Bir arkadas onerisi ile kesfedilmistir, cok sevilmistir, burada da paylasilmasi munasip gorulmustur.
Meksikali bir ressam
Bugun 1 Kasım Oluler Gunu. Kim icin oluler gunu derseniz, latin Amerika'lilar icin derim. Cogu Latin Amerikan ulkesinde, olen insanlarin anildigi, onun icin dualar edildigi, olenin favori yemekleri ve iceceklerinin hazirlanip bu yiyeceklerle mezarinin ziyaret edildigi bir gun. Huznun yerine nesenin hakim oldugu bir gun. Day of the Dead ile Halloween birlesince Amerika'nin en iskeletli haftasi ortaya cikiyor. Bu ara nereye bakarsaniz kuru kafalar ucusuyor ABD'de.

Ben de bugunun etkisi ile ve gecen hafta gezdigim Museum of modern art(MOMA-NY)'da beni etkilemesi nedeni ile bugun bir Meksikali ressamdan soz edeyim blogumda: David Alfaro Siqueiros
Meksikan devriminde aktif bir rol oynamis ve 4 yil hapiste yatmis ressamimiz. Toplum icin sanat olgusunu benimsemis. Resimlerini duvara yapmis cogunlukla, bu tur duvar ustu eserlere "muralism" denilmekte. Siqueiros farkli acilardan gorulebilen resimler yapmaya calismis.
Ilk resim su anda evimde de bulunan( tabii ki posteri:) ): "Echo of a Scream" (Gercegi cok daha etkileyici)

The Sob (Hıçkıra hıçkıra ağlamak)

The Sleep

Angustia
Otoportre bir duvara yapilmis, yukaridaki fotografina bakarak yapmis sanirim.

Bir oluler gununun sonuna geldim, tum olulerimiz nur icinde yatsin diyelim...th

Ben de bugunun etkisi ile ve gecen hafta gezdigim Museum of modern art(MOMA-NY)'da beni etkilemesi nedeni ile bugun bir Meksikali ressamdan soz edeyim blogumda: David Alfaro Siqueiros
Meksikan devriminde aktif bir rol oynamis ve 4 yil hapiste yatmis ressamimiz. Toplum icin sanat olgusunu benimsemis. Resimlerini duvara yapmis cogunlukla, bu tur duvar ustu eserlere "muralism" denilmekte. Siqueiros farkli acilardan gorulebilen resimler yapmaya calismis.Ilk resim su anda evimde de bulunan( tabii ki posteri:) ): "Echo of a Scream" (Gercegi cok daha etkileyici)

The Sob (Hıçkıra hıçkıra ağlamak)

The Sleep

Angustia
Otoportre bir duvara yapilmis, yukaridaki fotografina bakarak yapmis sanirim.
Bir oluler gununun sonuna geldim, tum olulerimiz nur icinde yatsin diyelim...th
Labels:
ABD'de yasam,
resim
gunun jazz tinisi
Eger yogunsam buraya birsey postalayamiyorsam, dinledigim muzik parcalari imdadima kosuyor. Biraz once dinledigim Peace'i paylasayim Tommy Flanagan'dan.
Labels:
muzik
okuma keyfi
Uzun ara sonra bir fotografimi begeniyorum ve hemen burada yayinliyorum.
Bu fotografima su aralar keyifle okudugum Haruki Murakami'nin After Dark kitabindan bir satir eslik etsin.
"Wherever the intention of each might lie, we are together being carried along at the same speed down the same river of time."
Bir de kitapta bolca dinlenilen jazz parcalarindan bir tanesi gelsin. "Five Spot After Dark". Trambon'da Curtis Feller, tam da kitapta oldugu gibi.
Bu fotografima su aralar keyifle okudugum Haruki Murakami'nin After Dark kitabindan bir satir eslik etsin."Wherever the intention of each might lie, we are together being carried along at the same speed down the same river of time."
Bir de kitapta bolca dinlenilen jazz parcalarindan bir tanesi gelsin. "Five Spot After Dark". Trambon'da Curtis Feller, tam da kitapta oldugu gibi.
taxi driver, the brave one' a karsi
Bir baslikta 2 farkli film. Ikisinin ortak noktalari bolca. Benim acimdan en oncelikli ortak nokta: iki filmin de basrol oyuncusu kendilerinde insanlari yargilama hakki goruyor. Bu yargilama sonucu yargilanan kotu damgasi yerse, cezalarini vermek de basrol oyuncularimiza dusuyor. Bu fikirdeki baska bir yapim da, su anda ABD'nin en cok izlenen dizileri arasinda olan Dexter. Dexter de kendisine gore kotu olanlari, icindeki oldurme gudusu ve kan sevgisi ile bir guzel paramparca ediyor.

Bu filmlerin diger bir ortak noktasi, gunde bes ogun et yemekten vahsilik derecesine ermis, silahi herseyden cok seven bir topluma: "Silah alin bakin, etraf kotu insanlarla dolu, hem ne olur ne olmaz, kendinizi korumus da olursunuz. Zaten dunyadaki tek iyi insan sizsiniz, siz eger birinin kotu olduguna karar verirseniz, biri sinirinizi bozarsa pat diye silahinizi cikarip o kisiyi oldurebilirsiniz, kendinizi hakli cikartabilecek vicdaninizi rahatlatacak bir seebep elbet bulunur, ne de olsa siz toplumun yuz karalarini ortadan kaldiriyorsunuz, kendinize kutsal bir gorev secmissiniz, hemen yargilayin ve infazi gerceklestirin", mesajlarinin verilmesi. Bu kadar silah sever bir toplumda, bu kadar sebepsiz cinayetlerin gerceklestigi bir toplumda bu filmlerin neden tepki almadigini anlamiyorum.Insanlar icindeki vahsilige gerekce buluyor ve boyle gerekceleri olan filmleri izlemeye bayiliyor. "Bir insan, kendisinde baska bir insani oldurme hakkini nasil bulur, eger baskasini olduruyorsa kendisi de bir toplum supruntusu degil midir?" diye bir yaklasim getiren de yok bu filmlerle ve Dexter ile ilgili.

