Sonbahar'a Ozlem

Dort mevsimin olmadigi bir bolgede yasadigimdan bu aralar sonbahar burnumda tutuyor. Sararan, kizaran yapraklar. Yere dokulen yapraklar. Yagan yagmurun altinda yurumek. O toprak kokusunu icine cekmek.
Maalesef Kaliforniya hep gunesli, havanin hic degismedigi, belki bazilari icin utopik bir yer, ozellikle yazilim firmalari icin. Ama Kaliforniya'nin bu tekduzeligi beni mutlu etmiyor. Ozluyorum mevsimleri. Ozluyorum birakip geldigim mevsimlerle degisen sehirleri.






Fotograflar gecen seneden Louisville'den. Buraya koymaya firsat bulamadiklarim.
Sonbahari yasayanlar! tadini cikartin...

Sesine, sazina, gonlune saglik

Ah be Neset Ertas, daha dun aksam bir zamanlar Anadolu'da filminde o bozkir goruntuleri esliginde yanik sesinle iclendim. Tum turkulerini sevdim. Hem bu gurbet elde, hem buraya gelmeden once gozlerime yaslar dizildi seni dinlerken. Acili yasamin, sevdalarin sesine de sazina da yansidi.

Hangi turkusunu paylassam ki: Gonul Dagi, Hata benim Gunah benim suc benim, Yazimi kisa cevirdin, Bir ayrilik bir yoksulluk bir olum mu... Daha cok dinleyecegim seni, omrum oldukca. Seninle dertlenmeye devam edecegim...
Nur icinde yat ustad...

Yollar yollar

Turkiye'de Paul Auster'un kitaplarini okurdum. Ucsuz bucaksiz yolculuklara cikardi tek basina. Yol oykuleri anlatirdi. Tek basina sonu gozukmeyen bir yolda onunla birlikte yolculuk ederdim. Bit tur desarj uygulardi. Onun kisitli zamani yoktu. Yolda dusune dusune giderdi gunlerce. Maalesef benim zamanim kisitliydi. 8 gunde Amerika'nin bir ucundan digerine seyahat etmek zorundaydim. Kisitsiz bir zamanda olsa binlerce ani biriktirebilirdim bu yolda ama malasef kisitli zamanda Utah, Arizona, ve Colarodo'nun essiz manzaralari kaldi aklimda.

                                          

Ilk gun yemyesil Louisville'imi geride biraktim. Sonbaharin sonlariydi. Ormanin renkleri kizila caliyordu ben Louisville'den ayrildigimda.

Sari, kirmizi, turuncu sonbahar renklerinden gecip bir Amis restoraninda durduk. Amerika'nin orta batisinda cokca Amis var. Modern tekniklerden uzak basit bir hayat surmekteler. Cok kapali yasiyorlar. Baskalarina da cok acik degiller. Durdugumuz restoranin yaninda haclarla kapli bir tarla vardi. Bu hacli tarla kurtaj karsiti insanlar tarafindan olusturulmus. Amerika'nin en buyuk politik kavgasi kurtaj uzerinden donuyor. Secim zamanlari, neredeyse hergun kurtaj tartisiliyor. Kurtaja cogu insan cinayet gozuyle bakiyor. Eger lise caglarinda bir kiz erkek arkadasindan hamile kaliyorsa, cocugu aldirmak akillarindan bile gecmiyor bizdeki gibi. Cocugu doguruyorlar. Dindar kuruluslar da on ayak olup cocugu evlatlik veriyor isteyen ailelere. Juno filminde oldugu gibi. Turkiye'de herhangi bir muhafazakar sehirde 17 yasinda evlilik disi hamile kalan kiza ailenin ve cevresinin destekleyici olmasi, cocugu da evlatlik almak icin binlerce insanin yarisacagini dusunemiyorum. Turkiye'de evlatlik cocuk edinmek bile yaygin degilken Amerika'nin bu politik kavgasini Turkiye gibi tore cinayetleri ile gundemden dusmeyen bir ulkeye ithal etmek cok yanlis. Herneyse tuhaf seyler oluyor Turkiye'de. Belki buradan izleyince daha karamsar bir tablo goruyoruz, orada yasayanlar belki hissetmiyordur bu karamsarligi.



Yola donecek olursam ilk gun St Louis'e giderek unlu Gateway Arch'i gorduk. Bu Arch, koprulerde de kullanilan catenary arch teknigiyle yapilmis. Amerika'da bilim muzelerinin vazgecilmez parcasidir bu teknikle kopru yapmak. St Louis gorulmese de olur sehirlerden, iki uc saat kaldiktan sonra yolumuza devam ettik. 


