Yollar yollar

Turkiye'de Paul Auster'un kitaplarini okurdum. Ucsuz bucaksiz yolculuklara cikardi tek basina. Yol oykuleri anlatirdi. Tek basina sonu gozukmeyen bir yolda onunla birlikte yolculuk ederdim. Bit tur desarj uygulardi. Onun kisitli zamani yoktu. Yolda dusune dusune giderdi gunlerce. Maalesef benim zamanim kisitliydi. 8 gunde Amerika'nin bir ucundan digerine seyahat etmek zorundaydim. Kisitsiz bir zamanda olsa binlerce ani biriktirebilirdim bu yolda ama malasef kisitli zamanda Utah, Arizona, ve Colarodo'nun essiz manzaralari kaldi aklimda.

                                          

Ilk gun yemyesil Louisville'imi geride biraktim. Sonbaharin sonlariydi. Ormanin renkleri kizila caliyordu ben Louisville'den ayrildigimda.

Sari, kirmizi, turuncu sonbahar renklerinden gecip bir Amis restoraninda durduk. Amerika'nin orta batisinda cokca Amis var. Modern tekniklerden uzak basit bir hayat surmekteler. Cok kapali yasiyorlar. Baskalarina da cok acik degiller. Durdugumuz restoranin yaninda haclarla kapli bir tarla vardi. Bu hacli tarla kurtaj karsiti insanlar tarafindan olusturulmus. Amerika'nin en buyuk politik kavgasi kurtaj uzerinden donuyor. Secim zamanlari, neredeyse hergun kurtaj tartisiliyor. Kurtaja cogu insan cinayet gozuyle bakiyor. Eger lise caglarinda bir kiz erkek arkadasindan hamile kaliyorsa, cocugu aldirmak akillarindan bile gecmiyor bizdeki gibi. Cocugu doguruyorlar. Dindar kuruluslar da on ayak olup cocugu evlatlik veriyor isteyen ailelere. Juno filminde oldugu gibi. Turkiye'de herhangi bir muhafazakar sehirde 17 yasinda evlilik disi hamile kalan kiza ailenin ve cevresinin destekleyici olmasi, cocugu da evlatlik almak icin binlerce insanin yarisacagini dusunemiyorum. Turkiye'de evlatlik cocuk edinmek bile yaygin degilken Amerika'nin bu politik kavgasini Turkiye gibi tore cinayetleri ile gundemden dusmeyen bir ulkeye ithal etmek cok yanlis. Herneyse tuhaf seyler oluyor Turkiye'de. Belki buradan izleyince daha karamsar bir tablo goruyoruz, orada yasayanlar belki hissetmiyordur bu karamsarligi.



Yola donecek olursam ilk gun St Louis'e giderek unlu Gateway Arch'i gorduk. Bu Arch, koprulerde de kullanilan catenary arch teknigiyle yapilmis. Amerika'da bilim muzelerinin vazgecilmez parcasidir bu teknikle kopru yapmak. St Louis gorulmese de olur sehirlerden, iki uc saat kaldiktan sonra yolumuza devam ettik. 


Ertesi gun yolumuza Kansas'la devam ettik. Otoban'dan degilde kucuk kasabalardan gecen bir yolu tercih ettik. Ucu gozukmeyen bu yollarin en guzel yani 50 km'de bir kucuk bir tarim kasabasindan gecmesi. Bazi kasabalarda mola verdik. Fi tarihinden kalmis benzinlikle, insanlar, restoranlar tuhaf hissettiriyor insani. Herkesin birbirini tanidigi bir restoranda yabanci olmak cok dikkat cekici. Herkes bize bakiyor, bizi isaret ediyor. Biz gulumsuyoruz bakanlara. Otabandan gitmemekle cok iyi bir tercih yapmisiz. Ve yolun geri kalaninda da bu ara yollardan gitmeyi tercih ettik.



Bu kus ucmaz kervan gecmez yollardan gece gecerken, hadi yildizlara bakalim diye durduk. O kadar isiksiz bir ortamdi ki, tum samanyolunu ilk kez bu kadar acik ve net sekilde gordum. Hadi biraz fotograf cekeyim deyip misir tarlalarinda yildizlarin altinda uzandim. O arada kirmizimsi bir isik gorduk gokyuzunde. Ben hemen
bu Aurora dedim. Ama Aurora icin cok guneydeydik. Yine de makinemle biraz da uzunca cekince, bunun Aurora olduguna inandik. Dogru zamanda dogru yerde olmak boyle birseydi. Hic planda yokken, yillardir gormek icin yanip tutustugum Aurora'lari gorduk. Kuzey isiklarinin cok hizli hareketlerine tanik olduk. Sanirim yolculugumuzun en buyuk mucizesi buydu.


