ne kati ne sivi: oobleck

Amerika'da temel bilimlere, matematige ve muhendisliklere olan ilgi ciddi oranda azalmakta. Genel anlamda bu tur bolumlerin daha zor olduguna inanan gencler kolay oldugunu dusundukleri bolumleri  seciyor. Ozellikle orta okuldaki ve lisedeki ogrencilerin universite yillarinda sayisal alanlara kaymasi icin buyuk bir caba harcanmakta. Nasil yapariz da ilgiyi artiririz adina cok fazla calisma yapilmakta ABD'de. Universitelerde, bu cabaya ortak olarak kampuslerini bolgedeki ilkokul, ortaokul ve lise ogrencilerine aciyor ve bilimi eglenceli bir sekilde ogrencilere sevdirmeye calisiyor. Interaktif deneylerle ogrenciler eglenceli bir gun geciriyorlar ve biz de onlarin bilime olan ilgilerinde bir adim ilerleme oldugunu varsayiyoruz.


Bu tur aktivitelerden biri gecen seneki okulumda olmustu. Cocuklar tarafindan en ilgiyle karsilanan oyunumsu deney oobleck havuzuydu. Bize ogretilen maddenin uc hali vardi: kati, sivi ve gaz. Non-newtonion akiskanlardan benim haberim yoktu. Bilmiyorum Turkiye'deki ogretiliyor mu bu tur akiskanlar. Bu akiskanlar, uzerine uygulanan basinca gore hal degistiriyor. Eger basinc uygulamazsaniz sivi gibi hareket ediyor, fakat basinc uygulaninca viskozitesi (agdaligi) artiyor ve kati gibi davraniyor.


Bu tur akiskanlari elde etmenin en ucuz ve en eglenceli yolu: misir nisastasi ile suyun karisimi. Hatta biraz mavi boya ile su rengi de elde edilebilir. Sonrasinda gelsin eglenceli zamanlar. Bizim okulda asagidaki videodaki gibi bir havuz olusturuldu nisasta ve sudan. Cocuklarda uzerinde boyle kosusturdular. Kahkalarla cinladi okulu.  Surada da Mythbuster'in deneyi.




Bu akiskanla ilgili bir baska deney de bu siviyi sipikerin ustune dokup dans ettirmek. Burada modern sanat muzelerinde bu tur fikirlere sikca rastlaniyor. Spikerin titresimleri ile bu sulu nisastanin viskozitesi artiyor ya da muzikle cosuyor nisasta:)

 

Sonsoz: Bilim cok eglenceli, cok yaratici bir sekilde ogretilebilirin bir kaniti.

adaptasyon

Bu aralar pek yazamiyorum. Yeni bir ise basladim, yeni bir sehire tasindim. Eski evimi, eski sehrimi, arkadaslarimi ve eski hayatimi geride birkatim. Yeni bir sayfa actim hayatimda. Ayni sehirde bile bir evden baska bir eve cikmak koklu bir degisiklikken, 3850 km batiya gitmek kat be kat degistirdi yasamimi. Arabayla asagidaki su yolu katettim 8 gunde. Gormek istedigim birkac dogal parki gordum.Cok guzel bir yolculuktu. Keske daha uzun zamanim olabilseydi. Yol maceralarimi bir baska yaziya birakiyorum.


Tasinmam her ne kadar Amerika'nin icinde de olsa baska bir ulkeye gelmis gibiyim. Daha onceki yasadigim sehirden cok farkli bir yer burasi. Farkli bir eyalet oldugu icin trafik kurallari bile farkli. Oncelikle dogasi Louisville'e gore cok fakir. Orta bati cok yesildi. Evimden 5 dakika uzaklikta cennet gibi dogal parklar vardi. Dort mevsim vardi. Burada ise neredeyse tek mevsim var. Yaz kis hava sicak. Son dort aydir birkac kez yagmur yagdi. Onun haricinde hep gunluk guneslikti. Tabii ben bu durumu cok sikici buluyorum. Tepelikli bir sehir. (Asagidaki iki  fotografi gecen bahar burayi ziyaret ettigimde cekmistim.)