Taxi Driver ve The Brave One'in diger ortak hususlari, ikisinin de New York'ta gecmesi ve ikisinde de Jodie Foster'in oynamasi. 1976'da 14 yasinda Taxi Driver'da fahise rolundeki kucucuk Jodie, 31 yil sonra ayni temali bir filmde infazciyi oynuyor. Hem de Robert De Niro'dan cok daha acimasiz ve oldurme isinde cok daha usta olan bir infazci. Hirs yapmis kendine zamaninda sanirim.

Taxi Driver'in kisaca oykusu: askerlik sonrasi is bulmakta zorlanan Travis, careyi gece taksi soforu olarak kendini New York caddelerinde atmakta bulur. Yalniz basina yasar, tek basina 3'u arka arkaya gosterilen fimlere takilir, bir siyasi parti icin calisan Betsy'den hoslanir, aralarinda guclu bir elektrik akimi olusur ama Betsy'i ilk bulusmada porno filme goturmesi, iliskilerini baslamadan bitirir. Zamanla yalnizligin ve gece soforlugunun verdigi etki ile toplumu yuz karalarindan temizleme gorevini ustlenir kendine. Yagan yagmurun bile etraftaki pislikleri temizledigini dusunur. Filmden ilginc bir replik:
-"On every street in every city, there's a nobody who dreams of being a somebody." Artik ne demekse:)