Kansas'in misir tarlalarini, ruzgar degirmenlerini ve sicacik havasini geride birakip, Colorado'ya giris yaptik. Uzun zamandir Rocky daglarini gormek istiyordum. Sayisiz golunun, yemyesil dogasinin methini duyuyordum. Kansas'ta radyoda Colaroda icin kar firtinasini beklendigini duyduk. Sicak Kansas'tan sadece 40-50 km uzakta kar firtinasi olacagini pek inandirici bulmadim. Sortlarimiza benim dandik arabamda pisme modlarindaydik bu haberleri dinlerken. Her neyse giris yaptik Colarodo'ya ve kar firtinasi gercekten vurdu bizi. Benim tek korunagim bagajda hep tuttugum kucuk battaniyem oldu. Rocky daglarinda gercekten sayisiz gol var, maalesef benim gordugum tum goller buzlar altindaydi. Bu kadar gelmisken yine de karlar altinda battaniyeme sarinarak 2 km'lik doga yuruyusumu yaptim. Kara bata cika yaptigim bu yuruyus bitmek bilmedi, dondum resmen. Yuruyusun sonunda bir donmus bir selaleye vardik. Bir fotografci amca selalenin tum gun fotograflarini cekiyordu. Bu kadar soguk ve karli bir gunde, ayni noktada tum gun durup saatlerce ayni selalenin fotografini cekmesi bana tuhaf geldi. Yaslandikca insanlar gariplesiyor dedik ve vedalastik amcayla. Burada gordugum kar, gecen sene gordugum tek kar oldu. Kaliforniya'ya kar yamiyor:( Rocky daglarinda bolca geyik de gorduk. Bunlarin poposu beyazdi. Kizilderililer uzun sure beyaz Amerika'lilara bu geyik adiyla hitap etmis beyaz popo olayindan dolayi.



Colorado'nun karli daglarini asmak bize iki gune mal oldu. Daglarda yol acma ve tuzlama calismalari yapilmaktaydi. Saatte 5 km hizla karli daglari astik. Benim araba, yolda patinaj cizdi resmen. Korka korka daglardan asagiya inmeyi basardik ve Aspen civarlarinda mola verdik. Bu yolculuklardaki beklenmeyen etkenler  o gece nerede konaklayacagimizi da etkiliyor. Genelde sabahtan ben priceline ile acik artirma yontemiyle ucuz odalar almaya calistim. Ama birkac sefer gidecegimiz noktaya ulasamadan bir motelde durakladik. 





Karli Rocky daglarini geride birakip Utah'in olaganustu dogasina kavustuk. Utah'i gormeyen Amerika'da yasadim demesin. Keske yakin olsa da sik sik gitsem o kadar etkilendim Utah'dan. Utah'a girisi highway 128'den yaptik. Muthis bir yol burasi. Google 3D seklinde bu yolu gezdiriyor. Highway 70'den Moab'e kadar olan yol. Gidemeyeceksiniz google sayesinde bir tur atabilirsiniz. 




Bir sonraki duragimiz Utah'daki Moab'di. Burada Arches dogal parkini ziyaret ettik. Biraz Kapodokya havasi vardi. Ama kipkizil bir park. Su ve ruzgar dogal arch(koprucuk) sekilleri olusturmus bu parkta, parkin ismi de buradan gelmekte. Pek bir sevdim burasini.






Arches dogal parkindan sonra Canyonsland pakina da soyle bir ugradik. Burada da essiz bucaksiz kanyonlar  insani buyuluyor. Kanyonlarin derinligi urkutucu. Enterasan bir doga ortusu. Gunesi burada batirip yollara dustuk yine.





Bir sonraki durak, benim Amerika'ya geldim geleli gormek istedigim Antelope Kanyonu. Bu kanyon Navajo insanlarinin yasadigi yerde. Amerika kizilderililere en kurak, en ise yaramayan topraklari vermis. Tek tuk doga guzelligi var. Kizilderililer de bunlardan biraz para kazaniyor iste. Antelope Kanyonu fotografcilarin kabesi gibi. Antelope kanyonu bir su kanali aslinda. Yagmur sularindan geriye kalan bir kanal. Isik ve golge degisik sekillerle birlesiyor ve grafiksel anlamda hos fotograflar cikiyor ortaya. Binlerce fotografci, pahali ekipmanlari, tripodlari ile guzelim fotograflar cekiyor. Ben tripodsuzdum ve makinemin sarji bitti. O yuzden yillarca gormek istedigim bu doga guzelliginden pek birsey cikmadi ortaya. Aklimda kizilderili grup liderinin kanyonda caldigi flutun guzelligi kaldi.




