The Bastard of Istanbul

Bol karakterli, bol tasvirli, cinli-perili bir kitabi daha Elif Safak'in. Her Elif Safak kitabi gibi, insan elinden birakmak istemiyor kitabi. 3 gunde bitirdim, yapmam gereken onca ise ragmen. Ingilizce versiyonu gercekten akici. Kitap sonrasi arastirmalarimdan, Turk okurun Turkce cevirisinden pek hoslanmadigi anlasiliyor. Ama ingilizcesi tatmin ediciydi. Arastirmalarimdan, kitabin adindaki pic lafinin cogu okuru ve kitapciyi rahatsiz ettigi anlasiliyor. Ben adini cok rahatsiz edici bulmadim dogrusu. Ama turkce adi ile ingilizce adinin neden farkli oldugunu merak ettim. Biri "Baba ve pic" digeri "Istanbul'un pici". Ben ikisini de kitapla tam ozdeslestirmedim. Ben olsam "Asure" koyardim herhalde ismini. Sadece isimleri degil, kapak tasarimlari da farkli cevirilerde.

Turkce tasarim: Benim favori kapagim bu. Bence kitabi iyi yansitiyor. Bir catinin altinda binlerce olmayi, tanelerin sacildiktan sonra dagilmasini, dis kabugun altinda binlerce kanli olayin olabilecegini, her ailenin disaridan sakladigi aci verecek sirlarinin oldugunu animsatiyor bana.

Ingilizce tasarim: Ingilizce tasarimi şık ama kitabla ilgisi yok. Hicbir metaforik ozelligi yok.


Italyanca tasarim: Minareye girmis bir nar. Bu genocide'e direkt gonderme. Allahtan minare nar suyuna boyanmamis. Bence hic dusundurmeyen bir kapak tasarimi.

Neyse kapak tasarimlarnini verdikten sonra, kitaba ve yazara tekrar doneyim. Oncelikle birkac olumlu sey soyleyeyim kitapla ilgili. Farkli kulturlerin yasam tarzlarindaki degisiklerin saptamasi kitabin guzel yani. Ben ozellikle Amerika tarafindaki gozlemleri cok sevdim. Hala US'i gozlemleme asamasinda oldugumdan herhalde. Her kitapta Elif Safak bir konuya yonelik bilgisini ispatliyormus gibi geliyor bana, bu kitapta da farkli kulturlere ait ne kadar cok sey bildigini gosterdi. Pinhan'da ne kadar Osmanlica kelime bildigini ve cinler-periler-dervisler-tekkeler uzerine neler bildigini gostermisti. Kendisini tebrik ediyorum.

Simdi de bu kitabin onceki kitaplardan farkina gelelim. Bu kitapta Elif Safak Turkiye'li olmasindan oturu bir rol ustlenmis. Onceki kitaplarinda, Turkiye'de yasayan bir grubun elcisi degildi. Simdi Ermeni'lerin elcisi olmus. Yasadiklari surgunu dile getirmis. Bunu yaparken bir Turk ile bir Ermeni aile kullanmis. Turk aile akil sagligi yerinde olmayan, tarihini bilmeyen kadinlardan olusmakta. Ermeni aile gorece daha derli, toplu. Biraz aile icinde birbirlerine cok karisiyorlar, ama akil sagliklari yerinde, tarihlerini biliyorlar. Turk aile ise garipliklerle dolu. Turk tarafi gecmisinden bihaber. Ermeni kizdan "Turkler ermenileri oldurdu, o kista kiyamette surdu" lafini duyunca ah "Turkler canavar olmali" diyecek kadar catlak kadinlardan olusmakta Turk aile. Yani tamam cogu ortalama Turk, Ermenilere hangi tarihlerde neler yapildigini birebir bilmiyor olabilir de, bu kadar da salak degiliz. Bu kadar da Turk kimliginden soyutlamiyoruz kendimizi. Evin kizinin erkek arkadasinin ismi Aram ama bu Turk aile Aram'in hic Ermeni oldugunu dusunmemis. Turklerin dummy'ligi gereginden fazla abartilmis kitapta bence.

Aci ceken bir Ermeni ailesi ile Istanbul'da zevki sefa suren bir Turk ailesinin, soykirimin iki yanini temsil etmesi pek de adil degil. Yazarin yansizligini bozuyor. Cocuk masallari yazan masum bir Ermeni yazarin bir gecede evinden apar topar alinip oldurulmesi. Acimamiz icin daha ne kadar duygu somurusu yapabilirdi, bilemiyorum. Kendimi sezercik'in senaryosunu okurken hissettim bazen.