Ertesi gun yolumuza Kansas'la devam ettik. Otoban'dan degilde kucuk kasabalardan gecen bir yolu tercih ettik. Ucu gozukmeyen bu yollarin en guzel yani 50 km'de bir kucuk bir tarim kasabasindan gecmesi. Bazi kasabalarda mola verdik. Fi tarihinden kalmis benzinlikle, insanlar, restoranlar tuhaf hissettiriyor insani. Herkesin birbirini tanidigi bir restoranda yabanci olmak cok dikkat cekici. Herkes bize bakiyor, bizi isaret ediyor. Biz gulumsuyoruz bakanlara. Otabandan gitmemekle cok iyi bir tercih yapmisiz. Ve yolun geri kalaninda da bu ara yollardan gitmeyi tercih ettik.



Bu kus ucmaz kervan gecmez yollardan gece gecerken, hadi yildizlara bakalim diye durduk. O kadar isiksiz bir ortamdi ki, tum samanyolunu ilk kez bu kadar acik ve net sekilde gordum. Hadi biraz fotograf cekeyim deyip misir tarlalarinda yildizlarin altinda uzandim. O arada kirmizimsi bir isik gorduk gokyuzunde. Ben hemen
bu Aurora dedim. Ama Aurora icin cok guneydeydik. Yine de makinemle biraz da uzunca cekince, bunun Aurora olduguna inandik. Dogru zamanda dogru yerde olmak boyle birseydi. Hic planda yokken, yillardir gormek icin yanip tutustugum Aurora'lari gorduk. Kuzey isiklarinin cok hizli hareketlerine tanik olduk. Sanirim yolculugumuzun en buyuk mucizesi buydu.


Kansas'in misir tarlalarini, ruzgar degirmenlerini ve sicacik havasini geride birakip, Colorado'ya giris yaptik. Uzun zamandir Rocky daglarini gormek istiyordum. Sayisiz golunun, yemyesil dogasinin methini duyuyordum. Kansas'ta radyoda Colaroda icin kar firtinasini beklendigini duyduk. Sicak Kansas'tan sadece 40-50 km uzakta kar firtinasi olacagini pek inandirici bulmadim. Sortlarimiza benim dandik arabamda pisme modlarindaydik bu haberleri dinlerken. Her neyse giris yaptik Colarodo'ya ve kar firtinasi gercekten vurdu bizi. Benim tek korunagim bagajda hep tuttugum kucuk battaniyem oldu. Rocky daglarinda gercekten sayisiz gol var, maalesef benim gordugum tum goller buzlar altindaydi. Bu kadar gelmisken yine de karlar altinda battaniyeme sarinarak 2 km'lik doga yuruyusumu yaptim. Kara bata cika yaptigim bu yuruyus bitmek bilmedi, dondum resmen. Yuruyusun sonunda bir donmus bir selaleye vardik. Bir fotografci amca selalenin tum gun fotograflarini cekiyordu. Bu kadar soguk ve karli bir gunde, ayni noktada tum gun durup saatlerce ayni selalenin fotografini cekmesi bana tuhaf geldi. Yaslandikca insanlar gariplesiyor dedik ve vedalastik amcayla. Burada gordugum kar, gecen sene gordugum tek kar oldu. Kaliforniya'ya kar yamiyor:( Rocky daglarinda bolca geyik de gorduk. Bunlarin poposu beyazdi. Kizilderililer uzun sure beyaz Amerika'lilara bu geyik adiyla hitap etmis beyaz popo olayindan dolayi.



Colorado'nun karli daglarini asmak bize iki gune mal oldu. Daglarda yol acma ve tuzlama calismalari yapilmaktaydi. Saatte 5 km hizla karli daglari astik. Benim araba, yolda patinaj cizdi resmen. Korka korka daglardan asagiya inmeyi basardik ve Aspen civarlarinda mola verdik. Bu yolculuklardaki beklenmeyen etkenler  o gece nerede konaklayacagimizi da etkiliyor. Genelde sabahtan ben priceline ile acik artirma yontemiyle ucuz odalar almaya calistim. Ama birkac sefer gidecegimiz noktaya ulasamadan bir motelde durakladik. 