The Brave One'in oykusu: Sevgilisi (Lost'un Said'i olmakta sevgili, ama sadece 5 dakika gozukuyor filmde, sirf onun icin izlemeyin derim) ile Central park'ta gecenin bir yarisi yuruyen ciftimizi, sehrin supruntu tipleri rahatsiz eder, onlari soymaya calisir, Lost'un Said'i bunlara karsi koyar ve elimizde olu bir lost'un Said'i kalir:) Sonra Jodie yasamdan elini ayagini ceker, sonra sonra bir silah alir kendine, asil amaci kendini korumak ve sevgilisini oldurenlerden ocunu almaktir, ama zamanla sinirini bozani oldurmeye baslar ve filmin sonunda da kendini tamamen bu topum dusmanlarini oldurmeye adar. Cok siradan bir film bence. Bizi Jodie'nin yerine koymaya ve suclulari oldurme isteginin hakliligina o kadar zorluyor ki, cok yapaylasiyor.
Filmlerden tabii ki taxi driver cok daha basarili, akilda kalir nitelikte. Martin Scorsese'nin bir New York filmi cunku. Herseye ragmen sevimliligini yitirmeyen, zamanla piskopatlasan, mahallenin delikanlisi Robert De Niro'nun filmi. Kahveye takilan, asiri fasist olan, sadece porno film izleyen, gazeteden-siyasetten habersiz, gece taksi soforlugu sirasinda kafayi hafiften siyiran bir Robert. Iste boyle bir Robert "scum" denilen halkin supruntusunu temizleme istegi duyuyor, kafayi bu istegine takip piskopatligin sinirlarini zorluyor filmde. Aranilirsa elestirilecek nokta cok bulunur da, senaryodaki mantiksizliklari cok kurcalamayayim. Herseye ragmen sinematograf acisindan basarili, aradan gecen onca yilla birlikte de klasiklesmis. Ha bir de Harvey Keitel'in genclik halini gormek mumkun filmde. Filmin sevdigim tema muziklerinden birini koyarak yazimi bitireyim.
Saksafonda Bernard Herrmann acayip guzel caliyor.
Bu filmlerin diger bir ortak noktasi, gunde bes ogun et yemekten vahsilik derecesine ermis, silahi herseyden cok seven bir topluma: "Silah alin bakin, etraf kotu insanlarla dolu, hem ne olur ne olmaz, kendinizi korumus da olursunuz. Zaten dunyadaki tek iyi insan sizsiniz, siz eger birinin kotu olduguna karar verirseniz, biri sinirinizi bozarsa pat diye silahinizi cikarip o kisiyi oldurebilirsiniz, kendinizi hakli cikartabilecek vicdaninizi rahatlatacak bir seebep elbet bulunur, ne de olsa siz toplumun yuz karalarini ortadan kaldiriyorsunuz, kendinize kutsal bir gorev secmissiniz, hemen yargilayin ve infazi gerceklestirin", mesajlarinin verilmesi. Bu kadar silah sever bir toplumda, bu kadar sebepsiz cinayetlerin gerceklestigi bir toplumda bu filmlerin neden tepki almadigini anlamiyorum.Insanlar icindeki vahsilige gerekce buluyor ve boyle gerekceleri olan filmleri izlemeye bayiliyor. "Bir insan, kendisinde baska bir insani oldurme hakkini nasil bulur, eger baskasini olduruyorsa kendisi de bir toplum supruntusu degil midir?" diye bir yaklasim getiren de yok bu filmlerle ve Dexter ile ilgili.
Taxi Driver ve The Brave One'in diger ortak hususlari, ikisinin de New York'ta gecmesi ve ikisinde de Jodie Foster'in oynamasi. 1976'da 14 yasinda Taxi Driver'da fahise rolundeki kucucuk Jodie, 31 yil sonra ayni temali bir filmde infazciyi oynuyor. Hem de Robert De Niro'dan cok daha acimasiz ve oldurme isinde cok daha usta olan bir infazci. Hirs yapmis kendine zamaninda sanirim.
Taxi Driver'in kisaca oykusu: askerlik sonrasi is bulmakta zorlanan Travis, careyi gece taksi soforu olarak kendini New York caddelerinde atmakta bulur. Yalniz basina yasar, tek basina 3'u arka arkaya gosterilen fimlere takilir, bir siyasi parti icin calisan Betsy'den hoslanir, aralarinda guclu bir elektrik akimi olusur ama Betsy'i ilk bulusmada porno filme goturmesi, iliskilerini baslamadan bitirir. Zamanla yalnizligin ve gece soforlugunun verdigi etki ile toplumu yuz karalarindan temizleme gorevini ustlenir kendine. Yagan yagmurun bile etraftaki pislikleri temizledigini dusunur. Filmden ilginc bir replik:
-"On every street in every city, there's a nobody who dreams of being a somebody." Artik ne demekse:)
The Brave One'in oykusu: Sevgilisi (Lost'un Said'i olmakta sevgili, ama sadece 5 dakika gozukuyor filmde, sirf onun icin izlemeyin derim) ile Central park'ta gecenin bir yarisi yuruyen ciftimizi, sehrin supruntu tipleri rahatsiz eder, onlari soymaya calisir, Lost'un Said'i bunlara karsi koyar ve elimizde olu bir lost'un Said'i kalir:) Sonra Jodie yasamdan elini ayagini ceker, sonra sonra bir silah alir kendine, asil amaci kendini korumak ve sevgilisini oldurenlerden ocunu almaktir, ama zamanla sinirini bozani oldurmeye baslar ve filmin sonunda da kendini tamamen bu topum dusmanlarini oldurmeye adar. Cok siradan bir film bence. Bizi Jodie'nin yerine koymaya ve suclulari oldurme isteginin hakliligina o kadar zorluyor ki, cok yapaylasiyor.
Filmlerden tabii ki taxi driver cok daha basarili, akilda kalir nitelikte. Martin Scorsese'nin bir New York filmi cunku. Herseye ragmen sevimliligini yitirmeyen, zamanla piskopatlasan, mahallenin delikanlisi Robert De Niro'nun filmi. Kahveye takilan, asiri fasist olan, sadece porno film izleyen, gazeteden-siyasetten habersiz, gece taksi soforlugu sirasinda kafayi hafiften siyiran bir Robert. Iste boyle bir Robert "scum" denilen halkin supruntusunu temizleme istegi duyuyor, kafayi bu istegine takip piskopatligin sinirlarini zorluyor filmde. Aranilirsa elestirilecek nokta cok bulunur da, senaryodaki mantiksizliklari cok kurcalamayayim. Herseye ragmen sinematograf acisindan basarili, aradan gecen onca yilla birlikte de klasiklesmis. Ha bir de Harvey Keitel'in genclik halini gormek mumkun filmde. Filmin sevdigim tema muziklerinden birini koyarak yazimi bitireyim.
Saksafonda Bernard Herrmann acayip guzel caliyor.
Esao Andrews
Esao Andrews'un resimlerini Hi Fructose dergisinde gordum bugun. Renkleri cok canli, temalari cok yaratici. Hepsi cizgi filmlerden cikmis gibi. Ressamin diger resimlerine suradan ulasilabilir.
Hosuma giden birkac tanesini burada paylasayim.
(En cok asagidakini begendim. Her agacin hayali olsa gerek, koklerinden siyrilip,bir bisiklete yanina kuslari alip da gidebilmek istedigi yere...)





Hosuma giden birkac tanesini burada paylasayim.
(En cok asagidakini begendim. Her agacin hayali olsa gerek, koklerinden siyrilip,bir bisiklete yanina kuslari alip da gidebilmek istedigi yere...)





Labels:
resim
duru zamanlar
Aladaglar simdi de Tanju Duru'yu almis elimizden. Iki yil once, yine bir bayram gununde bizim bolumden bir arkadasi (Utku Kocabiyik'i) da almisti elimizden. O zaman tanidigim birinin genc yasta boyle bir olume yenik dusmesi cok uzmustu. Simdi de, yine baska bir bayram gununde, bir Ezginin Gunlugu fani olarak Tanju Duru'nun boyle bir olumle aramizdan ayrilmasi uzdu.

Her dagci, isin icine olum riskini katarak, bile isteye bu Demirlikizik'a cikiyor, isin tadi biraz da riskinde. Risk ile birlikte adrenalin de zirve yapiyor. Arkadaslarimdan bildigim kadari ile de, Aladaglar Turkiye'de dagcilik yapilacak en guzel daglardan biri. Belki, dagciliga gonul veren birinin boyle guzelim bir dagda olmesi cok kotu birsey degildir, nur icinde yatsinlar diyelim. Bize biraktigi o guzel muzikler icin de tesekkurler edelim Tanju Duru'ya.
Tanju Duru'nun, Duru Zamanlar albumunden, "Aklim Hep Sende" gelsin. Ezginin Gunlugu veya Bulent Ortacgil severleri, muzik duzenlemesindeki kaliteden Tanju Duru'yu taniyabilir.
Tanju Duru'nun websitesinden de Duru Zamanlar albumunun tamami dinlenebilir. Iste surada albumun tamami

