Istanbul'u dinliyorum

Bu fotografi Besiktas'ta cektim. Hosuma gidiyor bakmasi. Kendimi Besiktas'ta oturdugum o bankta Istanbul'u izliyor gibi buluyorum. Denizin kokusu, balikcilarin dingin dingin denizi seyretmesi, ortalikta dolasan kedileri hatirliyorum. Bir yaz gecti ben Istanbul'daydim ama simdi yine uzaklarda....



Bu fotografi ise Eminonu'nde cektim. O kalabalik, Eminonu'nun hic biryerde bulunmayan farkliligi, aksam saati kosusturmasi.



Bunu ise tabii ki Istiklal'de cektim. Dunyanin farkli sehirlerinde cok kalabalik caddelerde yurudum bugune kadar ama Istiklal'deki kalabaligi, canliligi pek bir yerde gormedim. Dogrusu beni yoran bir kalabalik bu. Istanbul'a her gittigimde giderim Istiklal'e bir kez. Ama bir daha gitmeye enerjim ve istegim kalmaz.



Bu seferki Istiklal ziyaretimde tramvay arkasina bir rock grubunu takmis bir sekilde yolcu tasiyordu. Yaninizdan tramvay gecerken bir yandan rock muzik dinliyorsunuz. Var mi otesi:)



Istanbul'da genelde Sultan Ahmet bolgesindeki hostellerde kaliyorum, bir hostel Turk vatandasi oldugum icin beni reddetti. Amerika'da bir otelin veya hostelin Amerikali bir vatandasi kabul etmedigi gorulmemistir. Pek bir igrenc durumdu. Her neyse Turkiye'de sevgili muzekart hizmeti ile tum muzelere bedava giriyorum. Bu sene muzekart ile en az 10 farkli muze veya oren yeri gordum. Cok faideli bir kart. Ayasofya'da gezerken gelen turistlerin otontikligi hosuma gitti. Iste otantik bir kadin. Bu arada Ramazan'da Sultan Ahmet'te olmak cok guzel bir duyguydu. Ozellikle iftardan gece yarisina olan surec cok hareketli, cok ruhani. Cok istememe ragmen 1001 icat sergisini goremedim. Ama suradan Ben Kingsley'in oynadigi 1001 inventions videosunu izledim ve bir sekilde sergiyi gormus kadar oldum.


Istanbul'da uzun zamandir yapmadigim birsey yapip Bogaz turuna katildim ve en son durakta, Kavacik'ta inip guzel cupralari mideme indirdim su manzara esliginde. Pek bir lezizdi.


Yine daha once yapmadigim birsey yapip Yedikule'ye gittim. Bizans'in en buyuk kapilarindan birini, sehrin duvarlarini, bogaz trafigini, yedi kuleyi gordum. Kimsecikler ziyaret etmiyor burayi ama benim bu sene Istanbul'da yaptigim en farkli aktiviteydi.



Istanbul'un ve Turkiye'nin her bir parkinda olan su egzersiz aletlerini ben de denedim. Bayiliyorum bunlara ve insanlarin bunlara olan yaklasimina. Simdi hic isinmadan kumas pantalon ve utulu gomlekle bu aletleri kullanmanin Turk kas yapisina ne tur faydalari olacagini merak ediyorum. Yine de bunu ureten firmanin girisimciligine hayranim.


Bunun haricinde Beykoz korusunun cay bahcesinde en lezzetli tavuk gogsunu, Ciragan sarayinda en lezzetsiz baligi, Sultan Ahmet'te dillere destan Sultan Ahmet koftesini ve irmik helvasini, Bogazici'nin dillere destan kampusunde degisik Turk yemeklerini yedim. Bogazici'nin kampusu harbiden guzelmis. Ciragan sarayinin ici Dolmabahce'ye gore daha alcakgonullu ama daha yasanabilirmis. Muthis avizelerine hayran kaldim. Onun haricinde pek bir gorulesi bir ozelligi yoktu.

Istanbul'da tabii ki tum eski camileri ziyaret ettim. Istanbul'un mimari anlamda en onemli yapilari camileri. Maalesef Turkiye Cumhuriyeti zamaninin en onemli mimarisi olan, kutucuk seklindeki apartmanlar ve bu apartmanlarin ustundeki canak antenler Istanbul'u pek de guzellestirmiyor. Daha siki mimarlara, sehir tasarimlarina ihtiyaci var Istanbul'un.



Istanbul'da ilk kez gezinin yaninda is yuzunden de bulundum. Konferansa katilmam gerekiyordu bes gun boyunca. Her sabah erken vakitte kalkip nefes alinamayack kadar dolu bir aractan otekine binmek hosuma gitmedi. Bir lokasyondan digerine gitmek icin iki uc farkli arac degistirmek yorucu, bunaltici. Insanlarin kosusturmasi, gerginligi, mutsuz yuzleri cok yorucu. Bu konferansin bitmesini ve Istanbul'dan ayrilmak icin gunleri saydim ve ben de herkesin vardigi sonuca vardim. Istanbul'da turist olmak, guzel koselerine gitmek, vapulara binmek, balik yemek, cay icmek, simit yemek pek bir tatli da, orada calisip monoton bir hayatin kacinilmaz bir parcasi olmak pek bir korkunc.

Bir de gezinin muzigini ve su anda dinledigim albumu tanitayim. Beyazit'tan Cemberlitas'a dogru yururken bir kitapcidan ruhlari dinlendiren ney'i duydum. Girdim kitapciya. Sordum ne caldigini ve aldim albumu. Salih Bilgin ve Murat Eydemir'den Neva albumu. Pek bir rahatlatici.


Hoscakal Istanbul bir dahaki turistik gezime kadar...

1 comment:

ZSA said...

Istanbul'la ilgili ne dogru bir tespit! Benim Istanbul'um hep boyle bir Istanbul oldu. Asik, yorgun ve telasli yuzlerin, sabirsiz, aceleci hareketlerin, bitmeyen bir kosturmacanin sehri.. Bu yuzden Istanbul'a karsi arasira duydugum nostaljik ozlem uzun surmuyor. Ama turist gibi gezmesi gercekten guzel. Bu yuzden "Istanbul cok guzel bir sehirmis" diyen Amerikali arkadaslarima, "disi seni ici beni yakar" diyorum.