Antelope kanyonundan cikip, lokal insanlarin pazarina gidip yemek yedik. Kizilderililerin kizarmis ekmekleri, benim annemin yaptigi pisi (mayali hamur kizartmasi) idi. Arasina da koyun etinden yapilmis izgaralar aldik. Amerika'da ilk kez koyun eti yedim. Bizim oralardan cikmis da gelmis gibiydi. O pazarda kizilderililerle yedigim yemegin tadi ve pazarin goruntuleri omur boyu gitmeyecek kafamdan.



Yine ayni bolgede bulunan Page, Arizona'ya gidip At nali (horseshoe bend) kivrimini ziyaret ettik. Ucurumun cok ucuna gidemedigimden pek guzel kare cekemedim. Internette cok daha guzelleri var HDR ile cekilmis. Burada da kayalar kizil ve kivrimli. Mavi gokyuzuyle guzel zitlik yaratiyorlar.

Ve sonrasi yine yollar yollar. Las Vegas'ta kucuk bir mola verdik Arizona'dan ayrilinca. Ama benlik bir sehir olmadigindan devam ettik yolumuza. Kaliforniya'da kucuk bir motelde kalip Livermore'a geldik. Yeni sehrime. Kurak, sari, sicak Livermore'a. 



Sonsoz: 6 yil once Ankara'dan Amerika'ya olan hayatimin mihenk tasi bir yolculuk yapmistim. 8 ay once de Kentucky'den Kaliforniya'ya uzanan baska bir mihenk tasi yolculuk yaptim. Ogrencilik yillarimi, binlerce animi biriktirdigim Louisville'i geride birakip hayatimda yeni bir sayfa actim. Bu muthis yolculugumda bana sorun cikarmayan dandik arabama minnettarim. Tabii bu yolculugu unutulmaz yapan yol arkadasima da. Bu yaziyi okuyan herhangi biri varsa ona da:) Sahuru yaptim bu yaziyla:) 

sidewalls

Sidewalls(yan duvarlar) bir buyuk sehir filmi. Modern sehrin yalniz, depresif, internet duskunu bireyi. Kutucuk seklinde kucucuk apartman dairelerine sikisan yasamlar. Film Arjantin'den. Martin kiz arkadasi tarafindan yillarca once terkedilmis, hala kendine guveni yok, depresyonda. Psikologu, fotograf cekerek insanlara yaklasabilecegini soyluyor. Sanirim bu sebep, filmdeki tum muhtesem kareleri sunmak icin bir sebep.


 Filmde, Martin'in gozuyle sehir ayrintilarini ve bu ayrintilar arasindaki tezatliklari goruyoruz. Modern bir  binanin yanindaki eski bir bina, guzel bir mimarinin yanindaki cirkin apartman durvarlari gibi. Bir de apartmanlarin yan duvarlari var. Ne bir pencere vardir bu yan duvarlarda, ne bir estetik. Reklam asarlar arada bir bos yan duvarlara. Ama filmde de belirtildigi gibi, insanlar bir isik gormek icin pencereler acmakta bu duvarlara (yukaridaki fotograftaki gibi). Turkiye'deki apartman yan duvarlarinda da goruyoruz bu aralarda acilan pencerecikleri. Annemin hep hayaliydi, karanlik yatak odasina bir pencere acmak.



Benim en sevdigim sahne, tas binalarin olmadik bir yerlerinde cikan agacciklar, bitkilerin fotograflari, ve bu fotograflarin sunumu idi. Asagidaki fotografta goruldugu gibi, kontrol edilmez yasamin bir gostergesi bu, beton aralarindan fiskiran canlar.   Bir zamanlar ben de cekerdim bu tip ayrintilari, hala da bu tezatliklari gormek hosuma gidiyor.


Marianna ise filmin kadin karakteri. O ise birgun sevgilisine bakiyor ve onun aslinda kendine ne kadar yabanci oldugunu dusunuyor. Bu histen dolayi da 4 yillik sevgilisinden ayriliyor. Kendisi mimar ama magaza vitrinlerinin suslemekten hoslaniyor. Aslina bakilirsa magaza vitrinleri sehrin acik hava sanat sergileri gibi dusunulebilir. Yetenekli eller cok farkli ve yaratici magaza vitrini dekore edebilir. Bu vitrinlerin de modern sanat oldugunu dusunuyorum. Marianna da muthis bir sanatci bu anlamda. Cansiz heykellerin filmdeki metaforik anlami da hos. Asagida muzik temali bir vitrin. Modern sanatlar muzesine konulabilir bu tasarim bence. Marianna ayrica, Waldo Nerede kitaplarinda sehir temali Waldo karmasinda bir turlu Waldo'sunu bulamamis biri.


