saplantili muzik-damdaki kemanci

Bazen boyle oluyor. Saplantili bir sekilde kendimi ayni parcayi dinlerken buluyorum. Dinlemedigim zamanlarda ise ya ezgisi ya sozleri dilimde. Bir ara o kadar cok Bohemian Rhapsody'yi dinledim ki artik duydugumda eskisi kadar mutlu etmiyor beni. Bilmiyorum nedeni ne bu saplantili sekilde ayni sarkiyi dinlemenin.


Bu haftanin saplantili sarkisi damdaki kemancidan "to life to life l'chaim" idi. Bu hafta 100 den fazla dinledim bu sarkiyi. Bugun artik kusma asamasindayim. Ama hala dinleme istegi var icimde.

 

Bu sarkiyi dinlerken damdaki kemanciyi daha once izlemedigimi farkettim. Sadece filmdeki unlu sarkilari biliyorum "Ah bir zengin olsam gibi". Bu yuzden, bu hafta oturup 1971 yapimi damdaki kemanciyi izledim. Filmin atmosferi cok hos. Tam bir donem filmi. Oyunculuklar sehane. Rus isgalinin altinda bir yahudi koyunun yasam sekli, gelenekleri anlatilmakta. Teyve, bes kiz babasi, sutcu, fakir. Ayni zamanda Nasrettin hoca gibi sozu gedigine koymanin ustasi. Kizlar yuvadan teker teker ucmakta. Iyi gunde kotu gunde birbirinden kopmayan koy halki, Ruslarin emri ile birbirlerini gormemecesine gocuyorlar topraklarindan. Insanin tum yasamini gecirdigi, binlerce aniyi biriktirdigi topraklardan surulmesi pek aci. Sonu huzunlu bitse de genelde neseli bir film.

Filmde sevdigim sarkilardan biri, Sunset-Sunrise. Genelde dugun torenlerine karsiyimdir, benim icin anlamsiz bir seramoni. Ama bu sahne ile, anne babalar icin o seramonini onemini biraz kavradim.

Su sarkida, Sevdikleri topraklardan uzakta yasayanlar icin gelsin.



Sonsoz: En iyi muzikal filmlerden biri damdaki kemanci. Ask, hasret, ayrilik, gozyasi var. Ama daha otesinde "baskalari" ile empati kurmamizi sagliyor bu film. Topraklarindan zorla surulen, mubadeleler sonrasi yasamlari altust edilen "digerleri" de bizim gibi ve biz de digerleri gibiyiz....

yeni can


Su anda dizimin dibinde uyuklayan Niko hayatimi tamamiyle isgal etmis durumda. Son iki haftadir eve yeni bir can eklendi. Ilgiye, sevgiye, oyuna bolca ihtiyaci olan ogrenmeye acik bir oglancik. Isten eve donmelerime torene ceviriyor, ama ise gitmelerimdeki aglayislari icimi dagliyor. Onu evde tek basina birakmak pek aci. 
Onu yuruyuse cikartinca o kadar cok insan durup seviyor ki, bebeklere gosterilen ilgiye yakin bir ilgi. Once durup seviyorlar, sonra kendi kopeklerinden bahsediyorlar. Yolda devamli birileriyle konusuyorum Niko sayesinde. Bir de yolda karsilastigimiz diger kopekler var. Durup koklasiyorlar bir sure. Sevdilerse birbirlerini oynamak, bogusmak istiyorlar. Amerika'da kopek parki diye bir kavram var. Kopeklerin serbestce kosup oynayacagi parklar. Ilginc bir yer. Tum kopek sahipleri kendi kopekleri hakkinda saatlerce konusuyorlar. Hepsi devamli bana ogut veriyor. Yeni anne olmusum da diger annelerden ogutler dinliyorum gibime geliyor. O kadar yeniyim ki kopek sahibeliginde, devamli youtube'dan videolar izliyorum. Cok faideli oldular.


Niko'yu uzun aramalar sonucu bulduk. Eve 10 kilodan fazla kopek alamiyorduk. Bir sart buydu. Benim sartlarim arasinda, zeki olmasi, sosyal bir kopek olmasi, insanlarla ve diger kopeklerle anlasmasi, ivira zivira havlamamasi, tuy dokmemesi  vardi. Aslinda bu sartlari ariyorduk ama Niko'yu ilk gordugumde pek sartlara falan bakmadim, ilk  goruste onu cok sevdim. Diger kopekler arasindan Niko'yu sectim. Tanidikca daha da fazla seviyorum, daha baglaniyorum. 
Komutlari cok cabuk ogreniyor. Simdiden otur deyince oturuyor, gel deyince geliyor, yat deyince yatiyor, on ayagi ile tokalasiyor. Bana cok bagli, yanimdan bir dakika ayrilmiyor. Bebek gibi dis cikardigindan evde buldugu herseyi cigniyor, ciceklerimi ve bitkilerimi mahvediyor, aksam yorgun argin bir bardak cay icmek istedigimde tepemin ustune cikiyor.  Devamli oynamak istiyor. Arabaya binmeyi hic sevmiyor, benim kucagimda oturuyor, siki siki sariliyor bana araba surdugumde. Tuvalet sorununu %80 cozduk diyelim. Hala tamamen cozmemiz lazim. Ama cok cabuk ogrendiginden bir haftaya sorun kalmaz gibime geliyor. 
Benim gibi devamli disarida birseyler yapan biri icin tum zamanimi evde onunla gecirmek sikintili. Ama biraz buyuyunce bu kadar cok zamanimi almaz diye umit ediyorum. 