Her dagci, isin icine olum riskini katarak, bile isteye bu Demirlikizik'a cikiyor, isin tadi biraz da riskinde. Risk ile birlikte adrenalin de zirve yapiyor. Arkadaslarimdan bildigim kadari ile de, Aladaglar Turkiye'de dagcilik yapilacak en guzel daglardan biri. Belki, dagciliga gonul veren birinin boyle guzelim bir dagda olmesi cok kotu birsey degildir, nur icinde yatsinlar diyelim. Bize biraktigi o guzel muzikler icin de tesekkurler edelim Tanju Duru'ya.
Tanju Duru'nun, Duru Zamanlar albumunden, "Aklim Hep Sende" gelsin. Ezginin Gunlugu veya Bulent Ortacgil severleri, muzik duzenlemesindeki kaliteden Tanju Duru'yu taniyabilir.
Tanju Duru'nun websitesinden de Duru Zamanlar albumunun tamami dinlenebilir. Iste surada albumun tamami
Labels:
muzik
juggling
Juggling'in Turkcesini bilmiyorum. Turkce'de ellerinde toplari, halkalari veya kukalari ceviren insanlara ne dendigini bilen birisi varsa ve benimle paylasirsa sevinirim.

Her neyse gecenlerde dunyanin en iyi juggler'inin sovunu izledim. Dunyanin en iyisi unvanini kazandigi dunya juggling turnuvalarindan elde etmis. Time dergisi onu gelmis, gecmis jugglerlar arasinda en ust siraya yerlestirmis. Su anda 20 yasinda, 7 yasinda dagilan Sovyetlerde gittigi sirk okulunda juggling isine girmis ve kendini bu ise adamis sonrasinda.

Amerika'ya 15 yasinda gocmen olarak gelmis ve burada katilmadigi sov kalmiyor. Hayatini juggling'e adayan ve bu isten para kazanan birinin ihtiyaci olan en onemli seyin onu izleyen insanlar oldugunu, bunun icin de ciddi bir yaraticilik surecinin gerektigi hakkinda bir konusma yapti Vova. O dikkat cekme isini, juggling ile muzigi birlestirip ortaya cikardigi modern dansimsi bir formla gerceklestirmis. Sovlarinda teknolojiden oldukca yararlanip ortaya eglenceli bir sahne sovu cikartiyor.

Bir de insanlarin sadece yapabilecegi hatalar uzerine yogunlastigini, ne zaman top dusecek diye beklediklerini belirtti. 5 dakikalik bir sovda bir kez bile topu dusurse sadece o hataya odaklandiklarini anlatti. Degisik bir hayvan grubuyuz vessalam, sadece baskalarinin hatalariyla eglenen. Ve ardindan cok hos sovlar sergiledi bizim icin.
Youtube'da buldugum iki videoyu paylasayim. (Ne de olsa TR'da herkes bir sekilde youtube'a erisiyor) Ilki biraz daha kisa, ikincisi azicik uzun.Ama ikisini izlemek de kesinlikle zevkli.
ilki...
ve ikincisi... (burada kiz kardesi ile sov yapiyor)
Fotograflarimda isik yetersizliginden kaynakli netsizlikler var ama ben yine de sevdim onlari...

Her neyse gecenlerde dunyanin en iyi juggler'inin sovunu izledim. Dunyanin en iyisi unvanini kazandigi dunya juggling turnuvalarindan elde etmis. Time dergisi onu gelmis, gecmis jugglerlar arasinda en ust siraya yerlestirmis. Su anda 20 yasinda, 7 yasinda dagilan Sovyetlerde gittigi sirk okulunda juggling isine girmis ve kendini bu ise adamis sonrasinda.

Amerika'ya 15 yasinda gocmen olarak gelmis ve burada katilmadigi sov kalmiyor. Hayatini juggling'e adayan ve bu isten para kazanan birinin ihtiyaci olan en onemli seyin onu izleyen insanlar oldugunu, bunun icin de ciddi bir yaraticilik surecinin gerektigi hakkinda bir konusma yapti Vova. O dikkat cekme isini, juggling ile muzigi birlestirip ortaya cikardigi modern dansimsi bir formla gerceklestirmis. Sovlarinda teknolojiden oldukca yararlanip ortaya eglenceli bir sahne sovu cikartiyor.

Bir de insanlarin sadece yapabilecegi hatalar uzerine yogunlastigini, ne zaman top dusecek diye beklediklerini belirtti. 5 dakikalik bir sovda bir kez bile topu dusurse sadece o hataya odaklandiklarini anlatti. Degisik bir hayvan grubuyuz vessalam, sadece baskalarinin hatalariyla eglenen. Ve ardindan cok hos sovlar sergiledi bizim icin.
Youtube'da buldugum iki videoyu paylasayim. (Ne de olsa TR'da herkes bir sekilde youtube'a erisiyor) Ilki biraz daha kisa, ikincisi azicik uzun.Ama ikisini izlemek de kesinlikle zevkli.
ilki...
ve ikincisi... (burada kiz kardesi ile sov yapiyor)
Fotograflarimda isik yetersizliginden kaynakli netsizlikler var ama ben yine de sevdim onlari...
Labels:
fotograf
cocuksu translar....
Cocuklarin oyun oynarken transa gecme hallerinin hayraniyim, keske biz buyuklerde bu kadar kendimizi kaptirarak akip gitsek hayatta...
Labels:
fotograf
anadoluyum tanir misin?
Tesaduf eseri Neşet Günal'in resimleri ile tanistim. Ne kadar cok dikkate alinmasi gereken ressamimizi bilmedigimi dusundum.
Tum eserlerindeki, insanlarin elleri ve ayaklari dikkat cekici. Resimledigi insanlar, hep acinin icinde, hepsi Anadolu'dan. Genelde koy hayatini resimlemis sanatci. Fakirligi, yoklugu, umutsuzlugu, caresizligi resimlemis.
Neşet Günal resmi soyle tanimliyor: " Resim benim için bir oyun değil, azaplı bir süreçtir..."
Eserlerinden birkacini paylasayim burada.
Kor Hasan'ın Oğlu

Kapı Önü

İki Kardeş (Aslinda pek sahip olma meraklisi biri degilimdir, ama bu esere sahip olmayi cok istedim bir anda... )

Korkuluk (Cok etkileyici buldum bu resmi.)