 Martin ve Marianna birbirlerine cok yakin yasadiklari ve birbirlerine cok benzedikleri halde ve yalniz olduklari halde, buyuk sehirde birbirlerini tanimalari bir o kadar da imkansiz. Sonunda modern cagin tanisma medyasi internette birbirlerini kesfediyorlar.

Filmin sonunda birlikte seslendikleri ain't no mountain high videosu cok seker. Asagida ise gercek ask seni eninde sonunda bulacaktir sarkisi ile filmden birkac kare.

 Sonsoz: Modern cagin iliskileri, modern cagin yasamlari.... Hepimizin hayatimizin bir doneminde hissettigi yalnizlik, hayal kirikliklari, ama yine de hayatin surprizleri, ayrintilarin guzelligi... Film bunlari dusunduruyor.  Tum alkislar fotograf yonotmenine gelsin.

saplantili muzik-damdaki kemanci

Bazen boyle oluyor. Saplantili bir sekilde kendimi ayni parcayi dinlerken buluyorum. Dinlemedigim zamanlarda ise ya ezgisi ya sozleri dilimde. Bir ara o kadar cok Bohemian Rhapsody'yi dinledim ki artik duydugumda eskisi kadar mutlu etmiyor beni. Bilmiyorum nedeni ne bu saplantili sekilde ayni sarkiyi dinlemenin.


Bu haftanin saplantili sarkisi damdaki kemancidan "to life to life l'chaim" idi. Bu hafta 100 den fazla dinledim bu sarkiyi. Bugun artik kusma asamasindayim. Ama hala dinleme istegi var icimde.

 

Bu sarkiyi dinlerken damdaki kemanciyi daha once izlemedigimi farkettim. Sadece filmdeki unlu sarkilari biliyorum "Ah bir zengin olsam gibi". Bu yuzden, bu hafta oturup 1971 yapimi damdaki kemanciyi izledim. Filmin atmosferi cok hos. Tam bir donem filmi. Oyunculuklar sehane. Rus isgalinin altinda bir yahudi koyunun yasam sekli, gelenekleri anlatilmakta. Teyve, bes kiz babasi, sutcu, fakir. Ayni zamanda Nasrettin hoca gibi sozu gedigine koymanin ustasi. Kizlar yuvadan teker teker ucmakta. Iyi gunde kotu gunde birbirinden kopmayan koy halki, Ruslarin emri ile birbirlerini gormemecesine gocuyorlar topraklarindan. Insanin tum yasamini gecirdigi, binlerce aniyi biriktirdigi topraklardan surulmesi pek aci. Sonu huzunlu bitse de genelde neseli bir film.

Filmde sevdigim sarkilardan biri, Sunset-Sunrise. Genelde dugun torenlerine karsiyimdir, benim icin anlamsiz bir seramoni. Ama bu sahne ile, anne babalar icin o seramonini onemini biraz kavradim.

Su sarkida, Sevdikleri topraklardan uzakta yasayanlar icin gelsin.



Sonsoz: En iyi muzikal filmlerden biri damdaki kemanci. Ask, hasret, ayrilik, gozyasi var. Ama daha otesinde "baskalari" ile empati kurmamizi sagliyor bu film. Topraklarindan zorla surulen, mubadeleler sonrasi yasamlari altust edilen "digerleri" de bizim gibi ve biz de digerleri gibiyiz....

yeni can


Su anda dizimin dibinde uyuklayan Niko hayatimi tamamiyle isgal etmis durumda. Son iki haftadir eve yeni bir can eklendi. Ilgiye, sevgiye, oyuna bolca ihtiyaci olan ogrenmeye acik bir oglancik. Isten eve donmelerime torene ceviriyor, ama ise gitmelerimdeki aglayislari icimi dagliyor. Onu evde tek basina birakmak pek aci. 
Onu yuruyuse cikartinca o kadar cok insan durup seviyor ki, bebeklere gosterilen ilgiye yakin bir ilgi. Once durup seviyorlar, sonra kendi kopeklerinden bahsediyorlar. Yolda devamli birileriyle konusuyorum Niko sayesinde. Bir de yolda karsilastigimiz diger kopekler var. Durup koklasiyorlar bir sure. Sevdilerse birbirlerini oynamak, bogusmak istiyorlar. Amerika'da kopek parki diye bir kavram var. Kopeklerin serbestce kosup oynayacagi parklar. Ilginc bir yer. Tum kopek sahipleri kendi kopekleri hakkinda saatlerce konusuyorlar. Hepsi devamli bana ogut veriyor. Yeni anne olmusum da diger annelerden ogutler dinliyorum gibime geliyor. O kadar yeniyim ki kopek sahibeliginde, devamli youtube'dan videolar izliyorum. Cok faideli oldular.