Sonsoz: Vay be diyorum kendime. Nereden nereye.. 100 yil gecse bir kopegim olacagini, onu bu kadar simartacagimi, baglanacagimi asla tahmin etmezdim. Hayat ne kadar degitiriyor insani!! Hayatima hosgeldin Niko(lai). 

harold ve maude

Film kisaca yasam ve olum uzerine.  Harold genc yaslarinda, karamsar, devamli olmek isteyen, film boyunca defelarca intihar girisiminde bulunan tuhaf biri. Bos zamanlarinda baskalarinin cenazelerine katiliyor. 1971 yapimi oldugu halde annesi ogluna bilgisayar yardimiyla kiz arkadasi bulma cabasinda. Harold'de onlari enteresan olum planlariyla kacirmakta.


Obur yanda ise, icinden geldigi gibi davranan, cilgin mi cilgin, 80 yasina sayili gunler kalan Maude var. O kadar yasam dolu ki Maude... Hayatimizi cevreleyen binlerce kurali kendine has metodlar ile yok saymakta. Polisi hice saymakta. Yasami guzellestiren insanlardan. Sehirde egzoz dumanlarinin ortasinda kalan bir agaci kurtarmak icin, agaci kokunden sokup  ormana tasiyor mesela. Maude da baskalarinin cenaze torenlerine katilmayi seviyor. Bu ikilinin yolu cenaze torenlerinde karsilasir. Maude'un yasam enerjisi,olmeyi delicesine isteyen Harold'u degistirir. Harold ona asik olur. Kendini asar. Yasama baglanir.


Filmde sadece ask, yasam, olum yok, otorite, askeriye, savas, polis de elestirilmekte. Filmin muziklerini Cat Stevens yapmis.




Filmi izlerken ben buralari bir yerden taniyorum havasi vardi. Acaba benim yasadigim bolge mi diyordum pek de emin olamadan. 40 yil oncesinin Bay bolgesi (San Francisco) civari, daha bakir, daha guzel, taninmaz halde. Filmin cekildigi bolgede yasayinca, bu film daha bir ozel ve guzeldi benim icin.

Sonsoz: Harold ve Maude tam bir kult film, neden daha once izlememisim ki dedirtiyor.  Maude'un her hareketi aykiri, soyledigi her soz ozlu soz. Sunun gibi: ( A lot of people enjoy being dead. But they are not dead, really. They're just backing away from life. *Reach* out. Take a *chance*. Get *hurt* even. But play as well as you can. Go team, go! Give me an L. Give me an I. Give me a V. Give me an E. L-I-V-E. LIVE! Otherwise, you got nothing to talk about in the locker room. )  Izlemediyseniz siddetle tavsiye olunur.

havva ana

Ben en cok onu Havva Ana karakteri ile sevdim. Bizim evde defalarca izlenildi bu dizi. Cok zeki, mert ve icten biriydi. Sanki kendisiyle oturup iki cift laf edecek, dert anlatacak, onun ogutlerini dinleyecektim birgun. Sevginin, askin ne kadar kutsal oldugunu gosterdi Yaman Okay'a olan derin aski ile. Dil kullanimi, kelimeleri ustaca yanyana koymasi, hepimizin yasadiklarini o tok sesiyle anlatmasini cok sevdim. Arkasinda Masum degiliz gibi bir sarkiyi birakmasi iyi ki bu dunyaya gelmis demeye yeter. Iyi ki hayatimiza girmis, iyi ki dunyayi degistirmis. Bugun onun olumuyle aski, dostlugu, hayati yeniden sorguladim. Sirf bunlari sorgulattigi icin bile tesekkurler ona.   Hoscakal Meral Okay!!!

bahar'a ovgu

Bizim buralarin kisi gercek kis gibi degil. Aralik, Ocak, Subat aylarinda gunduzleri sicaklik 20 derece civari. Hergun neredeyse gunesli. Yagmur bile dogru duzgun yagmiyordu son iki hafta haricinde. Boyle olunca, Subat'in basinda agaclarda kendini gosteren pembe, beyaz cicekler icimde hicbir duygu kipirdamasi dogurmadi. Baharda insanin icinin civil civil olmasi ici cetin bir kis gecirmesi gerekiyormus.