Karli Rocky daglarini geride birakip Utah'in olaganustu dogasina kavustuk. Utah'i gormeyen Amerika'da yasadim demesin. Keske yakin olsa da sik sik gitsem o kadar etkilendim Utah'dan. Utah'a girisi highway 128'den yaptik. Muthis bir yol burasi. Google 3D seklinde bu yolu gezdiriyor. Highway 70'den Moab'e kadar olan yol. Gidemeyeceksiniz google sayesinde bir tur atabilirsiniz. 




Bir sonraki duragimiz Utah'daki Moab'di. Burada Arches dogal parkini ziyaret ettik. Biraz Kapodokya havasi vardi. Ama kipkizil bir park. Su ve ruzgar dogal arch(koprucuk) sekilleri olusturmus bu parkta, parkin ismi de buradan gelmekte. Pek bir sevdim burasini.






Arches dogal parkindan sonra Canyonsland pakina da soyle bir ugradik. Burada da essiz bucaksiz kanyonlar  insani buyuluyor. Kanyonlarin derinligi urkutucu. Enterasan bir doga ortusu. Gunesi burada batirip yollara dustuk yine.





Bir sonraki durak, benim Amerika'ya geldim geleli gormek istedigim Antelope Kanyonu. Bu kanyon Navajo insanlarinin yasadigi yerde. Amerika kizilderililere en kurak, en ise yaramayan topraklari vermis. Tek tuk doga guzelligi var. Kizilderililer de bunlardan biraz para kazaniyor iste. Antelope Kanyonu fotografcilarin kabesi gibi. Antelope kanyonu bir su kanali aslinda. Yagmur sularindan geriye kalan bir kanal. Isik ve golge degisik sekillerle birlesiyor ve grafiksel anlamda hos fotograflar cikiyor ortaya. Binlerce fotografci, pahali ekipmanlari, tripodlari ile guzelim fotograflar cekiyor. Ben tripodsuzdum ve makinemin sarji bitti. O yuzden yillarca gormek istedigim bu doga guzelliginden pek birsey cikmadi ortaya. Aklimda kizilderili grup liderinin kanyonda caldigi flutun guzelligi kaldi.




Antelope kanyonundan cikip, lokal insanlarin pazarina gidip yemek yedik. Kizilderililerin kizarmis ekmekleri, benim annemin yaptigi pisi (mayali hamur kizartmasi) idi. Arasina da koyun etinden yapilmis izgaralar aldik. Amerika'da ilk kez koyun eti yedim. Bizim oralardan cikmis da gelmis gibiydi. O pazarda kizilderililerle yedigim yemegin tadi ve pazarin goruntuleri omur boyu gitmeyecek kafamdan.



Yine ayni bolgede bulunan Page, Arizona'ya gidip At nali (horseshoe bend) kivrimini ziyaret ettik. Ucurumun cok ucuna gidemedigimden pek guzel kare cekemedim. Internette cok daha guzelleri var HDR ile cekilmis. Burada da kayalar kizil ve kivrimli. Mavi gokyuzuyle guzel zitlik yaratiyorlar.

Ve sonrasi yine yollar yollar. Las Vegas'ta kucuk bir mola verdik Arizona'dan ayrilinca. Ama benlik bir sehir olmadigindan devam ettik yolumuza. Kaliforniya'da kucuk bir motelde kalip Livermore'a geldik. Yeni sehrime. Kurak, sari, sicak Livermore'a. 



Sonsoz: 6 yil once Ankara'dan Amerika'ya olan hayatimin mihenk tasi bir yolculuk yapmistim. 8 ay once de Kentucky'den Kaliforniya'ya uzanan baska bir mihenk tasi yolculuk yaptim. Ogrencilik yillarimi, binlerce animi biriktirdigim Louisville'i geride birakip hayatimda yeni bir sayfa actim. Bu muthis yolculugumda bana sorun cikarmayan dandik arabama minnettarim. Tabii bu yolculugu unutulmaz yapan yol arkadasima da. Bu yaziyi okuyan herhangi biri varsa ona da:) Sahuru yaptim bu yaziyla:) 

sidewalls

Sidewalls(yan duvarlar) bir buyuk sehir filmi. Modern sehrin yalniz, depresif, internet duskunu bireyi. Kutucuk seklinde kucucuk apartman dairelerine sikisan yasamlar. Film Arjantin'den. Martin kiz arkadasi tarafindan yillarca once terkedilmis, hala kendine guveni yok, depresyonda. Psikologu, fotograf cekerek insanlara yaklasabilecegini soyluyor. Sanirim bu sebep, filmdeki tum muhtesem kareleri sunmak icin bir sebep.