Bu tepeler kupkuru. Tek yesil olan sey uzum baglari. Sehrin en onemli gecim kaynaklarindan biri sarapcilik. Pek cok yerli turist geliyor buraya saraplari yuzunden. Tepeler sadece subat-mart aylarinda biraz yesilleniyor. Tarim anlaminda seviyorum burayi yalniz. Nar, limon, portakal, zeytin agaclari tum evlerin bahcelerini susluyor. Dalindan koparilmis limon gibisi yok.


Dogasi haricinde insanlari da Louisville'den cok farkli. Benim eski sehir siyah ve beyaz diye ayrilmisti. Burasi Asyali, Meksikali, Hintli cogunlukta. Pek siyahi insan yok. Gecen hafta liseler arasi bir bilgi yarismasinda gonullu olmustum. Ogrencilerin cesitliligi, bolgenin cok renkliligini cok iyi yansitiyor. Neredeyse beyaz Amerika'li yok. Tr'de Amerika denince boyle goruntuler pek hayal edilmiyor. Ama Amerika tum dunya milletlerinin karistigi bir mozaik.




Yeni ev olayina gelince, daha dusuk kalitede bir yere Louisville'de odedigim 3 katini oduyorum. Kaliforniya'ya hosgeldin mesaji ucuk ev kirasiyla veriliyor.  Bu kadar parayi verip kucucuk karanlik bir evde oturmak sinir bozucu. Kaliforniya ABD'nin en pahali eyaleti ev konusunda. Benzin fiyatlari konusunda da oyle. Kaliforniya'nin diger bir kotu yani ise Turkiye'yle olan zaman farkli. 7 saatlik fark 10 saate cikti. Ailemle olan telefonlasmalarimi cok kisitlandi.


Yeni is konusuna gelince, doktora ogrenciliginden sonra mesai saatleri ile calismak bunyeye soguk dus etkisi yaratiyor. Doktora surecinde biraz kendi ozerkligimi ilan etmistim, pek karisanim gorusenim yoktu. Istedigim konuda, istedigim saatte, istedigim yerde calisiyordum. Tabii bu duzensiz bir hayata tekabuldu. Sabahin 6-7 sinde uyudgum oglen 12-1 gibi kalktigim cok oldu gecen sene. Cok problemli bir uyku duzeni. Yapmak istedigim cogu seyi yapamiyordum. Sosyal hayatim altust olmustu. Beynim aksam 11'den sonra calismaya basliyordu. Sabahlara kadar oturuyordum.


Simdi ise hayatim sabah 7'de basliyor. Aksam 6'ya kadar isteyim. Sonra yemek yuruyus derken gun bitiyor. Gece 11:30'da gozlerim kapaniyor. Yeni bir is oldugundan cok fazla ogrenmem gereken sey var. Bazen cok yoruluyorum. Aksam ne bir sey okumak ne bilgisayari acmak geliyor icimden. Pek film izlemiyorum artik. Haftasonlari ise goz acip kapayana kadar bitiyor. Zaman yonetimi sorunum var. Is yerindeki arkadasliklar ise gayet resmi. Okul ortamindan cok farkli. Yuksek beklentiyle baslayinca biraz hayal kirikligi oldu. Ama artik is yerinde arkadas edinme hayallarim yok. Louisville'de o kadar tanidik bildik insandan sonra, yeni bir yerde kimseleri bilmemek pek sorunlu. Okul ortaminda hic caba harcamadan ortak zevklerinin oldugu cok fazla insanla tanisma firsatim vardi. Zamanla arkadasliklar dostluklara donusmustu. Burada arkadasliklara sifirdan baslamak pek yorucu. Insanin herhangi bir maske takmadan bir iki laf edecegi birisini bulmasi pek zor.

Bu aralar radyoyu her actigimda Adele'in Rolling In the Deep'i cikiyor. Sabahlari denk gelince radyonun sesini sonuna kadar acip dinliyorum. Enerji icecegi etkisi yaratiyor. Kaliforniya'yi,yeni bir isin ilk aylarini bu sarkiyla animsayacagim.