Her ne kadar ciceklenen agaclar karsisinda birsey hissetmesem de yeseren tepeler beni mutlu ediyor bu yeni mekanimda. Buranin bahari, Subat-Mart civari yesillenen tepeler demek. Oyle kurak bir yil geciyorki, bu tepeler cok uzun sure yesil kalmayacak. Ben de hazir yesil tepe bulmusken bol bol Kaliforniya usulu baharin tadini cikariyorum. Bugunku kilometrelerce suren inisli cikisli yuruyusten bu posttaki kareler kaldi.


Bu bolgenin gecim kaynaklari sarapcilik ve hayvancilik. Boyle olunca tepelerde bol bol otlayan inekler goruyoruz.




Birlikte yuruyus yaptigimiz arkadaslar bana malzeme cikarttilar.


Baharla birlikte kis uykusuna yatan hayvanlarda uyaniyor. Gecen hafta bu parkta tek basima yuruyus yaparken bir dag aslani ile burun buruna geldim. Bugunse su yilanla karsilastik. Amerikali arkadaslarim ellerine aldilar, oynadilar. Yilanin S cizerek suzulusu hostu. Sanki surtunmesiz bir ortamda kayiyordu. Beni urkutuyor yilanlar. Acaba kulturel farklilik mi?


Cetin bir kistan cikan  herkesin bahari kutlu olsun!!! Bu mahveden havalar senlendirsin gonulleri...

flash mob

Su flash mob'lara bayiliyorum. Kendimi boyle basarili bir flash mob'un icinde aniden bulmak istiyorum. Her ne kadar bu videoda izleyenler olayi pek anlamamis gibi gozukse de. O gun yuzumden gulumseme eksik olmaz herhalde.

ne kati ne sivi: oobleck

Amerika'da temel bilimlere, matematige ve muhendisliklere olan ilgi ciddi oranda azalmakta. Genel anlamda bu tur bolumlerin daha zor olduguna inanan gencler kolay oldugunu dusundukleri bolumleri  seciyor. Ozellikle orta okuldaki ve lisedeki ogrencilerin universite yillarinda sayisal alanlara kaymasi icin buyuk bir caba harcanmakta. Nasil yapariz da ilgiyi artiririz adina cok fazla calisma yapilmakta ABD'de. Universitelerde, bu cabaya ortak olarak kampuslerini bolgedeki ilkokul, ortaokul ve lise ogrencilerine aciyor ve bilimi eglenceli bir sekilde ogrencilere sevdirmeye calisiyor. Interaktif deneylerle ogrenciler eglenceli bir gun geciriyorlar ve biz de onlarin bilime olan ilgilerinde bir adim ilerleme oldugunu varsayiyoruz.


Bu tur aktivitelerden biri gecen seneki okulumda olmustu. Cocuklar tarafindan en ilgiyle karsilanan oyunumsu deney oobleck havuzuydu. Bize ogretilen maddenin uc hali vardi: kati, sivi ve gaz. Non-newtonion akiskanlardan benim haberim yoktu. Bilmiyorum Turkiye'deki ogretiliyor mu bu tur akiskanlar. Bu akiskanlar, uzerine uygulanan basinca gore hal degistiriyor. Eger basinc uygulamazsaniz sivi gibi hareket ediyor, fakat basinc uygulaninca viskozitesi (agdaligi) artiyor ve kati gibi davraniyor.


Bu tur akiskanlari elde etmenin en ucuz ve en eglenceli yolu: misir nisastasi ile suyun karisimi. Hatta biraz mavi boya ile su rengi de elde edilebilir. Sonrasinda gelsin eglenceli zamanlar. Bizim okulda asagidaki videodaki gibi bir havuz olusturuldu nisasta ve sudan. Cocuklarda uzerinde boyle kosusturdular. Kahkalarla cinladi okulu.  Surada da Mythbuster'in deneyi.




Bu akiskanla ilgili bir baska deney de bu siviyi sipikerin ustune dokup dans ettirmek. Burada modern sanat muzelerinde bu tur fikirlere sikca rastlaniyor. Spikerin titresimleri ile bu sulu nisastanin viskozitesi artiyor ya da muzikle cosuyor nisasta:)

 

Sonsoz: Bilim cok eglenceli, cok yaratici bir sekilde ogretilebilirin bir kaniti.

adaptasyon

Bu aralar pek yazamiyorum. Yeni bir ise basladim, yeni bir sehire tasindim. Eski evimi, eski sehrimi, arkadaslarimi ve eski hayatimi geride birkatim. Yeni bir sayfa actim hayatimda. Ayni sehirde bile bir evden baska bir eve cikmak koklu bir degisiklikken, 3850 km batiya gitmek kat be kat degistirdi yasamimi. Arabayla asagidaki su yolu katettim 8 gunde. Gormek istedigim birkac dogal parki gordum.Cok guzel bir yolculuktu. Keske daha uzun zamanim olabilseydi. Yol maceralarimi bir baska yaziya birakiyorum.