Duvar Dibi III

Umarim bir gun Neşet Günal'in eserlerinden oluşan bir sergiyi gezebilirim. Resimleri gercek renkleri ile gercek boyutlari ile gorebilirim.
Sanatcinin daha genis resim koleksiyonuna sanalmuze sitesinden erisilebilir.
Tum eserlerindeki, insanlarin elleri ve ayaklari dikkat cekici. Resimledigi insanlar, hep acinin icinde, hepsi Anadolu'dan. Genelde koy hayatini resimlemis sanatci. Fakirligi, yoklugu, umutsuzlugu, caresizligi resimlemis.
Neşet Günal resmi soyle tanimliyor: " Resim benim için bir oyun değil, azaplı bir süreçtir..."
Eserlerinden birkacini paylasayim burada.
Kor Hasan'ın Oğlu

Kapı Önü

İki Kardeş (Aslinda pek sahip olma meraklisi biri degilimdir, ama bu esere sahip olmayi cok istedim bir anda... )

Korkuluk (Cok etkileyici buldum bu resmi.)

Duvar Dibi III

Umarim bir gun Neşet Günal'in eserlerinden oluşan bir sergiyi gezebilirim. Resimleri gercek renkleri ile gercek boyutlari ile gorebilirim.
Sanatcinin daha genis resim koleksiyonuna sanalmuze sitesinden erisilebilir.
Labels:
resim
firtina sonrasi sessizlik...
Aslinda deyim "firtina oncesi sessizligi" dir. Ama benim blogumda firtina sonrasi sessizligi hakim. Elektriklerimiz yeni geldi, sehrin belli bolumlerinde hala elektriksiz insanlar var. Ne kadar elektrige bagimli bir hayat surdugumuzu ogrendik bu deneyimle. Hayatimizi maalesef evimizdeki elektrikli aletler anlamlandiriyor. Hayatimizi kolaylastirmak icin icad edilmisler ama hayatimizi ele gecirmisler. Ozellikle bilgisayarlar. Bilgisayar oncesi bir yasami tamamen unutmusum. Onsuz dusunemiyor, nefes alamiyorum. Baskalari yemekten ve sicak su yoklugundan sikayet ederken ben sadece bilgisayar yoksunlugundan sikayet ediyordum gecen hafta. Mum isiginda kitap okumak belli bir asamadan sonra yoruyor insani:)
Biraz gecen haftaki sehirdeki firtina sonrasi durumu anlatayim. Okullar elektriksizlikten bir hafta tatil edildi,evde oturamayan cocuklar kapi onlerine cikip oyunlar oynadi, sokakta cocuklarin olmasi gercekten gorulmus sey degil bu sehirde. Sehirde benzin bulmak cok zordu, bu da benzin fiyatlarini anormal derece arttirdi, insanlar marketlere hucum etti, sanki kitlik cikmis gibi, restoranlar bir sekilde elektrik isini halletti ve sehrin yemek sorununu hallettiler. Evde yapacak birsey bulamayan insanlar sehrin en kalabalik caddesine hucum ettiler, muzisyenlerde cikip biraz hareket kattilar caddeye. Sehrin siradan gunluk hayati alt ust olup farkli ritueller gelistirdi sehir halki. Aslinda elektriksikligin bir faydasi, insanlara sokaklara dokmek oldu, kendimi biraz ortacag Avrupa'sinda hissettim.ABD'de gecirdigim en degisik haftamdi kesinlikle.
Gecen hafta firtina hafif dindikten sonra, evde oturmaktansa cikip biraz fotograf cekeyim demistim. Su fotograflar cikmis ortaya.
-Western filmlerindeki, terkedilmis Teksas kasabalarini andiriyor yasadigim cadde.
-Kara kara bulutlar sessiz sehrin ustundeler hala

-Firtinadan saatler sonra bile ruzgar siddeditini yitirmemis asagidaki karelerde, salinimdaki agac yapraklari ve ucusan etekler...