Niko'yu uzun aramalar sonucu bulduk. Eve 10 kilodan fazla kopek alamiyorduk. Bir sart buydu. Benim sartlarim arasinda, zeki olmasi, sosyal bir kopek olmasi, insanlarla ve diger kopeklerle anlasmasi, ivira zivira havlamamasi, tuy dokmemesi  vardi. Aslinda bu sartlari ariyorduk ama Niko'yu ilk gordugumde pek sartlara falan bakmadim, ilk  goruste onu cok sevdim. Diger kopekler arasindan Niko'yu sectim. Tanidikca daha da fazla seviyorum, daha baglaniyorum. 
Komutlari cok cabuk ogreniyor. Simdiden otur deyince oturuyor, gel deyince geliyor, yat deyince yatiyor, on ayagi ile tokalasiyor. Bana cok bagli, yanimdan bir dakika ayrilmiyor. Bebek gibi dis cikardigindan evde buldugu herseyi cigniyor, ciceklerimi ve bitkilerimi mahvediyor, aksam yorgun argin bir bardak cay icmek istedigimde tepemin ustune cikiyor.  Devamli oynamak istiyor. Arabaya binmeyi hic sevmiyor, benim kucagimda oturuyor, siki siki sariliyor bana araba surdugumde. Tuvalet sorununu %80 cozduk diyelim. Hala tamamen cozmemiz lazim. Ama cok cabuk ogrendiginden bir haftaya sorun kalmaz gibime geliyor. 
Benim gibi devamli disarida birseyler yapan biri icin tum zamanimi evde onunla gecirmek sikintili. Ama biraz buyuyunce bu kadar cok zamanimi almaz diye umit ediyorum. 

Sonsoz: Vay be diyorum kendime. Nereden nereye.. 100 yil gecse bir kopegim olacagini, onu bu kadar simartacagimi, baglanacagimi asla tahmin etmezdim. Hayat ne kadar degitiriyor insani!! Hayatima hosgeldin Niko(lai). 

harold ve maude

Film kisaca yasam ve olum uzerine.  Harold genc yaslarinda, karamsar, devamli olmek isteyen, film boyunca defelarca intihar girisiminde bulunan tuhaf biri. Bos zamanlarinda baskalarinin cenazelerine katiliyor. 1971 yapimi oldugu halde annesi ogluna bilgisayar yardimiyla kiz arkadasi bulma cabasinda. Harold'de onlari enteresan olum planlariyla kacirmakta.


Obur yanda ise, icinden geldigi gibi davranan, cilgin mi cilgin, 80 yasina sayili gunler kalan Maude var. O kadar yasam dolu ki Maude... Hayatimizi cevreleyen binlerce kurali kendine has metodlar ile yok saymakta. Polisi hice saymakta. Yasami guzellestiren insanlardan. Sehirde egzoz dumanlarinin ortasinda kalan bir agaci kurtarmak icin, agaci kokunden sokup  ormana tasiyor mesela. Maude da baskalarinin cenaze torenlerine katilmayi seviyor. Bu ikilinin yolu cenaze torenlerinde karsilasir. Maude'un yasam enerjisi,olmeyi delicesine isteyen Harold'u degistirir. Harold ona asik olur. Kendini asar. Yasama baglanir.


Filmde sadece ask, yasam, olum yok, otorite, askeriye, savas, polis de elestirilmekte. Filmin muziklerini Cat Stevens yapmis.




Filmi izlerken ben buralari bir yerden taniyorum havasi vardi. Acaba benim yasadigim bolge mi diyordum pek de emin olamadan. 40 yil oncesinin Bay bolgesi (San Francisco) civari, daha bakir, daha guzel, taninmaz halde. Filmin cekildigi bolgede yasayinca, bu film daha bir ozel ve guzeldi benim icin.

Sonsoz: Harold ve Maude tam bir kult film, neden daha once izlememisim ki dedirtiyor.  Maude'un her hareketi aykiri, soyledigi her soz ozlu soz. Sunun gibi: ( A lot of people enjoy being dead. But they are not dead, really. They're just backing away from life. *Reach* out. Take a *chance*. Get *hurt* even. But play as well as you can. Go team, go! Give me an L. Give me an I. Give me a V. Give me an E. L-I-V-E. LIVE! Otherwise, you got nothing to talk about in the locker room. )  Izlemediyseniz siddetle tavsiye olunur.