   

 Sonsoz: Biraz gunluk tadinda bir yazi oldu. Bol fotografli baska yazilarin sozu ile bitireyim.

Mary and Max

Uzun bir Noel tatili... Sekiz gunluk bol kitapli, bol filmli, tembel mi tembel bir ev tatilindeydim. Yarin tekrar is basi yapacagim. Uzun bir sure 8 gunluk bir tatilimin olmayacagini bildigim halde, bir yerlere gitme enerjisi yoktu icimde. Bu sure icinde bol bol kitap okudum yataktan cikmadan, film izledim sabahlara kadar. Yarindan itibaren yine hayal olacak bu istedigim saatte yatma ve kalkmalar. Tatil boyunca bir iki yeni Turk filmi izledim ama kayda deger bir filmle karsilasmadim. Izledigim yabanci filmler arasinda Mary and Max en kayda degeriydi.  Not duseyim buraya dedim.


Bu filmde Mary ve Max mektup arkadasi. Mary Avustralya'da yasayan kucuk bir kiz. Icine kapali. Alnindaki benle herkes dalga gecmekte. Kendini cirkin gormekte. En sevdigi sey yogunlastirilmis tatli sut. Max ise New York'ta tek basina  bir apartmanda yasayan, obezite sorunu olan, duygularini ifade edememe ve insanlarla iletisim sorunu olan biri. Yaninda yuzler adli bir kitap tasir ve insanlarin karmasik yuz ifadelerini bu kitap sayesinde bulmaya calisir. Gulmeyi -aglamayi bilmez. kMax'i filmde Philip Seymour Hoffman seslendiriyor.


Max ile Mary uzun yillar birbirlerine yazarlar. Inisli cikisli bir surectir arkadasliklari. Birbirlerinin sorunlarina cozum ararlar. Bazen Mary ilginc sorulari ile Max'in sinirlarini zorlar, sinir krizlerine sokar. Mary ile Max birbirlerine 25 yil yazarlar. Mary, sonunda piskoloji bolumune girer ve Max'in problemleri uzerine bir kitap cikarir. Bu kitabi imzalayip Max'e gonderir ve Max, Mary'yi bir kalemde siler. Izin almadan boyle birsey yapmasi affedilmezdir. Birbirlerinin hayatindaki en onemli sey bu dostluktur. Mary, Max'in arkadasligi olmayainca derin bir deprasyona girer. Film boyle devam ediyor. Asagida Que Sera Sera (whatever will be) esliginde Mary and Max'den bir kuple.


Oylesine gulluk gulistanlik bir stop-motion degil bu. Mahvedip birakiyor sonunda. Duygular alt-ust oluyor. Hayat herkes icin zor ama kirilganlar icin daha da bir zor. Filmde kendini kabul et, kendini oldugun gibi sev, insanlari degistirmeye calisma gibi alt mesajlar var. Film, aileni secemezsin ama arkadaslarini secebilirsin gibi bir mesajla bitiyor. Bu cetrefilli hayati guzel kilan edinilen dostluklar galiba...

ps: kotu anlarin minimum duzeyde oldugu bir yil dilegiyle..

Waste Land ve Vik Muniz

Enterasan bir yapim Waste Land. Brezilya'li fotografci Vik Muniz'in bir projesinin yasama gecme surecini izliyoruz filmde. Vik Muniz, fotograflarinda degisik materyaller kullaniyor. Sekerle, cikolatayla cok hos seyler cikartabiliyor. Ben Vik Muniz cikolata sosu ile yaptigi birkac calismayi New York Modern Sanatlar muzesinde gormustum.


Waste Land filminde ise  Rio'nun tum copluklerinin atildigi alanda, geri donusum materyallerini toplayan iscilerin hayatini konu ediniyor. Tabii, tum toplayicilarin hayati bir roman. Hepsine yaklasip onlarin oykulerini dinliyor ve onlari fotografliyor.


Bu fotograflari ise buyuk bir alana yansitip, iclerini geri donusum materyalleri ile kolajliyor.  Filmde, bu asamada cop toplayicilari calisti. Son asamaya gelen eserler fotograftan ziyade dev bir kolaj-resim arasi. 


