetistirilmis. Arkadaslarindan yaninda kosher yemektense vejetaryan olmayi secmis. Harvard piskoloji egitiminden sonra yine Israil'e gidip masterini yapmis. Bu dindar yapisi ve ailesi bu tur sahnelerde oynamasini onaylamiyor. O yuzden de ailesinin bu filmi onaylamamasi bu kadar gundemde buralarda.
Filmde Winona Ryder'in rolu cok ufak. Biraz zorlama konulmus gibi. Olmasa da olurdu bu rol sanirim.
Sonsoz: O kadar konusuldugu kadar guzel bir film degil, beklentileri cok abartmamak lazim, ama bu tatil gunlerinde izlenebilecek hos bir alternatif. Zaman zaman agirlasan bir yapisi var, herkes sevmeyebilir bu balerinlerin korku dolu dunyasini.Ama piskolojik gerilimi sevenlerin izlemesini oneriririm
.
Labels:
film
bing bang theory
Ben bu diziye cok fena kaptirdim. Tum sukran gunu tatilinde bunu izledim. Uzun ara sonra beni gulduren tek dizi oldu. Cevremde cok fazla boyle tip oldugundan mi bu kadar guluyorum, yoksa dizi gercekten komik de mi guluyorum bilmem. Bas karakter Sheldon Emmy aldigina gore, tek gulen ben degilim sanirim.
Dizide 4 asosyal inek tiplemesi var. Hepsi Caltech'te calisiyor. Artik doktoralarini almislar. Sheldon, Leonard, ve Raj fizik alaninda doktorali. Howard ise masterli bir muhendis. Derecelerini bir yana koyarsak hepsi cocuk gibi. Kendi aralarindaki konusmalari normal insanlar pek anlamiyor. Bilim-kurgu filmlerini izleyen, video oyunlara fena halde dadanmis, kizlarla iletisimde zorluk ceken, oyle herseyi yemeyen, bazi anlamlarda hala anne kuzusu olan tipler. Bunlarin hayati, yeni komsulari tipik sarisin Penny ile degisiyor. Penny bu bilim adamlarinin aksine Cheesecake Factory'de calisiyor ve hepsine oranla cok daha yasam dolu ve normal.
Benim dizideki favorim Sheldon. Tum aksiliklerin onda toplanmasi, en gecimsizinin o olmasi, soylenmeyecek seyleri soylemesi, yuz ifadeleri super. Kendisi teorik fizikci ve teorik fizik haricinde tum bilim dallari ve meslekler onun icin cocuk oyuncagi. Muhendislere, sizin yaptiginiz da bilim mi diyor. Bir muhendis olarak bu sozler o kadar cok duydum ki. Bir alanda calisanlar diger alanlara hep yukardan bakiyor. Gercek hayatta arkadasligi kolay olmayan bir tip. Daha sonra Howard geliyor sevdiklerim arasinda. Leonard'i biraz soguk buluyorum. Raj da hic konusmuyor, konusunca hep benzer espriler yapiyor.
Diziyi izledikledikce ozellikle lisans ve masterdaki arkadaslarim gozumun onunden bir film seridi gibi geciyor. Benim de Star Wars'un yeni trailerlerini bekleyen, sirf trailer geldiginde kendinden gecen arkadaslarim var. Ya da Indiana Jones'un 21 saniyelik ek parcali bir versiyonunu izlemek icin geceden kuyruklar olusturan arkadaslarim. Bu tur filmler cikitktan 24 saat icinde izleyemezlerse bu arkadaslar fena depresyona giriyorlar. Strateji oyunlarinda normal insanlarin erisemeyecegi seviyelere ulasan ve bu oyunlarla ilgili gece gunduz konusma kapasitesi olan arkadaslarim da var. Oyle herseye ve herkese dokunamayan, peceteyle birseylere dokunan asiri titiz arkadaslarim da var.Ya da gunde ellerini 50 kez yikayan tipler de.
Farkli t-shirtler giyen ve t-shirtlerin dizaynina ozel bir onem veren arkadaslarim da. Sirf bu t-shirtleri anlamak icin bile biraz nerd olmak lazim. Dizide Seholdon ve Leonard hep ozenle secilmis t-shirtler giyiyorlar. Howard ise oyle her nerd'un kolaylikla giyemeyecegi kirmizi-mavi dapdaracik pantolanlar giyiyor. Uzay yolundan cikmis bir karakter hala. Genelde ergenlikte gorulen farkli giyerek cool olmaya calisan bir tip gibi hala. Raj ise kizlarla konusamayan bir tip. Bunun da suveterlerine bayiliyorum. Gercekten bazi Hintli arkadaslar bu tur suveterler ve degisik altin yuzukler takiyor. Ama Hintli arkadaslarim hep cok konuskan ve sicakkanli olmustur. Raj gibi cekingen bir Hintli gormedim henuz. Raj uzerinden yapilan irklarla ilgili sakalar da epey gercekci, ama bir sure sonra bayat geliyor.