 Filmde, Martin'in gozuyle sehir ayrintilarini ve bu ayrintilar arasindaki tezatliklari goruyoruz. Modern bir  binanin yanindaki eski bir bina, guzel bir mimarinin yanindaki cirkin apartman durvarlari gibi. Bir de apartmanlarin yan duvarlari var. Ne bir pencere vardir bu yan duvarlarda, ne bir estetik. Reklam asarlar arada bir bos yan duvarlara. Ama filmde de belirtildigi gibi, insanlar bir isik gormek icin pencereler acmakta bu duvarlara (yukaridaki fotograftaki gibi). Turkiye'deki apartman yan duvarlarinda da goruyoruz bu aralarda acilan pencerecikleri. Annemin hep hayaliydi, karanlik yatak odasina bir pencere acmak.



Benim en sevdigim sahne, tas binalarin olmadik bir yerlerinde cikan agacciklar, bitkilerin fotograflari, ve bu fotograflarin sunumu idi. Asagidaki fotografta goruldugu gibi, kontrol edilmez yasamin bir gostergesi bu, beton aralarindan fiskiran canlar.   Bir zamanlar ben de cekerdim bu tip ayrintilari, hala da bu tezatliklari gormek hosuma gidiyor.


Marianna ise filmin kadin karakteri. O ise birgun sevgilisine bakiyor ve onun aslinda kendine ne kadar yabanci oldugunu dusunuyor. Bu histen dolayi da 4 yillik sevgilisinden ayriliyor. Kendisi mimar ama magaza vitrinlerinin suslemekten hoslaniyor. Aslina bakilirsa magaza vitrinleri sehrin acik hava sanat sergileri gibi dusunulebilir. Yetenekli eller cok farkli ve yaratici magaza vitrini dekore edebilir. Bu vitrinlerin de modern sanat oldugunu dusunuyorum. Marianna da muthis bir sanatci bu anlamda. Cansiz heykellerin filmdeki metaforik anlami da hos. Asagida muzik temali bir vitrin. Modern sanatlar muzesine konulabilir bu tasarim bence. Marianna ayrica, Waldo Nerede kitaplarinda sehir temali Waldo karmasinda bir turlu Waldo'sunu bulamamis biri.


 Martin ve Marianna birbirlerine cok yakin yasadiklari ve birbirlerine cok benzedikleri halde ve yalniz olduklari halde, buyuk sehirde birbirlerini tanimalari bir o kadar da imkansiz. Sonunda modern cagin tanisma medyasi internette birbirlerini kesfediyorlar.

Filmin sonunda birlikte seslendikleri ain't no mountain high videosu cok seker. Asagida ise gercek ask seni eninde sonunda bulacaktir sarkisi ile filmden birkac kare.

 Sonsoz: Modern cagin iliskileri, modern cagin yasamlari.... Hepimizin hayatimizin bir doneminde hissettigi yalnizlik, hayal kirikliklari, ama yine de hayatin surprizleri, ayrintilarin guzelligi... Film bunlari dusunduruyor.  Tum alkislar fotograf yonotmenine gelsin.

saplantili muzik-damdaki kemanci

Bazen boyle oluyor. Saplantili bir sekilde kendimi ayni parcayi dinlerken buluyorum. Dinlemedigim zamanlarda ise ya ezgisi ya sozleri dilimde. Bir ara o kadar cok Bohemian Rhapsody'yi dinledim ki artik duydugumda eskisi kadar mutlu etmiyor beni. Bilmiyorum nedeni ne bu saplantili sekilde ayni sarkiyi dinlemenin.


Bu haftanin saplantili sarkisi damdaki kemancidan "to life to life l'chaim" idi. Bu hafta 100 den fazla dinledim bu sarkiyi. Bugun artik kusma asamasindayim. Ama hala dinleme istegi var icimde.

 

Bu sarkiyi dinlerken damdaki kemanciyi daha once izlemedigimi farkettim. Sadece filmdeki unlu sarkilari biliyorum "Ah bir zengin olsam gibi". Bu yuzden, bu hafta oturup 1971 yapimi damdaki kemanciyi izledim. Filmin atmosferi cok hos. Tam bir donem filmi. Oyunculuklar sehane. Rus isgalinin altinda bir yahudi koyunun yasam sekli, gelenekleri anlatilmakta. Teyve, bes kiz babasi, sutcu, fakir. Ayni zamanda Nasrettin hoca gibi sozu gedigine koymanin ustasi. Kizlar yuvadan teker teker ucmakta. Iyi gunde kotu gunde birbirinden kopmayan koy halki, Ruslarin emri ile birbirlerini gormemecesine gocuyorlar topraklarindan. Insanin tum yasamini gecirdigi, binlerce aniyi biriktirdigi topraklardan surulmesi pek aci. Sonu huzunlu bitse de genelde neseli bir film.