Umut vaat eden bir firtina sarkisi koyayim Yeni turku'den....
Bak iste yaklasiyor firtina
Bak yine yukseliyor dalgalar
......
Ne gecmis tukendi ne yarinlar
Hayat yeniler bizleri
Gecsede yolumuz bozkirlardan
Denizlere cikar sokaklara....
Biraz gecen haftaki sehirdeki firtina sonrasi durumu anlatayim. Okullar elektriksizlikten bir hafta tatil edildi,evde oturamayan cocuklar kapi onlerine cikip oyunlar oynadi, sokakta cocuklarin olmasi gercekten gorulmus sey degil bu sehirde. Sehirde benzin bulmak cok zordu, bu da benzin fiyatlarini anormal derece arttirdi, insanlar marketlere hucum etti, sanki kitlik cikmis gibi, restoranlar bir sekilde elektrik isini halletti ve sehrin yemek sorununu hallettiler. Evde yapacak birsey bulamayan insanlar sehrin en kalabalik caddesine hucum ettiler, muzisyenlerde cikip biraz hareket kattilar caddeye. Sehrin siradan gunluk hayati alt ust olup farkli ritueller gelistirdi sehir halki. Aslinda elektriksikligin bir faydasi, insanlara sokaklara dokmek oldu, kendimi biraz ortacag Avrupa'sinda hissettim.ABD'de gecirdigim en degisik haftamdi kesinlikle.
Gecen hafta firtina hafif dindikten sonra, evde oturmaktansa cikip biraz fotograf cekeyim demistim. Su fotograflar cikmis ortaya.
-Western filmlerindeki, terkedilmis Teksas kasabalarini andiriyor yasadigim cadde.
-Firtinadan saatler sonra bile ruzgar siddeditini yitirmemis asagidaki karelerde, salinimdaki agac yapraklari ve ucusan etekler...
Umut vaat eden bir firtina sarkisi koyayim Yeni turku'den....
Bak iste yaklasiyor firtina
Bak yine yukseliyor dalgalar
......
Ne gecmis tukendi ne yarinlar
Hayat yeniler bizleri
Gecsede yolumuz bozkirlardan
Denizlere cikar sokaklara....
Labels:
ABD'de yasam,
fotograf
bir firtina tuttu bizi..
Ike kasirgasinin etkileri guney ABD'nin cogu eyaletinde hissediliyor, icerlerde olmamiza ragmen biz de dun nasibimizi aldik kasirgadan. Saatlerce suren bir firtinadan tek can kaybi ile kurtulduk. Bunun yaninda maddi hasar cok buyuk. Zavalli agacciklar dayanamadilar ruzgarin siddetine dun, intiharda buldular cozum yolunu. Evlerin catilari uctu, cogunlugu ahsap olan evler yerle bir oldu.

Elektrik telleri ve direkleri de hayatimizdaki yerlerin onemlerini gostermek adina devrildiler ve koptular. Evde elektrik yok dunden beri. Iki hafta da gelmeyebilir diyor yetkililer. Sehrin %80'i elektriksiz. Trafik isiklari yok, sokak lambalari yanmiyor. Evdeki hersey elektrikle calistigindan, evde durmanin da bir anlami yok. Ulkede kucuk tup denilen bir nesne olmadigindan yemek yapmak da ciddi bir sorun, kahve icememek daha ciddi bir sorun benim icin. Elektriksiz bir ABD'de hayat nasil akacak, gorecegiz.

Allah'tan bizim okulda elektrik var, canim okulum, canim labim benim, iki hafta labdan cikmayacacgim herhalde:)
Elektrik telleri ve direkleri de hayatimizdaki yerlerin onemlerini gostermek adina devrildiler ve koptular. Evde elektrik yok dunden beri. Iki hafta da gelmeyebilir diyor yetkililer. Sehrin %80'i elektriksiz. Trafik isiklari yok, sokak lambalari yanmiyor. Evdeki hersey elektrikle calistigindan, evde durmanin da bir anlami yok. Ulkede kucuk tup denilen bir nesne olmadigindan yemek yapmak da ciddi bir sorun, kahve icememek daha ciddi bir sorun benim icin. Elektriksiz bir ABD'de hayat nasil akacak, gorecegiz.
Allah'tan bizim okulda elektrik var, canim okulum, canim labim benim, iki hafta labdan cikmayacacgim herhalde:)
Labels:
ABD'de yasam
modern zamane cellisti
Klasikten ziyade deneysel bir cello calari: Zoe Keating. Ben kendisini NPR'in RadioLAb programi ile tanidim. Bu arada itunes'den RadioLab'in podcast'lerine ulasabilirsiniz.

Ben ozellikle asagidaki tetrishead parcasini seviyorum.
Zoe Keating'in eserlerini su siteden dinleyebilirsiniz.
Myspace'de TR'da kapatildiysa artik nasil dinlersiniz bilmiyorum. Imeem, vidivodo, youtube, hersey sansurlu guzel ulkemde. Artik sokaklara dokulup internet ozgurlugu icin yurunmesinin zamani geldi sanirim. Degistirebilecek seyler icin eylem yapmak, degistirelemeyecek seyler icin eylem yapmaktan daha anlamli geliyor bana.

Ben ozellikle asagidaki tetrishead parcasini seviyorum.
Zoe Keating'in eserlerini su siteden dinleyebilirsiniz.
Myspace'de TR'da kapatildiysa artik nasil dinlersiniz bilmiyorum. Imeem, vidivodo, youtube, hersey sansurlu guzel ulkemde. Artik sokaklara dokulup internet ozgurlugu icin yurunmesinin zamani geldi sanirim. Degistirebilecek seyler icin eylem yapmak, degistirelemeyecek seyler icin eylem yapmaktan daha anlamli geliyor bana.
Labels:
muzik
fractal
Fractal'in wikipedia'daki tanimi soyle: "A fractal is generally "a rough or fragmented geometric shape that can be split into parts, each of which is (at least approximately) a reduced-size copy of the whole". Turkcesi parcada butunu gorebilmek galiba.
Biz bilgisayarcilarin yinelemeli fonksiyonlar ve grafik etkiler ile uygulamasini sevdigimiz alanlardan biri fractal resimler. Matematigin sanatla birlesmesi bizim icin.