Biraz gulmek icin hic fena degil bu dizi.Ozellikle tatil donemlerinde pek iyi gidiyor.Benim favori boulmlerimden biri surada. Sheldon'un hediyeler ile ilgili teorilerine bayiliyorum. Mr. Spock imzali peceteyle kendinden gecmesi de super.
Dizide 4 asosyal inek tiplemesi var. Hepsi Caltech'te calisiyor. Artik doktoralarini almislar. Sheldon, Leonard, ve Raj fizik alaninda doktorali. Howard ise masterli bir muhendis. Derecelerini bir yana koyarsak hepsi cocuk gibi. Kendi aralarindaki konusmalari normal insanlar pek anlamiyor. Bilim-kurgu filmlerini izleyen, video oyunlara fena halde dadanmis, kizlarla iletisimde zorluk ceken, oyle herseyi yemeyen, bazi anlamlarda hala anne kuzusu olan tipler. Bunlarin hayati, yeni komsulari tipik sarisin Penny ile degisiyor. Penny bu bilim adamlarinin aksine Cheesecake Factory'de calisiyor ve hepsine oranla cok daha yasam dolu ve normal.
Benim dizideki favorim Sheldon. Tum aksiliklerin onda toplanmasi, en gecimsizinin o olmasi, soylenmeyecek seyleri soylemesi, yuz ifadeleri super. Kendisi teorik fizikci ve teorik fizik haricinde tum bilim dallari ve meslekler onun icin cocuk oyuncagi. Muhendislere, sizin yaptiginiz da bilim mi diyor. Bir muhendis olarak bu sozler o kadar cok duydum ki. Bir alanda calisanlar diger alanlara hep yukardan bakiyor. Gercek hayatta arkadasligi kolay olmayan bir tip. Daha sonra Howard geliyor sevdiklerim arasinda. Leonard'i biraz soguk buluyorum. Raj da hic konusmuyor, konusunca hep benzer espriler yapiyor.
Diziyi izledikledikce ozellikle lisans ve masterdaki arkadaslarim gozumun onunden bir film seridi gibi geciyor. Benim de Star Wars'un yeni trailerlerini bekleyen, sirf trailer geldiginde kendinden gecen arkadaslarim var. Ya da Indiana Jones'un 21 saniyelik ek parcali bir versiyonunu izlemek icin geceden kuyruklar olusturan arkadaslarim. Bu tur filmler cikitktan 24 saat icinde izleyemezlerse bu arkadaslar fena depresyona giriyorlar. Strateji oyunlarinda normal insanlarin erisemeyecegi seviyelere ulasan ve bu oyunlarla ilgili gece gunduz konusma kapasitesi olan arkadaslarim da var. Oyle herseye ve herkese dokunamayan, peceteyle birseylere dokunan asiri titiz arkadaslarim da var.Ya da gunde ellerini 50 kez yikayan tipler de.
Farkli t-shirtler giyen ve t-shirtlerin dizaynina ozel bir onem veren arkadaslarim da. Sirf bu t-shirtleri anlamak icin bile biraz nerd olmak lazim. Dizide Seholdon ve Leonard hep ozenle secilmis t-shirtler giyiyorlar. Howard ise oyle her nerd'un kolaylikla giyemeyecegi kirmizi-mavi dapdaracik pantolanlar giyiyor. Uzay yolundan cikmis bir karakter hala. Genelde ergenlikte gorulen farkli giyerek cool olmaya calisan bir tip gibi hala. Raj ise kizlarla konusamayan bir tip. Bunun da suveterlerine bayiliyorum. Gercekten bazi Hintli arkadaslar bu tur suveterler ve degisik altin yuzukler takiyor. Ama Hintli arkadaslarim hep cok konuskan ve sicakkanli olmustur. Raj gibi cekingen bir Hintli gormedim henuz. Raj uzerinden yapilan irklarla ilgili sakalar da epey gercekci, ama bir sure sonra bayat geliyor.
Biraz gulmek icin hic fena degil bu dizi.Ozellikle tatil donemlerinde pek iyi gidiyor.Benim favori boulmlerimden biri surada. Sheldon'un hediyeler ile ilgili teorilerine bayiliyorum. Mr. Spock imzali peceteyle kendinden gecmesi de super.