Tasinmam her ne kadar Amerika'nin icinde de olsa baska bir ulkeye gelmis gibiyim. Daha onceki yasadigim sehirden cok farkli bir yer burasi. Farkli bir eyalet oldugu icin trafik kurallari bile farkli. Oncelikle dogasi Louisville'e gore cok fakir. Orta bati cok yesildi. Evimden 5 dakika uzaklikta cennet gibi dogal parklar vardi. Dort mevsim vardi. Burada ise neredeyse tek mevsim var. Yaz kis hava sicak. Son dort aydir birkac kez yagmur yagdi. Onun haricinde hep gunluk guneslikti. Tabii ben bu durumu cok sikici buluyorum. Tepelikli bir sehir. (Asagidaki iki  fotografi gecen bahar burayi ziyaret ettigimde cekmistim.)


Bu tepeler kupkuru. Tek yesil olan sey uzum baglari. Sehrin en onemli gecim kaynaklarindan biri sarapcilik. Pek cok yerli turist geliyor buraya saraplari yuzunden. Tepeler sadece subat-mart aylarinda biraz yesilleniyor. Tarim anlaminda seviyorum burayi yalniz. Nar, limon, portakal, zeytin agaclari tum evlerin bahcelerini susluyor. Dalindan koparilmis limon gibisi yok.


Dogasi haricinde insanlari da Louisville'den cok farkli. Benim eski sehir siyah ve beyaz diye ayrilmisti. Burasi Asyali, Meksikali, Hintli cogunlukta. Pek siyahi insan yok. Gecen hafta liseler arasi bir bilgi yarismasinda gonullu olmustum. Ogrencilerin cesitliligi, bolgenin cok renkliligini cok iyi yansitiyor. Neredeyse beyaz Amerika'li yok. Tr'de Amerika denince boyle goruntuler pek hayal edilmiyor. Ama Amerika tum dunya milletlerinin karistigi bir mozaik.




Yeni ev olayina gelince, daha dusuk kalitede bir yere Louisville'de odedigim 3 katini oduyorum. Kaliforniya'ya hosgeldin mesaji ucuk ev kirasiyla veriliyor.  Bu kadar parayi verip kucucuk karanlik bir evde oturmak sinir bozucu. Kaliforniya ABD'nin en pahali eyaleti ev konusunda. Benzin fiyatlari konusunda da oyle. Kaliforniya'nin diger bir kotu yani ise Turkiye'yle olan zaman farkli. 7 saatlik fark 10 saate cikti. Ailemle olan telefonlasmalarimi cok kisitlandi.


Yeni is konusuna gelince, doktora ogrenciliginden sonra mesai saatleri ile calismak bunyeye soguk dus etkisi yaratiyor. Doktora surecinde biraz kendi ozerkligimi ilan etmistim, pek karisanim gorusenim yoktu. Istedigim konuda, istedigim saatte, istedigim yerde calisiyordum. Tabii bu duzensiz bir hayata tekabuldu. Sabahin 6-7 sinde uyudgum oglen 12-1 gibi kalktigim cok oldu gecen sene. Cok problemli bir uyku duzeni. Yapmak istedigim cogu seyi yapamiyordum. Sosyal hayatim altust olmustu. Beynim aksam 11'den sonra calismaya basliyordu. Sabahlara kadar oturuyordum.


Simdi ise hayatim sabah 7'de basliyor. Aksam 6'ya kadar isteyim. Sonra yemek yuruyus derken gun bitiyor. Gece 11:30'da gozlerim kapaniyor. Yeni bir is oldugundan cok fazla ogrenmem gereken sey var. Bazen cok yoruluyorum. Aksam ne bir sey okumak ne bilgisayari acmak geliyor icimden. Pek film izlemiyorum artik. Haftasonlari ise goz acip kapayana kadar bitiyor. Zaman yonetimi sorunum var. Is yerindeki arkadasliklar ise gayet resmi. Okul ortamindan cok farkli. Yuksek beklentiyle baslayinca biraz hayal kirikligi oldu. Ama artik is yerinde arkadas edinme hayallarim yok. Louisville'de o kadar tanidik bildik insandan sonra, yeni bir yerde kimseleri bilmemek pek sorunlu. Okul ortaminda hic caba harcamadan ortak zevklerinin oldugu cok fazla insanla tanisma firsatim vardi. Zamanla arkadasliklar dostluklara donusmustu. Burada arkadasliklara sifirdan baslamak pek yorucu. Insanin herhangi bir maske takmadan bir iki laf edecegi birisini bulmasi pek zor.