Bu yaziyi yazmam, Jock Cooper'in sanatsal fractallari ile karsilasmamdan dolayidir.
Tum koleksiyona suradan ulasilabilir. Ozellikle zoomable galeri'yi tavsiye ederim. Bir zoomable asagida. Resimlerin 6 kez buyultulebiliyor.

Sitede gezinim biraz sorunlu, cok fazla galeri var, tek tek linklere basmak zaman alici, resimler bir galeri seklinde sunulabilirmis. Bir asamadan sonra yorulup resgele resim getir dugmesini kullandim sansima ne cikarsa kabulumdur diyerekten. Sansima cikan su fractal'i paylasayim.
Biz bilgisayarcilarin yinelemeli fonksiyonlar ve grafik etkiler ile uygulamasini sevdigimiz alanlardan biri fractal resimler. Matematigin sanatla birlesmesi bizim icin.

Bu yaziyi yazmam, Jock Cooper'in sanatsal fractallari ile karsilasmamdan dolayidir.
Tum koleksiyona suradan ulasilabilir. Ozellikle zoomable galeri'yi tavsiye ederim. Bir zoomable asagida. Resimlerin 6 kez buyultulebiliyor.
Sitede gezinim biraz sorunlu, cok fazla galeri var, tek tek linklere basmak zaman alici, resimler bir galeri seklinde sunulabilirmis. Bir asamadan sonra yorulup resgele resim getir dugmesini kullandim sansima ne cikarsa kabulumdur diyerekten. Sansima cikan su fractal'i paylasayim.
Labels:
resim
you and me and everyone we know...
Uzun ara sonra bir film yorumu yazayim. Film genel olarak kucuk kisa filmlerden olusmus. Filmi parcalara ayirip, o parcalari filmden bagimsiz olarak kisa kisa da izleyebilirsiniz.
Filmin ana karakteri (Christine), filmin yazar ve yonetmeni Miranda July. Cok yaratici, cok ince, cok naif, cok siirsel bir yon getiriyor filme. Yuzundeki duruluk, berraklik, filmde de hissediliyor. Miranda filmde kisa filmler ceken, kafasinda projeleri olan, bu projeleri modern sanatlar muzesine gonderen, ama gecimini taksi soforlugu yaparak kazanan biri. Modern sanatlar muzesindeki film secicilerin filmini izlemeyecegini bildigi halde. Yasamdaki kucuk ayrintilardan filmler yapiyor. Bir ayakkabinin uzerine "ben ve sen" yazip bir film yapabiliyor mesela ya da bir arabanin uzerinde unutulmus icinde kucuk bir japon balikciligi bulunan bir posetle yasamla-olum arasindaki incecik cizgiyi filmlestiriyor. Karakterimizin en onemli ozelligi: yalniz, kimsesiz, sevgiye ac ve muhtac olmasi.