Labels:
dizi
Bana Bana Gel ve Lacin
Azerbaycan sarkilarini pek bir severim. Gecenlerde Skruk adli Norvec korosunun hazirladigi bir albumle karsilastim. Azerbaycan sarkilarinini koro esliginde seslendirilmeyisiyle olusturulmus bir album: Skruk&Azerbaijan song. Benim favori sarkilarim Bana Bana Gel ve Lacin. Buraya koyamadim, youtube'a gidip dinlemek gerek.
Sanirim Lacin turkusunun, her turlusunu pek seviyorum. Ilk Ezginin Gunlugunden sevmistim bu sarkiyi, hala da onlarin yorumu benim icin ayri bir guzel. Ezginin gunlugu'nun Alagozlu Yar albumleri, Azeri muzigin zirve yaptigi bir album. Tum sarkilar birbirinden guzel bu albumde.
Lacin'in sevdigim bir diger yorumu is Etnika grubundan. Etnika grubunun Sinan Ayyildiz'i harikalar yaratiyor sazda. Lacin yorumlari da pek leziz:
Bana Bana Gel'i ise, ilk Aziza Mustafa Zadeh'den dinlemistim. Bagimlilik yapmisti bu sarki. Tuhaf bir sarki aslinda ama seviyorum iste. Skruk'un Bana bana gel'i ile Aziza'nin ki cok farkli. Bence ikisi de guzel. Iste Aziza'nin yorumu:
Bir Azeri muzik programinin da sonuna gelmis bulunuyoruz.
Sanirim Lacin turkusunun, her turlusunu pek seviyorum. Ilk Ezginin Gunlugunden sevmistim bu sarkiyi, hala da onlarin yorumu benim icin ayri bir guzel. Ezginin gunlugu'nun Alagozlu Yar albumleri, Azeri muzigin zirve yaptigi bir album. Tum sarkilar birbirinden guzel bu albumde.
Lacin'in sevdigim bir diger yorumu is Etnika grubundan. Etnika grubunun Sinan Ayyildiz'i harikalar yaratiyor sazda. Lacin yorumlari da pek leziz:
Bana Bana Gel'i ise, ilk Aziza Mustafa Zadeh'den dinlemistim. Bagimlilik yapmisti bu sarki. Tuhaf bir sarki aslinda ama seviyorum iste. Skruk'un Bana bana gel'i ile Aziza'nin ki cok farkli. Bence ikisi de guzel. Iste Aziza'nin yorumu:
Bir Azeri muzik programinin da sonuna gelmis bulunuyoruz.
Labels:
muzik
Seraphine
Seraphine'i Fransiz film festivali cercevesinde izledim. Seraphine temizlikcilikle, camasir yikamakla para kazanmaya calisan ve bu kazandigi tum parayi da resim malzemelerine yatiran bir ressam. Evini temizledigi bir resim elestirmenine, yaptigi bir resmi gosteriyor ve ilgiyle karsilaniyor. Ama savas yillari oldugundan bu ilgi cabucak unutuluyor. Yillar sonra bu elestirmenin onu tekrar bulmasiyla resimleri un kazaniyor. Ama Seraphine bu unden pek faydalanamiyor. Yasaminin son yillarini akil hastanesinde geciriyor.
Boya malzemelerini kendi yapiyor cogunlukla. Farkli malzemeler kullandigindan resimlerinde renkler cok canli ve farkli. Gece mum isiginda yapiyor resimlerini. Resimlerdeki ayrintilar ve dokular cok hos.
Film biraz yavas ilerliyor. Ama 1915 ve 1930 yillari arasinda devrin goruntuleri hos. Tabii Seraphine gibi farkli bir ressamin yasam oykusunu ogrenmek ve resimlerini izlemek filmi guzel kiliyor.
Boya malzemelerini kendi yapiyor cogunlukla. Farkli malzemeler kullandigindan resimlerinde renkler cok canli ve farkli. Gece mum isiginda yapiyor resimlerini. Resimlerdeki ayrintilar ve dokular cok hos.
Film biraz yavas ilerliyor. Ama 1915 ve 1930 yillari arasinda devrin goruntuleri hos. Tabii Seraphine gibi farkli bir ressamin yasam oykusunu ogrenmek ve resimlerini izlemek filmi guzel kiliyor.