Verilen emege sahit olmak, Brezilya'nin favelalarindan copluklerine farkli hayatlara sahit olmak ve Vik Muniz gibi sirin bir insani yakindan tanimak icin mukemmel bir yapim Waste Land.  Bu projeden kazanilan tum para da cop toplayicilarina gitmis. Sanatin toplumsal sorunlarda kullanilmasi takdir edilesi. Ben cok begenerek izledim filmi. Vik'in birkac farkli projesi de asagida...

Vik'in cikolata sosu ile yaptigi bir eser:


Vik'in seker tozu ile yaptigi bir eser."Sugar Children" serisi.

Wallace ve Gromit

Ben neden kacirmisim bu ikiliyi bilmem. Daha yeni izledim yuzumde tebessumle.  Wallace ilginc icatlar yapan biri. Bu icatlar Zihni Sinir tadinda. Gromit ise onun can dostu kopegi. Birlikte yasayip gidiyorlar. Wallace'i Peter Sallis seslendiriyor.


Ilk once, Wallace&Gromit in a Close Shave'i izledim. Bu kisa anime en sevdigim oldu iclerinde. Cam temizleme isindeler bu episodda. Bir yun dukkanin camlarini silerken Wallace yun dukkaninin sahibesinden hoslaniyor. Yun sahibesinin bir kopegi var. Cani kopek sevimli koyunlarin pesinde. Oyle cok soylenecek birsey yok ama cok sevimli.

Ikinci olarak Wallace&Gromit A Grand Day Out izledim. Evde peynirleri bitince, ayin peynirden yapildigina inanan Wallace bir uzay mekigi dizayn eder ve 5 cayina aya giderler krakerleriyle. Bu da sevimli ama ilki kadar degil.


Bir diger bolumde Wallace&Gromit A Matter of Loaf and Death'i izledim. Bunda Wallace ve Gromit'in ekmekciler. Ilginc bir sekilde kasabadaki tum ekmekciler birer birer olduruluyor. Wallace bu arada bir hatunla tanisiyor ve ona asik oluyor. Kadinin baska planlari var ama. Bu da gayet guzeldi.


Ve son olarak da Wallace&Gromit in the wrong trousers'i izledim. Bir pelikan Wallace'lerin evine yerlesiyor. Yavas yavas Gromit'in evdeki pozisyonunu salliyor. Onu evden atmak ve onun gercek yuzunu Wallace'a gostermek Gromit'in rolu oluyor bu bolumde.



Sonsoz: Birbirinden sevimli ve yaratici, 20-30 dakika araliginda muthis playmationlar. Siddetle tavsiye olunur.

yilin ogretmeni

Bu aralar Khan Academy'nin bagimlisi oldum. Salman Khan'in kuzenlerine internet uzerinden ogrettigi dersler zamanla cok yogun istek almis ve su anda buyuk bir izleyici kitlesine ulasiyor. Ben biraz universitede alip hafiften unuttugum konulara bakayim diye basladim. Ama adam o kadar guzel anlatiyor ki dersleri, oturdum baska dersleri de izledim. 12000'den fazla ders var sitede. Matematik(Calculus,Linear Algebra, Statistics,...), bilim(biyoloji,fizik,kimya,astronomi, bilgisayar bilimleri,...), tarih, sanat tarihi, Amerikan tarihi, ve daha niceleri.Gordugum en basarili uzaktan egitim videolari.

Khan'in kisa bir Forbes soylesisi surada.

Uzun bir TED konusmasi ise surada.

Ogrenmekten zevk aliyorsaniz veya unuttugunuz konulari tekrar gozden gecirmek istiyorsaniz siddetle tavsiye ederim. Uzun zamandir etkilendigim en iyi ogretmen Salman Khan!!!

izledim sevdim

Yazacaklar biriktikce daha az yazar oluyorum buraya. Daha fazla ertelemeden son aylarda izlediklerimden bahsedeyim.