havva ana

Ben en cok onu Havva Ana karakteri ile sevdim. Bizim evde defalarca izlenildi bu dizi. Cok zeki, mert ve icten biriydi. Sanki kendisiyle oturup iki cift laf edecek, dert anlatacak, onun ogutlerini dinleyecektim birgun. Sevginin, askin ne kadar kutsal oldugunu gosterdi Yaman Okay'a olan derin aski ile. Dil kullanimi, kelimeleri ustaca yanyana koymasi, hepimizin yasadiklarini o tok sesiyle anlatmasini cok sevdim. Arkasinda Masum degiliz gibi bir sarkiyi birakmasi iyi ki bu dunyaya gelmis demeye yeter. Iyi ki hayatimiza girmis, iyi ki dunyayi degistirmis. Bugun onun olumuyle aski, dostlugu, hayati yeniden sorguladim. Sirf bunlari sorgulattigi icin bile tesekkurler ona.   Hoscakal Meral Okay!!!

bahar'a ovgu

Bizim buralarin kisi gercek kis gibi degil. Aralik, Ocak, Subat aylarinda gunduzleri sicaklik 20 derece civari. Hergun neredeyse gunesli. Yagmur bile dogru duzgun yagmiyordu son iki hafta haricinde. Boyle olunca, Subat'in basinda agaclarda kendini gosteren pembe, beyaz cicekler icimde hicbir duygu kipirdamasi dogurmadi. Baharda insanin icinin civil civil olmasi ici cetin bir kis gecirmesi gerekiyormus.


Her ne kadar ciceklenen agaclar karsisinda birsey hissetmesem de yeseren tepeler beni mutlu ediyor bu yeni mekanimda. Buranin bahari, Subat-Mart civari yesillenen tepeler demek. Oyle kurak bir yil geciyorki, bu tepeler cok uzun sure yesil kalmayacak. Ben de hazir yesil tepe bulmusken bol bol Kaliforniya usulu baharin tadini cikariyorum. Bugunku kilometrelerce suren inisli cikisli yuruyusten bu posttaki kareler kaldi.


Bu bolgenin gecim kaynaklari sarapcilik ve hayvancilik. Boyle olunca tepelerde bol bol otlayan inekler goruyoruz.




Birlikte yuruyus yaptigimiz arkadaslar bana malzeme cikarttilar.


Baharla birlikte kis uykusuna yatan hayvanlarda uyaniyor. Gecen hafta bu parkta tek basima yuruyus yaparken bir dag aslani ile burun buruna geldim. Bugunse su yilanla karsilastik. Amerikali arkadaslarim ellerine aldilar, oynadilar. Yilanin S cizerek suzulusu hostu. Sanki surtunmesiz bir ortamda kayiyordu. Beni urkutuyor yilanlar. Acaba kulturel farklilik mi?


Cetin bir kistan cikan  herkesin bahari kutlu olsun!!! Bu mahveden havalar senlendirsin gonulleri...

flash mob

Su flash mob'lara bayiliyorum. Kendimi boyle basarili bir flash mob'un icinde aniden bulmak istiyorum. Her ne kadar bu videoda izleyenler olayi pek anlamamis gibi gozukse de. O gun yuzumden gulumseme eksik olmaz herhalde.

ne kati ne sivi: oobleck

Amerika'da temel bilimlere, matematige ve muhendisliklere olan ilgi ciddi oranda azalmakta. Genel anlamda bu tur bolumlerin daha zor olduguna inanan gencler kolay oldugunu dusundukleri bolumleri  seciyor. Ozellikle orta okuldaki ve lisedeki ogrencilerin universite yillarinda sayisal alanlara kaymasi icin buyuk bir caba harcanmakta. Nasil yapariz da ilgiyi artiririz adina cok fazla calisma yapilmakta ABD'de. Universitelerde, bu cabaya ortak olarak kampuslerini bolgedeki ilkokul, ortaokul ve lise ogrencilerine aciyor ve bilimi eglenceli bir sekilde ogrencilere sevdirmeye calisiyor. Interaktif deneylerle ogrenciler eglenceli bir gun geciriyorlar ve biz de onlarin bilime olan ilgilerinde bir adim ilerleme oldugunu varsayiyoruz.


Bu tur aktivitelerden biri gecen seneki okulumda olmustu. Cocuklar tarafindan en ilgiyle karsilanan oyunumsu deney oobleck havuzuydu. Bize ogretilen maddenin uc hali vardi: kati, sivi ve gaz. Non-newtonion akiskanlardan benim haberim yoktu. Bilmiyorum Turkiye'deki ogretiliyor mu bu tur akiskanlar. Bu akiskanlar, uzerine uygulanan basinca gore hal degistiriyor. Eger basinc uygulamazsaniz sivi gibi hareket ediyor, fakat basinc uygulaninca viskozitesi (agdaligi) artiyor ve kati gibi davraniyor.