Nodame Cantabile
Katildigim konferanslardan birinde animasyon filmlerinden bahsediyorduk yanimda oturan arkadasla. Icinde savas olan mangalari sevmedigimi soyleyince bana Nodame Cantabile'yi tavsiye etti. Ben de manga sever biri olarak basladim seyretmeye.
Filmin bas karakterleri konservatuar ogrencileri. Nodame tum ruhuyla piyano calabilen bir yetenek. Ust siniflarlardan Chiaki sef olmak isteyen cok yetenekli, cok cekici, yakisikli biri. Chiaki Nodame'yi calistirirken ikisi arasinda ask doguyor. Dizi boyunca bol bol muzik dinliyorsunuz, akillica laflar isitiyorsunuz. Calinan muzik parcalari en iyi yorumcular tarafindan yorumlanmis. Muziklerinden cok keyif aliyorum.
Cok rahatlatici bir manga serisi. Muzikler calinirken ben baska islerle ugrasiyorum bazen. Bir yaniniz hala Japon cizgi filmlerinden hoslaniyorsa siddetle tavsiye ediyorum.
Iste kucuk bir bolum youtube'dan ( youtube acilmis galiba, vatana millete hayirli olsun. )
Filmin bas karakterleri konservatuar ogrencileri. Nodame tum ruhuyla piyano calabilen bir yetenek. Ust siniflarlardan Chiaki sef olmak isteyen cok yetenekli, cok cekici, yakisikli biri. Chiaki Nodame'yi calistirirken ikisi arasinda ask doguyor. Dizi boyunca bol bol muzik dinliyorsunuz, akillica laflar isitiyorsunuz. Calinan muzik parcalari en iyi yorumcular tarafindan yorumlanmis. Muziklerinden cok keyif aliyorum.
Cok rahatlatici bir manga serisi. Muzikler calinirken ben baska islerle ugrasiyorum bazen. Bir yaniniz hala Japon cizgi filmlerinden hoslaniyorsa siddetle tavsiye ediyorum.
Iste kucuk bir bolum youtube'dan ( youtube acilmis galiba, vatana millete hayirli olsun. )
saksi alternatifleri
Kiyiya koseye saklanan ayrintilarin fotograflarini cekerken farkli dusuncelerin urunu olan su saksilar gozume carpmis.
Kesilmis bir agacin kutugunu degerlendirmenin en guzel yolu. Bu saksi fikri nadide sehrim Louisville'den.
Eskiyen ayakkabilari atmak yerine saksi yapmak hic akliniza geldi mi? Bu fotografim Viyana'dan.
Ya da kullanilmayan eski demlikleri su guzelim ciceklerle donatmak. Bu fotografim da Isvicre'den.
Yaraticiligi kullanarak objeleri farkli amaclarla kullanmak pek hos.
Kesilmis bir agacin kutugunu degerlendirmenin en guzel yolu. Bu saksi fikri nadide sehrim Louisville'den.
Eskiyen ayakkabilari atmak yerine saksi yapmak hic akliniza geldi mi? Bu fotografim Viyana'dan.
Ya da kullanilmayan eski demlikleri su guzelim ciceklerle donatmak. Bu fotografim da Isvicre'den.
Yaraticiligi kullanarak objeleri farkli amaclarla kullanmak pek hos.
Labels:
fotograf
vahsi bati
Bu aralar vahsi batidayim. Silikon vadisine bu kadar yakin oldugum halde kovboylarin arasindayim. Gercek kovboylari gormek sasirtici benim icin. Onlar sadece benim cocuklugumda pazar sabahlari izledigimiz filmlerin karakteri. Filmler haricinde kovboy yasaminin bir yerlerde devam etmesi cok surreal geliyor bana. Bilgisayarlarin, teknolojinin, sehir hayatinin icine gomulunce bu tur yasamlari sadece tv kutusunda gectigini saniyormusum. Oysaki Kaliforniya'da hala kovboylar at ciftliklerinde yasamlarini surdurmekteymis.
Bu aralar atlar, keciler, tavuklarla, kopeklerle dolu bir ciftlikte kaliyorum. Sabahlari taze yumurta yiyorum. Tavuklarin altindan yumurta almak cocuklugumu hatirlatiyor. Sehrin isiklarindan uzakta bir yer ciftlik. Bu da geceleri milyonlarca yildizi gormemi sagliyor.
Bizim ciftlikte bir normal at, bir pony cinsi at var. Eger firsat bulursam ata binecegim yarin. Dun at (Sisi) oylesine kosuyordu, ben de bir iki fotografini cektim onun.