Bu aralar radyoyu her actigimda Adele'in Rolling In the Deep'i cikiyor. Sabahlari denk gelince radyonun sesini sonuna kadar acip dinliyorum. Enerji icecegi etkisi yaratiyor. Kaliforniya'yi,yeni bir isin ilk aylarini bu sarkiyla animsayacagim.

   

 Sonsoz: Biraz gunluk tadinda bir yazi oldu. Bol fotografli baska yazilarin sozu ile bitireyim.

Mary and Max

Uzun bir Noel tatili... Sekiz gunluk bol kitapli, bol filmli, tembel mi tembel bir ev tatilindeydim. Yarin tekrar is basi yapacagim. Uzun bir sure 8 gunluk bir tatilimin olmayacagini bildigim halde, bir yerlere gitme enerjisi yoktu icimde. Bu sure icinde bol bol kitap okudum yataktan cikmadan, film izledim sabahlara kadar. Yarindan itibaren yine hayal olacak bu istedigim saatte yatma ve kalkmalar. Tatil boyunca bir iki yeni Turk filmi izledim ama kayda deger bir filmle karsilasmadim. Izledigim yabanci filmler arasinda Mary and Max en kayda degeriydi.  Not duseyim buraya dedim.


Bu filmde Mary ve Max mektup arkadasi. Mary Avustralya'da yasayan kucuk bir kiz. Icine kapali. Alnindaki benle herkes dalga gecmekte. Kendini cirkin gormekte. En sevdigi sey yogunlastirilmis tatli sut. Max ise New York'ta tek basina  bir apartmanda yasayan, obezite sorunu olan, duygularini ifade edememe ve insanlarla iletisim sorunu olan biri. Yaninda yuzler adli bir kitap tasir ve insanlarin karmasik yuz ifadelerini bu kitap sayesinde bulmaya calisir. Gulmeyi -aglamayi bilmez. kMax'i filmde Philip Seymour Hoffman seslendiriyor.


Max ile Mary uzun yillar birbirlerine yazarlar. Inisli cikisli bir surectir arkadasliklari. Birbirlerinin sorunlarina cozum ararlar. Bazen Mary ilginc sorulari ile Max'in sinirlarini zorlar, sinir krizlerine sokar. Mary ile Max birbirlerine 25 yil yazarlar. Mary, sonunda piskoloji bolumune girer ve Max'in problemleri uzerine bir kitap cikarir. Bu kitabi imzalayip Max'e gonderir ve Max, Mary'yi bir kalemde siler. Izin almadan boyle birsey yapmasi affedilmezdir. Birbirlerinin hayatindaki en onemli sey bu dostluktur. Mary, Max'in arkadasligi olmayainca derin bir deprasyona girer. Film boyle devam ediyor. Asagida Que Sera Sera (whatever will be) esliginde Mary and Max'den bir kuple.


Oylesine gulluk gulistanlik bir stop-motion degil bu. Mahvedip birakiyor sonunda. Duygular alt-ust oluyor. Hayat herkes icin zor ama kirilganlar icin daha da bir zor. Filmde kendini kabul et, kendini oldugun gibi sev, insanlari degistirmeye calisma gibi alt mesajlar var. Film, aileni secemezsin ama arkadaslarini secebilirsin gibi bir mesajla bitiyor. Bu cetrefilli hayati guzel kilan edinilen dostluklar galiba...

ps: kotu anlarin minimum duzeyde oldugu bir yil dilegiyle..

Waste Land ve Vik Muniz

Enterasan bir yapim Waste Land. Brezilya'li fotografci Vik Muniz'in bir projesinin yasama gecme surecini izliyoruz filmde. Vik Muniz, fotograflarinda degisik materyaller kullaniyor. Sekerle, cikolatayla cok hos seyler cikartabiliyor. Ben Vik Muniz cikolata sosu ile yaptigi birkac calismayi New York Modern Sanatlar muzesinde gormustum.


Waste Land filminde ise  Rio'nun tum copluklerinin atildigi alanda, geri donusum materyallerini toplayan iscilerin hayatini konu ediniyor. Tabii, tum toplayicilarin hayati bir roman. Hepsine yaklasip onlarin oykulerini dinliyor ve onlari fotografliyor.


Bu fotograflari ise buyuk bir alana yansitip, iclerini geri donusum materyalleri ile kolajliyor.  Filmde, bu asamada cop toplayicilari calisti. Son asamaya gelen eserler fotograftan ziyade dev bir kolaj-resim arasi. 