3-4 ay oncesinde Woody Allen'in Midnight in Paris'ini izledim. Bir yaz aksami sinemasina cok yakisan bir film. Kafayi cok yormuyor. Paris'i guzelce gezdiriyor. Hem gunumuzu hem gecmisi iceriyor. Paris'te son birkac yuzyildir yasamis yazar-ressam-dusunurleri de barindiriyor. Genel tema, "her zaman yasadigimiz cagi begenmememiz ve dusunce-sanat anlaminda altin cagi hep gecmiste aramamiz" diye ozetlenebilir. Filmdeki oyuncu kadrosu da cok kuvvetli. Woody Allen Manhattan'dan cikmakla iyi etti. Ben hem Paris'i hem Barcelona'yi cok begendim onunla.





Son birkac ay izledigim en guzel filmler arasinda kesinlikle Arka Pencere (Rear Window) var. Ben hep Hitchcock 'tan korkarim ihtimali ile Hitchcock filmi izlemedim. Ah onyargilar!!! Hala da Pyscho'yu izlemeyi erteliyorum. Yakinda izlerim ama:) Rear Window'la okulun sanat kutuphanesinde tanistim. Bir fotografcinin basrolde oynamasi benim icin filmi izlenir kategorisine koymustu. Herneyse bir Pazar aksami filmi izledim. Sanki tiyatro oyunu izliyor gibi hissettim kendimi. Teknolojinin bu kadar ileri olmadigi yillarda, dekorun, isigin kullanilmasi super.Daha cok polisiye tarzi gibi. Sonuna kadar heyecanla izlettiriyor. Bazi ogeler, gunumuzde klise olarak kabul edilebilir. Ama filmin 1954 yapimi oldugunu dusunursek cok takdir edilesi bir film. Film Hitchock filmografisinde de onemli. Bundan sonra cektigi tum filmler ustalik zamani olarak nitelendiriliyor.   Konusmalar cok gercekci. Ozellikle yardimci(temizlikci) ile fotografci arasindaki konusmalar. Grace Kelly ve James Stewart, oyunculuk anlaminda cok iyi.



Rear Window, diger Hictcock filmlerinin kapisini acti bana. Tabii ki Vertigo'yu izledim sonrasinda. Bende de hafif bir Vertigo'luk durum var. O yuzden yeterince gerdi beni. Artik bir San Francisco'lu oldugumdan, tum San Francisco ayrintilari da cok daha hosuma gitti. Filmin cekildigi cogu yeri biliyorum.


Daha sonra Birds'u izledim. Bu filmde San Francisco civarinda. Kuslarin bir adayi isgal etmesi, insanlara saldirmasi uzerine bir film. Biraz geriyor ama cok da degil. Basrol oyuncusu kadin cok iyi degildi filmde. Gorsel efektler yine 50'lere gore cok iyi. Hicthcock simdiki teknolojiye sahip olsaydi neler yapardi diye dusunuyor insan.


Daha sonra Notorius'u izledim. Notorius diger filmlerden cok daha farkli. Ikinci dunya savasi sonrasi bir casusluk filmi. Ingrid Bergman dokturmus filmde. Ne kadar guclu bir kadin oyuncu. Karsisinda ise Cary Grant var. Film Brezilya'da gecmekte. Ingrid, uranyum zenginlestirme planlari yapan bir gruptan bilgi sizdirmakla gorevli. Ingrid'in ses tonuna hayran kaldim. Film cok cok iyi. Sanirim, Hitchcock listemin ust siralarinda yer alir bu film.


North by Nothwest de yine IMDB'de yuksek puanli filmlerden. Film New York'ta basliyor. Basrol oyuncumuzu bir grup insan kaciriyor, ona bir cinayeti yukluyorlar, ve onu baska bir isimle cagiriyorlar. Neden kacirildigini veya neden basina boyle seylerin geldigini anlamadigi halde film boyunca devamli kacan bir Cary Grant var filmde. Filmin cogu sahnesi sinema tarihi acisindan onemli. Ozellikle misir tarlasinda, ucaktan kacis sahnesi cok unlu. Bu filmdeki kadin oyuncunun performansini cok begendim. Film sonunda Mount Rushmore'dan kacis bolumleri de guzel. Genel anlamda benim favorilerim arasinda degil.