Bu tur akiskanlari elde etmenin en ucuz ve en eglenceli yolu: misir nisastasi ile suyun karisimi. Hatta biraz mavi boya ile su rengi de elde edilebilir. Sonrasinda gelsin eglenceli zamanlar. Bizim okulda asagidaki videodaki gibi bir havuz olusturuldu nisasta ve sudan. Cocuklarda uzerinde boyle kosusturdular. Kahkalarla cinladi okulu.  Surada da Mythbuster'in deneyi.




Bu akiskanla ilgili bir baska deney de bu siviyi sipikerin ustune dokup dans ettirmek. Burada modern sanat muzelerinde bu tur fikirlere sikca rastlaniyor. Spikerin titresimleri ile bu sulu nisastanin viskozitesi artiyor ya da muzikle cosuyor nisasta:)

 

Sonsoz: Bilim cok eglenceli, cok yaratici bir sekilde ogretilebilirin bir kaniti.

adaptasyon

Bu aralar pek yazamiyorum. Yeni bir ise basladim, yeni bir sehire tasindim. Eski evimi, eski sehrimi, arkadaslarimi ve eski hayatimi geride birkatim. Yeni bir sayfa actim hayatimda. Ayni sehirde bile bir evden baska bir eve cikmak koklu bir degisiklikken, 3850 km batiya gitmek kat be kat degistirdi yasamimi. Arabayla asagidaki su yolu katettim 8 gunde. Gormek istedigim birkac dogal parki gordum.Cok guzel bir yolculuktu. Keske daha uzun zamanim olabilseydi. Yol maceralarimi bir baska yaziya birakiyorum.


Tasinmam her ne kadar Amerika'nin icinde de olsa baska bir ulkeye gelmis gibiyim. Daha onceki yasadigim sehirden cok farkli bir yer burasi. Farkli bir eyalet oldugu icin trafik kurallari bile farkli. Oncelikle dogasi Louisville'e gore cok fakir. Orta bati cok yesildi. Evimden 5 dakika uzaklikta cennet gibi dogal parklar vardi. Dort mevsim vardi. Burada ise neredeyse tek mevsim var. Yaz kis hava sicak. Son dort aydir birkac kez yagmur yagdi. Onun haricinde hep gunluk guneslikti. Tabii ben bu durumu cok sikici buluyorum. Tepelikli bir sehir. (Asagidaki iki  fotografi gecen bahar burayi ziyaret ettigimde cekmistim.)


Bu tepeler kupkuru. Tek yesil olan sey uzum baglari. Sehrin en onemli gecim kaynaklarindan biri sarapcilik. Pek cok yerli turist geliyor buraya saraplari yuzunden. Tepeler sadece subat-mart aylarinda biraz yesilleniyor. Tarim anlaminda seviyorum burayi yalniz. Nar, limon, portakal, zeytin agaclari tum evlerin bahcelerini susluyor. Dalindan koparilmis limon gibisi yok.


Dogasi haricinde insanlari da Louisville'den cok farkli. Benim eski sehir siyah ve beyaz diye ayrilmisti. Burasi Asyali, Meksikali, Hintli cogunlukta. Pek siyahi insan yok. Gecen hafta liseler arasi bir bilgi yarismasinda gonullu olmustum. Ogrencilerin cesitliligi, bolgenin cok renkliligini cok iyi yansitiyor. Neredeyse beyaz Amerika'li yok. Tr'de Amerika denince boyle goruntuler pek hayal edilmiyor. Ama Amerika tum dunya milletlerinin karistigi bir mozaik.




Yeni ev olayina gelince, daha dusuk kalitede bir yere Louisville'de odedigim 3 katini oduyorum. Kaliforniya'ya hosgeldin mesaji ucuk ev kirasiyla veriliyor.  Bu kadar parayi verip kucucuk karanlik bir evde oturmak sinir bozucu. Kaliforniya ABD'nin en pahali eyaleti ev konusunda. Benzin fiyatlari konusunda da oyle. Kaliforniya'nin diger bir kotu yani ise Turkiye'yle olan zaman farkli. 7 saatlik fark 10 saate cikti. Ailemle olan telefonlasmalarimi cok kisitlandi.


Yeni is konusuna gelince, doktora ogrenciliginden sonra mesai saatleri ile calismak bunyeye soguk dus etkisi yaratiyor. Doktora surecinde biraz kendi ozerkligimi ilan etmistim, pek karisanim gorusenim yoktu. Istedigim konuda, istedigim saatte, istedigim yerde calisiyordum. Tabii bu duzensiz bir hayata tekabuldu. Sabahin 6-7 sinde uyudgum oglen 12-1 gibi kalktigim cok oldu gecen sene. Cok problemli bir uyku duzeni. Yapmak istedigim cogu seyi yapamiyordum. Sosyal hayatim altust olmustu. Beynim aksam 11'den sonra calismaya basliyordu. Sabahlara kadar oturuyordum.