Verilen emege sahit olmak, Brezilya'nin favelalarindan copluklerine farkli hayatlara sahit olmak ve Vik Muniz gibi sirin bir insani yakindan tanimak icin mukemmel bir yapim Waste Land.  Bu projeden kazanilan tum para da cop toplayicilarina gitmis. Sanatin toplumsal sorunlarda kullanilmasi takdir edilesi. Ben cok begenerek izledim filmi. Vik'in birkac farkli projesi de asagida...

Vik'in cikolata sosu ile yaptigi bir eser:


Vik'in seker tozu ile yaptigi bir eser."Sugar Children" serisi.

Wallace ve Gromit

Ben neden kacirmisim bu ikiliyi bilmem. Daha yeni izledim yuzumde tebessumle.  Wallace ilginc icatlar yapan biri. Bu icatlar Zihni Sinir tadinda. Gromit ise onun can dostu kopegi. Birlikte yasayip gidiyorlar. Wallace'i Peter Sallis seslendiriyor.


Ilk once, Wallace&Gromit in a Close Shave'i izledim. Bu kisa anime en sevdigim oldu iclerinde. Cam temizleme isindeler bu episodda. Bir yun dukkanin camlarini silerken Wallace yun dukkaninin sahibesinden hoslaniyor. Yun sahibesinin bir kopegi var. Cani kopek sevimli koyunlarin pesinde. Oyle cok soylenecek birsey yok ama cok sevimli.

Ikinci olarak Wallace&Gromit A Grand Day Out izledim. Evde peynirleri bitince, ayin peynirden yapildigina inanan Wallace bir uzay mekigi dizayn eder ve 5 cayina aya giderler krakerleriyle. Bu da sevimli ama ilki kadar degil.


Bir diger bolumde Wallace&Gromit A Matter of Loaf and Death'i izledim. Bunda Wallace ve Gromit'in ekmekciler. Ilginc bir sekilde kasabadaki tum ekmekciler birer birer olduruluyor. Wallace bu arada bir hatunla tanisiyor ve ona asik oluyor. Kadinin baska planlari var ama. Bu da gayet guzeldi.


Ve son olarak da Wallace&Gromit in the wrong trousers'i izledim. Bir pelikan Wallace'lerin evine yerlesiyor. Yavas yavas Gromit'in evdeki pozisyonunu salliyor. Onu evden atmak ve onun gercek yuzunu Wallace'a gostermek Gromit'in rolu oluyor bu bolumde.



Sonsoz: Birbirinden sevimli ve yaratici, 20-30 dakika araliginda muthis playmationlar. Siddetle tavsiye olunur.

yilin ogretmeni

Bu aralar Khan Academy'nin bagimlisi oldum. Salman Khan'in kuzenlerine internet uzerinden ogrettigi dersler zamanla cok yogun istek almis ve su anda buyuk bir izleyici kitlesine ulasiyor. Ben biraz universitede alip hafiften unuttugum konulara bakayim diye basladim. Ama adam o kadar guzel anlatiyor ki dersleri, oturdum baska dersleri de izledim. 12000'den fazla ders var sitede. Matematik(Calculus,Linear Algebra, Statistics,...), bilim(biyoloji,fizik,kimya,astronomi, bilgisayar bilimleri,...), tarih, sanat tarihi, Amerikan tarihi, ve daha niceleri.Gordugum en basarili uzaktan egitim videolari.

Khan'in kisa bir Forbes soylesisi surada.

Uzun bir TED konusmasi ise surada.

Ogrenmekten zevk aliyorsaniz veya unuttugunuz konulari tekrar gozden gecirmek istiyorsaniz siddetle tavsiye ederim. Uzun zamandir etkilendigim en iyi ogretmen Salman Khan!!!

izledim sevdim

Yazacaklar biriktikce daha az yazar oluyorum buraya. Daha fazla ertelemeden son aylarda izlediklerimden bahsedeyim.

3-4 ay oncesinde Woody Allen'in Midnight in Paris'ini izledim. Bir yaz aksami sinemasina cok yakisan bir film. Kafayi cok yormuyor. Paris'i guzelce gezdiriyor. Hem gunumuzu hem gecmisi iceriyor. Paris'te son birkac yuzyildir yasamis yazar-ressam-dusunurleri de barindiriyor. Genel tema, "her zaman yasadigimiz cagi begenmememiz ve dusunce-sanat anlaminda altin cagi hep gecmiste aramamiz" diye ozetlenebilir. Filmdeki oyuncu kadrosu da cok kuvvetli. Woody Allen Manhattan'dan cikmakla iyi etti. Ben hem Paris'i hem Barcelona'yi cok begendim onunla.