Filmde sevdigim sarkilardan biri, Sunset-Sunrise. Genelde dugun torenlerine karsiyimdir, benim icin anlamsiz bir seramoni. Ama bu sahne ile, anne babalar icin o seramonini onemini biraz kavradim.

Su sarkida, Sevdikleri topraklardan uzakta yasayanlar icin gelsin.



Sonsoz: En iyi muzikal filmlerden biri damdaki kemanci. Ask, hasret, ayrilik, gozyasi var. Ama daha otesinde "baskalari" ile empati kurmamizi sagliyor bu film. Topraklarindan zorla surulen, mubadeleler sonrasi yasamlari altust edilen "digerleri" de bizim gibi ve biz de digerleri gibiyiz....

yeni can


Su anda dizimin dibinde uyuklayan Niko hayatimi tamamiyle isgal etmis durumda. Son iki haftadir eve yeni bir can eklendi. Ilgiye, sevgiye, oyuna bolca ihtiyaci olan ogrenmeye acik bir oglancik. Isten eve donmelerime torene ceviriyor, ama ise gitmelerimdeki aglayislari icimi dagliyor. Onu evde tek basina birakmak pek aci. 
Onu yuruyuse cikartinca o kadar cok insan durup seviyor ki, bebeklere gosterilen ilgiye yakin bir ilgi. Once durup seviyorlar, sonra kendi kopeklerinden bahsediyorlar. Yolda devamli birileriyle konusuyorum Niko sayesinde. Bir de yolda karsilastigimiz diger kopekler var. Durup koklasiyorlar bir sure. Sevdilerse birbirlerini oynamak, bogusmak istiyorlar. Amerika'da kopek parki diye bir kavram var. Kopeklerin serbestce kosup oynayacagi parklar. Ilginc bir yer. Tum kopek sahipleri kendi kopekleri hakkinda saatlerce konusuyorlar. Hepsi devamli bana ogut veriyor. Yeni anne olmusum da diger annelerden ogutler dinliyorum gibime geliyor. O kadar yeniyim ki kopek sahibeliginde, devamli youtube'dan videolar izliyorum. Cok faideli oldular.


Niko'yu uzun aramalar sonucu bulduk. Eve 10 kilodan fazla kopek alamiyorduk. Bir sart buydu. Benim sartlarim arasinda, zeki olmasi, sosyal bir kopek olmasi, insanlarla ve diger kopeklerle anlasmasi, ivira zivira havlamamasi, tuy dokmemesi  vardi. Aslinda bu sartlari ariyorduk ama Niko'yu ilk gordugumde pek sartlara falan bakmadim, ilk  goruste onu cok sevdim. Diger kopekler arasindan Niko'yu sectim. Tanidikca daha da fazla seviyorum, daha baglaniyorum. 
Komutlari cok cabuk ogreniyor. Simdiden otur deyince oturuyor, gel deyince geliyor, yat deyince yatiyor, on ayagi ile tokalasiyor. Bana cok bagli, yanimdan bir dakika ayrilmiyor. Bebek gibi dis cikardigindan evde buldugu herseyi cigniyor, ciceklerimi ve bitkilerimi mahvediyor, aksam yorgun argin bir bardak cay icmek istedigimde tepemin ustune cikiyor.  Devamli oynamak istiyor. Arabaya binmeyi hic sevmiyor, benim kucagimda oturuyor, siki siki sariliyor bana araba surdugumde. Tuvalet sorununu %80 cozduk diyelim. Hala tamamen cozmemiz lazim. Ama cok cabuk ogrendiginden bir haftaya sorun kalmaz gibime geliyor. 
Benim gibi devamli disarida birseyler yapan biri icin tum zamanimi evde onunla gecirmek sikintili. Ama biraz buyuyunce bu kadar cok zamanimi almaz diye umit ediyorum. 

Sonsoz: Vay be diyorum kendime. Nereden nereye.. 100 yil gecse bir kopegim olacagini, onu bu kadar simartacagimi, baglanacagimi asla tahmin etmezdim. Hayat ne kadar degitiriyor insani!! Hayatima hosgeldin Niko(lai).