Filmdeki diger basrolde Richard var. Sevdigi esinden yeni ayrilmis, esi onu baskasi icin terketmis diyelim aslinda, iki cocugu olan, bir ayakkabicida ayakkabi saticisi olarak calisan, ayrilik ve is hayatindaki basarisizliklarindan dolayi kendini acinasi bir halde goren, yeni bir iliskiden korkan biri. Richard Christine'e bir ayakkabi satar. Ayakkabi satarken Christine'in ayagindaki yarayi(ayakkabi vurmus kizin ayagini) gorup, aslinda Christine'in istedigi icin aci cektigini soyluyor. Soyle siirsel bir yaklasim getiriyor ayakkabi acisi uzerine: "People think that foot pain is a fact of life, but life is actually better than that."
Richard'in iki oglu var. Bunlar devamli bilgisayar basinda. Birlikte Ascii sanatindan ornekler yapiyorlar. Filmin ismi buyuk ogulun yarattigi,noktalar ve virgullere yaptigi bir gondermeden geliyor. Ascii sanatina bir ornek asagidaki yuruyen adam. Ozellikle bir 8-9 yil once cok modaydi, bilgisayar karakterlerinden sekiller cikartmak ortaya. Bilgisayar basinda ayrica bolca chat yapiyorlar. Ozellikle kucuk ve sirinler sirini Robby'nin chat arkadasi modern sanatlar muzesinin muduru cikiyor. Enterasan bir karsilasma oluyor bu.
Filmde bunlar haricinde de irili ufakli roller alan karakterler var, parca parca onlarin hayatlarindan da kesitler konuluyor. Farkli insanlarin hayatlarinin bir kolaji gibi film. Sevdigim sahnelerden birini paylasayim burada.
Miranda July'nin bir de gectigimiz yillarda internette epey yayilmis bir filmi var,
"Are You the Favorite Person of Anybody?". Bu kisa film de "me and you and everyone we know" tadinda. Yalnizca 4 dakika. Yoldan gecen insanlara "sen birinin favori insani misin?" diye sorular soran ve insani acaba ben birinin favori insani miyim diye dusunduren bir kisa film. Onu da paylasayim hazir anlatmisken.
Sonuc: Film dusler ulkesinden cikmis gibi, oldukca naif, bazi yerlerde gercekcilikten uzaklasabilyor, inandiriciligi azalabiliyor, diyaloglar da bazen cok siradan ve beklendik gelebiliyor. Cok sorgulamadan, rahatlamak amaciyla, pozitif enerji depolamak amaciyla izlenebilir.
Filmin ana karakteri (Christine), filmin yazar ve yonetmeni Miranda July. Cok yaratici, cok ince, cok naif, cok siirsel bir yon getiriyor filme. Yuzundeki duruluk, berraklik, filmde de hissediliyor. Miranda filmde kisa filmler ceken, kafasinda projeleri olan, bu projeleri modern sanatlar muzesine gonderen, ama gecimini taksi soforlugu yaparak kazanan biri. Modern sanatlar muzesindeki film secicilerin filmini izlemeyecegini bildigi halde. Yasamdaki kucuk ayrintilardan filmler yapiyor. Bir ayakkabinin uzerine "ben ve sen" yazip bir film yapabiliyor mesela ya da bir arabanin uzerinde unutulmus icinde kucuk bir japon balikciligi bulunan bir posetle yasamla-olum arasindaki incecik cizgiyi filmlestiriyor. Karakterimizin en onemli ozelligi: yalniz, kimsesiz, sevgiye ac ve muhtac olmasi.Filmdeki diger basrolde Richard var. Sevdigi esinden yeni ayrilmis, esi onu baskasi icin terketmis diyelim aslinda, iki cocugu olan, bir ayakkabicida ayakkabi saticisi olarak calisan, ayrilik ve is hayatindaki basarisizliklarindan dolayi kendini acinasi bir halde goren, yeni bir iliskiden korkan biri. Richard Christine'e bir ayakkabi satar. Ayakkabi satarken Christine'in ayagindaki yarayi(ayakkabi vurmus kizin ayagini) gorup, aslinda Christine'in istedigi icin aci cektigini soyluyor. Soyle siirsel bir yaklasim getiriyor ayakkabi acisi uzerine: "People think that foot pain is a fact of life, but life is actually better than that."
Richard'in iki oglu var. Bunlar devamli bilgisayar basinda. Birlikte Ascii sanatindan ornekler yapiyorlar. Filmin ismi buyuk ogulun yarattigi,noktalar ve virgullere yaptigi bir gondermeden geliyor. Ascii sanatina bir ornek asagidaki yuruyen adam. Ozellikle bir 8-9 yil once cok modaydi, bilgisayar karakterlerinden sekiller cikartmak ortaya. Bilgisayar basinda ayrica bolca chat yapiyorlar. Ozellikle kucuk ve sirinler sirini Robby'nin chat arkadasi modern sanatlar muzesinin muduru cikiyor. Enterasan bir karsilasma oluyor bu.
Filmde bunlar haricinde de irili ufakli roller alan karakterler var, parca parca onlarin hayatlarindan da kesitler konuluyor. Farkli insanlarin hayatlarinin bir kolaji gibi film. Sevdigim sahnelerden birini paylasayim burada.Miranda July'nin bir de gectigimiz yillarda internette epey yayilmis bir filmi var,
"Are You the Favorite Person of Anybody?". Bu kisa film de "me and you and everyone we know" tadinda. Yalnizca 4 dakika. Yoldan gecen insanlara "sen birinin favori insani misin?" diye sorular soran ve insani acaba ben birinin favori insani miyim diye dusunduren bir kisa film. Onu da paylasayim hazir anlatmisken.
Sonuc: Film dusler ulkesinden cikmis gibi, oldukca naif, bazi yerlerde gercekcilikten uzaklasabilyor, inandiriciligi azalabiliyor, diyaloglar da bazen cok siradan ve beklendik gelebiliyor. Cok sorgulamadan, rahatlamak amaciyla, pozitif enerji depolamak amaciyla izlenebilir.
Labels:
film
yenilenme
Yillar once cekilmis bir fotografimi buldum. Fotografa bakiyorum. Kagidi sararmis, biraz da kirisik. Renkler solmus; ben, bugunku gibi degilim. Icimden bir ses, "Evdeki esyalar ne kadar yeniymis!" diyor fotografa bakarken. Bir baska ses, "Fotograftaki eski esyalar ne kadar yenilesmis!" diyerek yanit veriyor ilkine, gozlerini odada gezdirerek. Zamanin aktigini duyumsuyorum. Eskimis dedigimiz esyalar, akan zaman icinde, zamana uyum saglamislar, yipranarak yenilesmisler, yeni bir gorunum kazanmislar. Yalnizca fotograftaki goruntu oylece duruyor; bugunumuze yabanci, eski...
Mehmet Zaman Saçlıoğlu...
(Yazarin Yaz Evi, Beş Ada, Rüzgar Geri Getirirse adli öykü kitaplari okunmuş, test edilmiş, onaylanmistir. Farkli bir tarzi var Mehmet Zaman'in. Oykülerin içindeki tasvirler ozellikle cok canli. Kitaplari okuyali cok zaman oldu ama tasvirlerin kuvveti ile cogu öyküyü hatirliyorum. Turkiye'nin modern oykuculugunde kesinlikle onemi olan bir yazar. Modern oyku severlere siddetle tavsiye edilir kitaplari )
Fotografim bir tren istasyonundan...
yoklugun...
Bir nurvenur fotosuna bir Bill Withers klasigi eslik etsin. Modelligi icin sevgili arkadasim Wes'e tesekkurler...
Ain't no sunshine when she's gone
and this house just ain't no home
anytime she goes away.
simurg photos
Turkiye'deki belgesel fotografcilarinin toplanip kurdugu bir site: simurgphotos. Sitedeki fotograflar kendi baslarina da cok guzel, bir belgesel konseptinin parcasi olarak da cok guzel.
Siteden en begendigim fotograflardan birini paylasayim burada. Fotograf Ömür Değirmenci'ye ait, Proje'nin ismi: Halkali-Sirkeci Hatti.
Siteden en begendigim fotograflardan birini paylasayim burada. Fotograf Ömür Değirmenci'ye ait, Proje'nin ismi: Halkali-Sirkeci Hatti.
Labels:
fotograf
Subscribe to:
Posts (Atom)