Son birkac ay izledigim en guzel filmler arasinda kesinlikle Arka Pencere (Rear Window) var. Ben hep Hitchcock 'tan korkarim ihtimali ile Hitchcock filmi izlemedim. Ah onyargilar!!! Hala da Pyscho'yu izlemeyi erteliyorum. Yakinda izlerim ama:) Rear Window'la okulun sanat kutuphanesinde tanistim. Bir fotografcinin basrolde oynamasi benim icin filmi izlenir kategorisine koymustu. Herneyse bir Pazar aksami filmi izledim. Sanki tiyatro oyunu izliyor gibi hissettim kendimi. Teknolojinin bu kadar ileri olmadigi yillarda, dekorun, isigin kullanilmasi super.Daha cok polisiye tarzi gibi. Sonuna kadar heyecanla izlettiriyor. Bazi ogeler, gunumuzde klise olarak kabul edilebilir. Ama filmin 1954 yapimi oldugunu dusunursek cok takdir edilesi bir film. Film Hitchock filmografisinde de onemli. Bundan sonra cektigi tum filmler ustalik zamani olarak nitelendiriliyor.   Konusmalar cok gercekci. Ozellikle yardimci(temizlikci) ile fotografci arasindaki konusmalar. Grace Kelly ve James Stewart, oyunculuk anlaminda cok iyi.



Rear Window, diger Hictcock filmlerinin kapisini acti bana. Tabii ki Vertigo'yu izledim sonrasinda. Bende de hafif bir Vertigo'luk durum var. O yuzden yeterince gerdi beni. Artik bir San Francisco'lu oldugumdan, tum San Francisco ayrintilari da cok daha hosuma gitti. Filmin cekildigi cogu yeri biliyorum.


Daha sonra Birds'u izledim. Bu filmde San Francisco civarinda. Kuslarin bir adayi isgal etmesi, insanlara saldirmasi uzerine bir film. Biraz geriyor ama cok da degil. Basrol oyuncusu kadin cok iyi degildi filmde. Gorsel efektler yine 50'lere gore cok iyi. Hicthcock simdiki teknolojiye sahip olsaydi neler yapardi diye dusunuyor insan.


Daha sonra Notorius'u izledim. Notorius diger filmlerden cok daha farkli. Ikinci dunya savasi sonrasi bir casusluk filmi. Ingrid Bergman dokturmus filmde. Ne kadar guclu bir kadin oyuncu. Karsisinda ise Cary Grant var. Film Brezilya'da gecmekte. Ingrid, uranyum zenginlestirme planlari yapan bir gruptan bilgi sizdirmakla gorevli. Ingrid'in ses tonuna hayran kaldim. Film cok cok iyi. Sanirim, Hitchcock listemin ust siralarinda yer alir bu film.


North by Nothwest de yine IMDB'de yuksek puanli filmlerden. Film New York'ta basliyor. Basrol oyuncumuzu bir grup insan kaciriyor, ona bir cinayeti yukluyorlar, ve onu baska bir isimle cagiriyorlar. Neden kacirildigini veya neden basina boyle seylerin geldigini anlamadigi halde film boyunca devamli kacan bir Cary Grant var filmde. Filmin cogu sahnesi sinema tarihi acisindan onemli. Ozellikle misir tarlasinda, ucaktan kacis sahnesi cok unlu. Bu filmdeki kadin oyuncunun performansini cok begendim. Film sonunda Mount Rushmore'dan kacis bolumleri de guzel. Genel anlamda benim favorilerim arasinda degil.



Bu kadar Hicthcock filminden sonra, tesaduf eseri kesfettigim Giant adli filmden bahsedeyim. Elizabeth Taylor ve Rock Hudson'un basrollerinde oynadigi bir film. Ayni zamanda James Dean'in son filmi. Dogrusu benim izledigim ilk James Dean filmi. Hikaye genel anlamda klise olabilir. Elizabeth ile Rock ilk goruste birbirlerine asik olurlar ve evlenirler. Elizabeth, dogu yakasindan Teksas'in bir ciftligine gelin olur. Cok buyuk bir degisimdir onun icin. James Dean ise ona uzaktan asik olur. James fakirdir ama sonunda Teksas'ta petrol cikartir ve zengin olur. Hikaye klise olsa da Amerikan tarihi acisindan onemli bir film. Ozellikle irkciliga karsi cekilen ilk filmlerden. Teksas'ta yasayan Hispanik halka karsi beyazlarin yaptigi irkcilik filmde yerini buluyor. Genelde siyahlara karsi yapilan irkciliktan bahsedilir ama filmde ilk kez Teksas'taki Hispanik kesimi haklarinin olmadigini goruyoruz. Genel kurgu haricinde yan anlamlar cok onemli filmde. Cok iyi bir klasik film. Bir pazar sabahi zevkle izlenebilir.