Simdi ise hayatim sabah 7'de basliyor. Aksam 6'ya kadar isteyim. Sonra yemek yuruyus derken gun bitiyor. Gece 11:30'da gozlerim kapaniyor. Yeni bir is oldugundan cok fazla ogrenmem gereken sey var. Bazen cok yoruluyorum. Aksam ne bir sey okumak ne bilgisayari acmak geliyor icimden. Pek film izlemiyorum artik. Haftasonlari ise goz acip kapayana kadar bitiyor. Zaman yonetimi sorunum var. Is yerindeki arkadasliklar ise gayet resmi. Okul ortamindan cok farkli. Yuksek beklentiyle baslayinca biraz hayal kirikligi oldu. Ama artik is yerinde arkadas edinme hayallarim yok. Louisville'de o kadar tanidik bildik insandan sonra, yeni bir yerde kimseleri bilmemek pek sorunlu. Okul ortaminda hic caba harcamadan ortak zevklerinin oldugu cok fazla insanla tanisma firsatim vardi. Zamanla arkadasliklar dostluklara donusmustu. Burada arkadasliklara sifirdan baslamak pek yorucu. Insanin herhangi bir maske takmadan bir iki laf edecegi birisini bulmasi pek zor.

Bu aralar radyoyu her actigimda Adele'in Rolling In the Deep'i cikiyor. Sabahlari denk gelince radyonun sesini sonuna kadar acip dinliyorum. Enerji icecegi etkisi yaratiyor. Kaliforniya'yi,yeni bir isin ilk aylarini bu sarkiyla animsayacagim.

   

 Sonsoz: Biraz gunluk tadinda bir yazi oldu. Bol fotografli baska yazilarin sozu ile bitireyim.

Mary and Max

Uzun bir Noel tatili... Sekiz gunluk bol kitapli, bol filmli, tembel mi tembel bir ev tatilindeydim. Yarin tekrar is basi yapacagim. Uzun bir sure 8 gunluk bir tatilimin olmayacagini bildigim halde, bir yerlere gitme enerjisi yoktu icimde. Bu sure icinde bol bol kitap okudum yataktan cikmadan, film izledim sabahlara kadar. Yarindan itibaren yine hayal olacak bu istedigim saatte yatma ve kalkmalar. Tatil boyunca bir iki yeni Turk filmi izledim ama kayda deger bir filmle karsilasmadim. Izledigim yabanci filmler arasinda Mary and Max en kayda degeriydi.  Not duseyim buraya dedim.


Bu filmde Mary ve Max mektup arkadasi. Mary Avustralya'da yasayan kucuk bir kiz. Icine kapali. Alnindaki benle herkes dalga gecmekte. Kendini cirkin gormekte. En sevdigi sey yogunlastirilmis tatli sut. Max ise New York'ta tek basina  bir apartmanda yasayan, obezite sorunu olan, duygularini ifade edememe ve insanlarla iletisim sorunu olan biri. Yaninda yuzler adli bir kitap tasir ve insanlarin karmasik yuz ifadelerini bu kitap sayesinde bulmaya calisir. Gulmeyi -aglamayi bilmez. kMax'i filmde Philip Seymour Hoffman seslendiriyor.


Max ile Mary uzun yillar birbirlerine yazarlar. Inisli cikisli bir surectir arkadasliklari. Birbirlerinin sorunlarina cozum ararlar. Bazen Mary ilginc sorulari ile Max'in sinirlarini zorlar, sinir krizlerine sokar. Mary ile Max birbirlerine 25 yil yazarlar. Mary, sonunda piskoloji bolumune girer ve Max'in problemleri uzerine bir kitap cikarir. Bu kitabi imzalayip Max'e gonderir ve Max, Mary'yi bir kalemde siler. Izin almadan boyle birsey yapmasi affedilmezdir. Birbirlerinin hayatindaki en onemli sey bu dostluktur. Mary, Max'in arkadasligi olmayainca derin bir deprasyona girer. Film boyle devam ediyor. Asagida Que Sera Sera (whatever will be) esliginde Mary and Max'den bir kuple.


Oylesine gulluk gulistanlik bir stop-motion degil bu. Mahvedip birakiyor sonunda. Duygular alt-ust oluyor. Hayat herkes icin zor ama kirilganlar icin daha da bir zor. Filmde kendini kabul et, kendini oldugun gibi sev, insanlari degistirmeye calisma gibi alt mesajlar var. Film, aileni secemezsin ama arkadaslarini secebilirsin gibi bir mesajla bitiyor. Bu cetrefilli hayati guzel kilan edinilen dostluklar galiba...

ps: kotu anlarin minimum duzeyde oldugu bir yil dilegiyle..