Birkac gundur ciftlikte topragin ustune uzanip calisiyorum. Bilgisayarla degilde kagit ustunde calismak daha iyi bu kosullarda. Arada bir keci gelip yokluyor beni. Ne yaptigimi anlamaya calisiyor. Bal rengi gozleri olan bembeyaz bir keci. Modern hayatta keci sakali diye adlandirilan sakalin keciden geldigini harbiden goruyorum. Kopek gelip dizlerimin ustune yatiyor. Onu oksuyorum, onunla oynuyorum, hosuna gidiyor. Turkiye'deyken kopeklerden tirsmasam da dokunamazdim, sevemezdim onlari. Artik onlarla oynayabiliyorum. Bu da ABD'nin kazandirdigi bir arti bana. Calisma mekanim ve keci asagida.
Canim sikilinca komsu ciftliklerin oralarda dolasiyorum.Herkeslerin ati var ciftliklerinde.
Su atlar komsu ciftlikten. At gibi yiyor deyimini de cevremdekiler atlardan goruyorum. At bakimi zor ve atlar cok yiyor. At'i satin almak ucuzmus ama bakmak cok pahaliymis. Dun nallarini takmak icin biri geldi, ne kadar zaman alici ve yorucu bir ismis ati nallamak. Ati timar etmek, fircalamak bir o kadar zaman alici. At sahibi olamam sanirim ben.
Cevredeki daglar agacsiz, kurak. Bana biraz Ic Anadolu'nun dogasini hatirlatiyor.
Sonuc: Kaliforniya'da sadece yuksek teknoloji degil, dogal yasam da bulunabilirmis. Ciftlik hayati pek bir rahatlatici imis. Hayvanlarla icice olmak, onlarin sakin yasamlarini gozlemlemek, topragin ustunde yatmak insani arindirir, beyni ve vucudu daha iyi calistirirmis. Mutluluga belki de en ilkel sekilde yasamakla ulasilirmis.
Bu aralar atlar, keciler, tavuklarla, kopeklerle dolu bir ciftlikte kaliyorum. Sabahlari taze yumurta yiyorum. Tavuklarin altindan yumurta almak cocuklugumu hatirlatiyor. Sehrin isiklarindan uzakta bir yer ciftlik. Bu da geceleri milyonlarca yildizi gormemi sagliyor.
Bizim ciftlikte bir normal at, bir pony cinsi at var. Eger firsat bulursam ata binecegim yarin. Dun at (Sisi) oylesine kosuyordu, ben de bir iki fotografini cektim onun.
Birkac gundur ciftlikte topragin ustune uzanip calisiyorum. Bilgisayarla degilde kagit ustunde calismak daha iyi bu kosullarda. Arada bir keci gelip yokluyor beni. Ne yaptigimi anlamaya calisiyor. Bal rengi gozleri olan bembeyaz bir keci. Modern hayatta keci sakali diye adlandirilan sakalin keciden geldigini harbiden goruyorum. Kopek gelip dizlerimin ustune yatiyor. Onu oksuyorum, onunla oynuyorum, hosuna gidiyor. Turkiye'deyken kopeklerden tirsmasam da dokunamazdim, sevemezdim onlari. Artik onlarla oynayabiliyorum. Bu da ABD'nin kazandirdigi bir arti bana. Calisma mekanim ve keci asagida.
Canim sikilinca komsu ciftliklerin oralarda dolasiyorum.Herkeslerin ati var ciftliklerinde.
Su atlar komsu ciftlikten. At gibi yiyor deyimini de cevremdekiler atlardan goruyorum. At bakimi zor ve atlar cok yiyor. At'i satin almak ucuzmus ama bakmak cok pahaliymis. Dun nallarini takmak icin biri geldi, ne kadar zaman alici ve yorucu bir ismis ati nallamak. Ati timar etmek, fircalamak bir o kadar zaman alici. At sahibi olamam sanirim ben.
Cevredeki daglar agacsiz, kurak. Bana biraz Ic Anadolu'nun dogasini hatirlatiyor.
Sonuc: Kaliforniya'da sadece yuksek teknoloji degil, dogal yasam da bulunabilirmis. Ciftlik hayati pek bir rahatlatici imis. Hayvanlarla icice olmak, onlarin sakin yasamlarini gozlemlemek, topragin ustunde yatmak insani arindirir, beyni ve vucudu daha iyi calistirirmis. Mutluluga belki de en ilkel sekilde yasamakla ulasilirmis.
Labels:
fotograf,
sirt cantamdan
Subscribe to:
Posts (Atom)



