Ve son olarak Best years of our lives: Bu film ikinci dunya savasi sonrasi eve donen uc askerin normal hayata gecis donemini anlatiyor. Bu filmi Paul Auster'in bir kitabindan (Sunset Park) hatirliyorum. Kitapta o kadar cok bu filme atif vardi ki, kitabin bazi bolumlerini kacirdim. Filmdeki, uc askerden biri, orta yas ustu, 20 yillik evliliginden 2 cocugu var. Bir digeri, savasta basarilar elde eden bir pilot ama normal hayatinda dondurma tezgahinda calisan biri. Ve son asker donanmada ellerini kaybetmis venisanli. Ucu de uzun askerlik sonundan eski hayatlarina donuyor, ama artik cok farkli onlar. Ozellikle ellerini kaybeden askerin yasadiklarini Ugur Yucel'in yazi-tura'sinda da gormustum. Savastan donup dondurma tezgahina donmenin hayal kirikligi da insani uzuyor. Film yine Amerikan tarihi acisindan onemli. 1946 yapimi bir film. Paul Auster'in kitabinda filme bakarak o cagin kadinlarinin is yasamindaki onemi vurgulanmaktaydi. Ben filmi cok zevkle izledim. 
 

Nurvenur'la pazar sinema kusagi bugunluk burada son buluyor. Esenlikler.....

tatilden donus

Tum yaz deniz deniz diye sayiklayinca, doktora sonrasi denize girmek sart olmustu. Bir aklim Atlantic'e git dedi ama orada deniz cok dalgali ve su cok ilik degil.. Boyle olunca guneye inelim dedim ve Destin'e gitmeye karar verdim.

Destin-Panama City, Meksika Golf'u denilen bir bolgede. Genelde ailelerin takildigi bir tatil mekani. Deniz turkuaz renginde, kum bembeyaz.

Otel odamin penceresinden... Denizle gokyuzu birbirine karismis.
Tum kiyi birbirine benziyor. Cok fazla plaj degistirdim kiyi boyunca ama denizin karakteristikleri hep ayniydi. Cok derin degil deniz. O yuzden cocuklu aileler icin ideal sanirim. Suyu Akdeniz'inki gibi ilik ama tuzsuz. Bol bol balik var. Bir adada snorkel yapip saatlerce baliklarla oynadim. Amerika'da ilk kez denizde yuzdum. Pasifik ve Atlantik o kadar soguk ve dalgali ki, sadece sorf yapilabiliyor oralarda. Boyle turkuaz sularda yuzmek bir hayaldi benim icin hep.

 

Denizdeki hayvanlardan bu sefer nedense tirstim, bir balik turu devamli gelip isiriyordu. Bol bol yengec vardi. Hic gormedigim buyuk balik turleri vardi. Deniz kablumbagalari vardi. Ilk korkuyu atlattiktan sonra, onlari incelemek de hos oldu.

Deniz kiyisinda gunesin batisini izlemek, kiyiya vuran deniz kabuklarini toplamak, ne kadar rahatlaticiydi anlatamam.


Amerika'nin en sevdigim ozelligi, insanlarin birbirini rahatsiz etmemesi.Bu plajlarda insanlar et et ustunde degil. Insanlar birbirine aralik birakacak sekilde konumlaniyor. Birbirini dikizlemiyorlar.  Herkes kendi halinde.

Plaj'da bangir bangir Serdar Ortac calmiyor:) Plaj'da kindle'mi veya SLR kamerami birakip denizde zaman gecirince, bu aletlerin calinacagina dusunmuyorum bile. Maalesef, Turkiye'nin plajlari cok kalabalik, gurultulu, ve guvenli degil.

 

Deniz'in muthis bir iyilestirici gucu var. Iki gun deniz kiyisinda olunca, tum doktora surecinin yorgunlugunu attim. 

 
 
 
Gittigim bolgede bol bol parklar vardi. Buralarda dunes (kum tepeleri) var. Bembeyaz kumcuklarda yetisen bitkiler enteresan. Koruma altinda bir bolge.

 

Aileler genelde bu bolgeye aksamustu profesyonel fotografcilarla gelip aile fotograflari cektiriyorlar. Aksam 6'dan sonra bu park beyazlar giyinmis ailerle donandi. Sanirim, bizim plaj kulturunden en buyuk farki bu fotograf olayiydi.


Sans eseri, bir dugune sahit oldum plajda.Patirtisiz, kuturtusuz muthis bir dugundu. 4 kisilik davetli grubu ve fotografci. Gayet sade, plajda super bir dugundu. Bayiliyorum bu tur sade evlilik seromonilerine. Bu sevimli toren de, bu sakin plajin aksamustu surprizi oldu bana.

Sonsoz: Golf'un sulari mis gibiymis. Buradan, Turkiye'nin denizlerini ozleyip ahh cekmeye bir son vermis oldum. Denizsiz hayat cekilmiyor. Denizi ozleyenlere kisacik da olsa bir deniz tatilini tavsiye ederim.3-5 gun deniz kiyisinda olmayacaksak hayatin ne anlami var, degil mi??