Bu kadar Hicthcock filminden sonra, tesaduf eseri kesfettigim Giant adli filmden bahsedeyim. Elizabeth Taylor ve Rock Hudson'un basrollerinde oynadigi bir film. Ayni zamanda James Dean'in son filmi. Dogrusu benim izledigim ilk James Dean filmi. Hikaye genel anlamda klise olabilir. Elizabeth ile Rock ilk goruste birbirlerine asik olurlar ve evlenirler. Elizabeth, dogu yakasindan Teksas'in bir ciftligine gelin olur. Cok buyuk bir degisimdir onun icin. James Dean ise ona uzaktan asik olur. James fakirdir ama sonunda Teksas'ta petrol cikartir ve zengin olur. Hikaye klise olsa da Amerikan tarihi acisindan onemli bir film. Ozellikle irkciliga karsi cekilen ilk filmlerden. Teksas'ta yasayan Hispanik halka karsi beyazlarin yaptigi irkcilik filmde yerini buluyor. Genelde siyahlara karsi yapilan irkciliktan bahsedilir ama filmde ilk kez Teksas'taki Hispanik kesimi haklarinin olmadigini goruyoruz. Genel kurgu haricinde yan anlamlar cok onemli filmde. Cok iyi bir klasik film. Bir pazar sabahi zevkle izlenebilir.


Ve son olarak Best years of our lives: Bu film ikinci dunya savasi sonrasi eve donen uc askerin normal hayata gecis donemini anlatiyor. Bu filmi Paul Auster'in bir kitabindan (Sunset Park) hatirliyorum. Kitapta o kadar cok bu filme atif vardi ki, kitabin bazi bolumlerini kacirdim. Filmdeki, uc askerden biri, orta yas ustu, 20 yillik evliliginden 2 cocugu var. Bir digeri, savasta basarilar elde eden bir pilot ama normal hayatinda dondurma tezgahinda calisan biri. Ve son asker donanmada ellerini kaybetmis venisanli. Ucu de uzun askerlik sonundan eski hayatlarina donuyor, ama artik cok farkli onlar. Ozellikle ellerini kaybeden askerin yasadiklarini Ugur Yucel'in yazi-tura'sinda da gormustum. Savastan donup dondurma tezgahina donmenin hayal kirikligi da insani uzuyor. Film yine Amerikan tarihi acisindan onemli. 1946 yapimi bir film. Paul Auster'in kitabinda filme bakarak o cagin kadinlarinin is yasamindaki onemi vurgulanmaktaydi. Ben filmi cok zevkle izledim. 
 

Nurvenur'la pazar sinema kusagi bugunluk burada son buluyor. Esenlikler.....

tatilden donus

Tum yaz deniz deniz diye sayiklayinca, doktora sonrasi denize girmek sart olmustu. Bir aklim Atlantic'e git dedi ama orada deniz cok dalgali ve su cok ilik degil.. Boyle olunca guneye inelim dedim ve Destin'e gitmeye karar verdim.

Destin-Panama City, Meksika Golf'u denilen bir bolgede. Genelde ailelerin takildigi bir tatil mekani. Deniz turkuaz renginde, kum bembeyaz.

Otel odamin penceresinden... Denizle gokyuzu birbirine karismis.
Tum kiyi birbirine benziyor. Cok fazla plaj degistirdim kiyi boyunca ama denizin karakteristikleri hep ayniydi. Cok derin degil deniz. O yuzden cocuklu aileler icin ideal sanirim. Suyu Akdeniz'inki gibi ilik ama tuzsuz. Bol bol balik var. Bir adada snorkel yapip saatlerce baliklarla oynadim. Amerika'da ilk kez denizde yuzdum. Pasifik ve Atlantik o kadar soguk ve dalgali ki, sadece sorf yapilabiliyor oralarda. Boyle turkuaz sularda yuzmek bir hayaldi benim icin hep.

 

Denizdeki hayvanlardan bu sefer nedense tirstim, bir balik turu devamli gelip isiriyordu. Bol bol yengec vardi. Hic gormedigim buyuk balik turleri vardi. Deniz kablumbagalari vardi. Ilk korkuyu atlattiktan sonra, onlari incelemek de hos oldu.