Yazar okuyucuyu Ermeni ailenin acili tarihine uzulmeye, onlara acimaya, ailenin yerine koymaya o kadar zorluyor ki. Zorluyor diyorum cunku, bir degil, iki degil, kac kez ayni tehcir farkli Ermeni insanlar tarafindan dillendiriliyor. Yazar "Turkler tarihini unutur, Ermeniler 100 yil oncesini gun-be-gun hatirlar" diyor, ama bu mesaji binlerce kez tekrarliyor. Okuyucuya hic dusunme-tartma-sorgulama sansi birakmiyor. Sanirim ben kitaplarda mesajin ya da olaylarin okura dayatilmasini sevmiyorum. Biraz acik uc olmali okura kalan. Kitabin sonunda 3 kez ailenin soyagaci anlatildi, sanki bir kere de bu iliskileri kuramayacak okur. Zaten bastan belli bunlarin akraba cikacagi, hicbir surprizi yok ki. Sanki buyuk bir kurguymus gibi gururla 3 kez tekrarlamaya gerek yok. "Pic"in babasini da ilk 40 sayfada soyleyebilir, ortalama bir okur. Ama illa kadin dummy okuyucular icin herseyi bir bir aciklayacak, Allah'tan resimler cizerek dugumu bir daha en sonda gostermemis. Ben tum Elif Safak kitaplarinin sonunda hayal kirikligi yasiyorum, bence iyi toparliyamiyor, tatmin edici bir son olmuyor. Mustafa'nin sirf uvey-kizini almasi icin Istanbul'a gelmesi. Ben de yuttum. Peh.

Baskaca, her zamanki gibi Elif Safak gereksiz karakterlerle doldurmus kitabi. Mesela, Zeliha'nin Aram adli sevgilisi oyle zorlamaki. Herhalde sonradan katti kitaba. Kitabin sonunda anlattigi gereksiz olu arabasi soforunun hayat hikayesinde dayanma gucumu kaybettim sanirim. Saymadim ama kitaptaki karakter sayisi 60'dan fazla. Iki ailenin soy agaclari, uzaktan akrabalar, internet'teki karakterler ve Kafe Kundera'daki karakterlerle birlikte. Bir de bazi gereksiz tasvirler-olay anlatislari var. Son bolumde, futbol taraftarlarinin gecis torenini anlatisi 3 sayfayi buldu. Bunu hem de kitabin bitimine 10 sayfa kala yapti. Sanki bu taraftarlari anlatmasa olmazdi. Kitabin butunlugu bozulurdu maazallah.

Kitaptan sonra aklimda kalan sorular: "Osmanli devletinde bazi Ermeniler niye bir gecede toplanip olduruldu, niye Ermeniler evlerinden suruldu, ne tetikledi gercekte bu olaylari, niye baska azinliklar degilde Ermeniler suruldu, kimin fikriydi tum bunlar, kimin karari??". Sanirim bu konularde Elif Safak'in "bir vamis" ile baslayan masalindan cok yansiz gerceklere ihtiyacimiz var.

5 comments:

Rabia Nuray said...

Nurcan,
Ben de kitabi Ingilizcesinden okudum. Elif Shafak Turkceyi kullandigi kadar agdali kullanamamis Ingilizceyi, GRE :) kelimeleri kullanmaya calissa bile.
Kitabin kahramanlari arasinda kurdugu akrabaligi cok zorlama bulmustum. Bir de cenaze arabasi ve futbol taraftarlarinin anlatildigi kisim acaip baymisti. Ama "mahrem"in yaninda hic kaliyor..

nurvenur said...

Ben de senin onerin dogrultusunda okudum kitabi. Aslinda guzeldi keyifle okudum ama elestirilecek yanlari da vardi. Elif Safak ilginc bir yazar. Baysa da kitap, insan okuyup cabucak bitirmek istiyor:)
Sagol tavsiyen icin.

Günlerin Tortusu said...

Bu kitabı, kapağın çağrışımları nedeniyle hala okumadım. (Sarı Tebessüm filmini de aynı nedenle izle(ye)memiştim.)

Sizin yazdıklarınızla anlıyorum ki, nar doğru bir seçim, ama başka türlü bir fotoğraf seçilemez miydi?

nurvenur said...

Kitap kapaklarinin, kitap secmede cok etkili oldugunu biliyorum. Ben de her kitaba baslamadan once, kitabi okurken ve kitap bitiminde kapagi bir daha sorgularim. Dogru secim olmus mu diye?

Bu kitabin kapagini okuma oncesinde ben de cok sempatik, olagan ustu bulmadim. Fazla cinsel cagrisimli. Bir de ustune pic yazinca, cagrisimdan ote birsey oluyor. Ama kitabi bitirdigimde artik kapak kafamda yerine oturmustu. Bir de kitabin icinde bir bros var, ortasindan yarilmis bir nar, icinde kirmizi yakut tanecikleri var. Ayni kapaktaki gibi.

Sari tebessum'un posterini merak ettim simdi:) Nasil di ki acaba??

Günlerin Tortusu said...

Afişin üstünde, dikey bir dudak vardı desem.

Benim derdim, bazı şeylerin bu kadar "vulgaire" bir şekilde sunulması...