Deniz kiyisinda gunesin batisini izlemek, kiyiya vuran deniz kabuklarini toplamak, ne kadar rahatlaticiydi anlatamam.


Amerika'nin en sevdigim ozelligi, insanlarin birbirini rahatsiz etmemesi.Bu plajlarda insanlar et et ustunde degil. Insanlar birbirine aralik birakacak sekilde konumlaniyor. Birbirini dikizlemiyorlar.  Herkes kendi halinde.

Plaj'da bangir bangir Serdar Ortac calmiyor:) Plaj'da kindle'mi veya SLR kamerami birakip denizde zaman gecirince, bu aletlerin calinacagina dusunmuyorum bile. Maalesef, Turkiye'nin plajlari cok kalabalik, gurultulu, ve guvenli degil.

 

Deniz'in muthis bir iyilestirici gucu var. Iki gun deniz kiyisinda olunca, tum doktora surecinin yorgunlugunu attim. 

 
 
 
Gittigim bolgede bol bol parklar vardi. Buralarda dunes (kum tepeleri) var. Bembeyaz kumcuklarda yetisen bitkiler enteresan. Koruma altinda bir bolge.

 

Aileler genelde bu bolgeye aksamustu profesyonel fotografcilarla gelip aile fotograflari cektiriyorlar. Aksam 6'dan sonra bu park beyazlar giyinmis ailerle donandi. Sanirim, bizim plaj kulturunden en buyuk farki bu fotograf olayiydi.


Sans eseri, bir dugune sahit oldum plajda.Patirtisiz, kuturtusuz muthis bir dugundu. 4 kisilik davetli grubu ve fotografci. Gayet sade, plajda super bir dugundu. Bayiliyorum bu tur sade evlilik seromonilerine. Bu sevimli toren de, bu sakin plajin aksamustu surprizi oldu bana.

Sonsoz: Golf'un sulari mis gibiymis. Buradan, Turkiye'nin denizlerini ozleyip ahh cekmeye bir son vermis oldum. Denizsiz hayat cekilmiyor. Denizi ozleyenlere kisacik da olsa bir deniz tatilini tavsiye ederim.3-5 gun deniz kiyisinda olmayacaksak hayatin ne anlami var, degil mi??

8/8

Bugun doktora macerasinin ve ogrencilik hayatimin son gunu. Tuhaf duygular icindeyim. Doktoranin son asamasi gercekten cok cileli geciyor. Devamli yazmak, kodlamak, sonuc uretmek, guzel grafikler yapmak derken beyinde hal kalmiyor. Sabah kalk, calismaya basla, biraz spor yap, gece yarilarina kadar calis, bir film izle, sonra uyu, gibi bir sureci atlattim. Cok yipratici bir surec. Doktora savunmasindan ciktiktan sonra, ben bunu da astiktan sonra herseyi asarim gibi bir his dogdu. Daha once de zorlu asamalardan gecmistim ama son 3 ayin stresi bir baskaydi.

Savunmada, hocalarin sorularini yanitlarken arkadaslar fotograflarimi cekmisler. Yuzumun ifadesi, o kadar sert ve savas halindeki bir hocayla. Gulmekten oldum. Ayni hoca doktor oldugumu acikladiklari zaman bana cicek verdi, gunun en buyuk soku oldu bana.(Tabii cicegi, sevdigim baska bir hoca almis, nerece o incelik onda:)


Doktorayi yazarken her bolumun basina unlu bir soz koydum. Uygun soz bulmak da baska bir dertti. Benim tez astrofizikle - bilgisayar muhendisligini birlestirdiginden, Kucuk Prens'ten su sozu koydum en basa:


“All men have stars, but they are not the same things for different people. For some, who are travelers, the stars are guides. For others they are no more than little lights in the sky. For others, who are scholars, they are problems...”


Sonuc bolumune ise Edison'un su sozunu koydum. Kendi problemim icin gercekten calismayan o kadar cok method buldum ki:) Ama sonunda calisanini da buldum:) 

I have not failed. I've just found 10,000 ways that won't work.”



Doktora yaparken hep tesekkur yazisinda kimlere tesekkur edecegimi dusundum. Tabii ki basta danismanima tesekkur ettim. Doktoranun en onemli parcasi danisman. Benim basima talih kusu kondu bu anlamda. Ondan ayrilacagim icin cok uzgunum. Ona bakip bakip huzunleniyorum. Bu kadar comert, bu kadar caliskan, bu kadar iyi niyetli bir insanla nerede tekrar karsilasirim bilmem. Sonra bana para destegi veren tum kurumlara, aileme, arkadaslarima ve hayatima bir sekilde dokunan herkese tesekkur ettim. Cogu insanin adini vermedim, cunku cok fazla insan hayatima dokundu bugune kadar. Doktora boyunca, blogumun hayatimda onemli bir yeri vardi. Bu blog araciligiyla tanistigim herkesin de doktora hayatimda yeri buyuk. Bloguma da bu vesile ile tesekkurler:) 

Sonsoz: Doktora'ya askerlikten kacmak, laf olsun gibi niyetlerle hic baslamamak lazim. Bilime bir sekilde katkida bulunmak gibi bir amac yoksa, doktora sureci bir iskenceye donusebilir. Kisa sureli bir iskence de degil hem de. Kolay bir surec degil ve ortaya 5 yildan sonra hala bir yayin, bir katki, bir fikir cikmiyorsa, doktorayi birakmayi ciddi olarak dusunmekte fayda var. Bazen vazgecmek en buyuk erdemdir. Ogrendigin tek sey bu mudur dersen, harbiden budur.

Bir yaz gecesi

Bu yaz ne tatil, ne deniz, ne Turkiye, ne aile var. Yalnizca calismak, daha cok calismak, bunalmak, beynin grevlere gitmesi var.  Sicak, nemli, yemyesil Louisville gecelerinde atesbocekleri var, hanimeli kokusu var, yasemin kokusu var. Evde Sertab'dan Bahcede sarkisini dinlemeler var. Bu sikintili yazi bu sarkiyla animsayacagim.

Sabine ile Grifin

Bu kitapla kutuphanede tanistim. Aslinda bir ucleme Sabine ile Griffin'in oykusu.Bir solukta okuyup bitirdim.



Bir gun Griffin bir posta karti alir. Posta Sabine'den gelmektedir. Sabine, Griffin'in cizimlerini telepatik bir yolla gordugunu soyle. Tabii boyle birseye Londra'da yasayan sihire inanmayan Griffin inanmaz ama yine de o da Sabine'e bir kart atar. Bu kartlar mektuplara donusur bazen. Aralarinda iliski posta trafigiyle daha bir saglamlasir.



Sabine pul tasarimcisi, Griffin ise ressam ama posta karti ciziyor ayni zamanda. Durum boyle olunca. kitap sanat eseri gibi. Kitapta mektuplari zarflarin icinden cikarip okuyoruz. Ya da kartlarin onlu arkali versiyonlari var. Iki kisinin birbirine olan mektuplari yani.


Okumasi cok zevkli ve ikisinin arasindaki iliski cok gizemli. Griffin'in kendini arama oykusu ayni zamanda. Griffin cok pessimistik, asosyal bir ressamken, Sabine'nin mektuplari onu harekete geciriyor. Tum dunyayi geziyor kendini bulmak icin. Ve her ulkeden posta kartlari atiyor Sabine'e. Her posta kartinda o ulkeden birseyler var.




Her kitabin sonu insani merak icinde birakiyor? Ne oldu onlara. Uclemenin sonu da gizemli bitiyor. Bir baska uclemeye baglaniyor.

Kitaptaki diger kartlara ve ozlu sozlere suradan erisilebilir. Tabii ki butun kartlari ve posta pullarini yazar Nick Bantock'a ait.


Asagida Sabine'nin tasarladigi bir posta pulu.



Sonsoz:Mektuplar, kartlar, posta pullari hayatininiz bir parcasi ise severek okuyacaksiniz.